Darbe girişiminin hemen ardından 21 Temmuz’da ilan edilen ve tam yedi kez uzatılarak iki yıl süren Olağanüstü Hâl (OHAL) dönemi, ülkenin idari ve hukuki yapısında derin izler bıraktı. Bu süreçte yayımlanan 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile devlet kademelerinde, yargıda, emniyette ve akademide devasa ihraç dalgaları yaşandı. Yargılamalar kapsamında darbe teşebbüsüyle bağlantılı 289 ana dava açılırken; aralarında üst düzey generallerin de bulunduğu yaklaşık 5 bin kişi müebbet başta olmak üzere ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Yüz binlerce kişi hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, hukuki süreçlerin yankıları halen devam ediyor.
TSK’DA KÖKLÜ REFORM: ASKERİ YAPILANMA SİL BAŞTAN DEĞİŞTİ
15 Temmuz sonrasında en radikal dönüşüm askeri bürokraside gerçekleşti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) emir-komuta zinciri ve kurumsal yapısı yeniden tasarlandı. Genelkurmay Başkanlığı doğrudan Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanırken; Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı tamamen İçişleri Bakanlığı’nın kontrolüne geçti. Tarihi harp okulları kapatılarak askeri eğitim tek bir çatı altında, yeni kurulan Milli Savunma Üniversitesi bünyesinde toplandı. Ayrıca, güvenlik gerekçesiyle büyük şehirlerin merkezinde yer alan askeri birlik ve kışlaların şehir dışına taşınması süreci başlatıldı. Yapılan bu köklü reformlarla ordunun iç siyasetteki geleneksel etkisi asgari düzeye indirildi.
DEVLET SİSTEMİNDE MERKEZİLEŞME VE SİYASAL DÖNÜŞÜM
Analizde uzmanların görüşlerine de yer verilerek, darbe girişimi sonrasındaki sürecin Türkiye’de idari sistemin tamamen değişmesine zemin hazırladığı belirtiliyor. 2017 referandumuyla kabul edilen ve ardından yürürlüğe giren yeni yönetim modeliyle birlikte yasama, yürütme ve yargı organlarının güç dengelerinde ciddi kaymalar yaşandı. Karar alma mekanizmalarının tek bir merkezde toplanmasıyla kurumların geleneksel özerklik yapılarının zayıfladığı ve siyasal iktidarın devlet mekanizmaları üzerindeki denetim gücünün en üst seviyeye ulaştığı vurgulanıyor.
DIŞ POLİTİKADA ASKERİ GÜÇ ODAKLI YENİ STRATEJİ
15 Temmuz’un etkileri sadece yurt içiyle sınırlı kalmadı; Türkiye’nin dış dünyayla ve özellikle komşularıyla olan ilişkilerini de yeniden şekillendirdi. Darbe girişiminin yarattığı yeni güvenlik konsepti çerçevesinde sınır ötesi askeri operasyonlara hız verildi. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde IŞİD ve YPG gibi örgütlerin sınır güvenliğini tehdit etmesini önlemek amacıyla kapsamlı askeri harekâtlar düzenlendi. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel diplomaside “müzakereci” kimliğinden ziyade sahada fiili güç kullanan “aktif askeri aktör” rolünü benimsemesine yol açtı.
