İnsan Hakları Eylem Planı Getirileri Ne olacak ?

İnsan Hakları Eylem Planı Getirileri Ne olacak ?

2 Mart Salı günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’nı incelediğimde aklıma gelen hususlardan biri 11 ilkenin hepsinin mevcut Anayasa’mız ve kanunlarımızdan neredeyse kopyala-yapıştır şeklinde alındığı, amaçların ise hepsinin Anayasa’mız ile güvence altına alınmış olduğu hususu, ikincisi ise aşağıda detaylı bir şekilde açıklayacağım üzere bu planın bir özeleştiri niteliği taşıması olmuştur.

İnsan Hakları Eylem Planı’na esas alınan ilkeler başlıca şunlardır:

-Ayrımcılık söz konusu olmaksızın herkesin kanun önünde eşit olması Anayasa’nın 10. Maddesi,

– Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı Anayasa’nın 38. Maddesi ile,

– Düşünceler nedeniyle kimsenin özgürlüğünden alıkonulamaması Anayasa’nın 28. Maddesi ile,

– Hukuk devleti ilkesi Anayasa’nın 2. Maddesi ile,

– Hak arama özgürlüğü ise Anayasa’nın 36. Maddesi ile tanınmış ve bu hakların korunması için devlete yükümlülükler yüklenmiştir.

Bu halde akla şu soru gelmektedir: Hali hazırda temin altına alınmış hakların ve ilkelerin korunmasının gündeme gelmesi, yürütme organının üstüne düşen temel yükümlülüklerini yerine getirmediği anlamına mı gelmektedir? Nitekim, yasama organı üstüne düşen görevi yerine getirmiş, gerekli hakları Anayasa ile güvence altına almış, ama Anayasa ve kanunlara uygun olarak, Anayasa ve kanunları yürütme görevi olan yürütme organı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir ki, hala bu hakların korunması için birtakım eylemlerin yapılması ve mevzuatta değişiklik yapılması gündeme getirilmektedir. Bu haliyle, yürütme organının başı niteliğindeki Cumhurbaşkanı tarafından İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklanmış olması hiç şüphesiz biz “Anayasa’nın uygulanmasını gerçekleştiremedik.” şeklinde bir özeleştiri niteliği taşımaktadır.

Bu özeleştiri niteliğinde olan konulardan birkaçını özetlemek istiyorum:

-İnsan Hakları Eylem Planı ile hakimlere “coğrafi teminat” sağlanacağı belirtilmiştir. Bu durum, bu teminatın sağlanmaması durumunda hakimlerin verdiği kararlar sebebiyle “sürülme” korkusuyla başbaşa kaldığını ve bu halde de bağımsızlığını tamamen kaybettiklerini göstermektedir.

-Özellikle kolluk kuvvetlerine insan hakları gibi konularda eğitim verileceğinin öngörülmesi ile kolluk kuvvetlerinin aldıkları ve mevcut iktidar döneminde yeniden düzenlenen eğitim-öğretim programlarının ne kadar yetersiz olduğunu işaret etmektedir.

Peki Anayasa’nın güvence altına aldığı hakların bu kadar korumasız kalmasının temelinde yatan nedir? Akla ilk gelen, iktidar partisinin oylarıyla bir günde değiştirilen kanunlar gelmektedir. Örneğin, Anayasa’nın 34. Maddesi ile herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebileceği belirtilmiştir. Ancak, AKP hükümeti döneminde çıkarılan bir kanunla valilere toplantının ertelenmesi ve yasaklanması hakkı tanınmıştır. Benzer şekilde, hakimlerin tarafsızlığının temin altına alınması eylem planı ile hedeflenmektedir. Ancak, yakın zamanda Avukatlık Kanunu’nda yapılan değişiklikle baroların bölünmesinin önünün açılması ve buna sonuç olarak baroların ve barolara kayıtlı avukatların siyasi görüşlerinin öngörülebilir olması, hakimlerin tarafsızlığını en büyük tehlikeye düşürecek durum olmuştur. Bu durum, Anayasa’nın neredeyse yönetmelik çıkarır gibi kolay bir şekilde kabul edilen kanunlarla kolayca çiğnendiğini göstermektedir. Anayasa’daki hakların korumasız kalmasının bir diğer nedeni ise yürütme organının Anayasa’nın uygulamasında aktif rol almaması ve bazen Anayasa’daki hükümleri ihlal eder nitelikte kolluk, hakim ve savcılar üzerinde kurulan baskının kullanılmasıdır. Buna örnek olarak ise, Anayasa’nın 26. Maddesi ile herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu belirtilmişken, ülkenin çok sevilen sanatçıları olan Metin AKPINAR ve Müjdat GEZEN’in düşünceyi yayma hakkı kapsamında kalan sözleri nedeniyle yargılanması verilebilir. Nitekim, benzer sözler bir önceki iktidarlar döneminde de söylenmiş, düşünceyi yayma özgürlüğü çerçevesinde kaldığı için herhangi bir işlem yapılmamış, ancak mevcut hükümetin baskıcı politikaları nedeniyle günümüzde yargılama konusu edilmiştir. Yine eylem planı ile hukuk fakültelerinde nitelikli eğitim verilmesinin, kontenjanların gözden geçirilerek sağlanacağı belirtilmiştir. Ancak, herkes tarafından da açıkça bilinmektedir ki, devamlı olarak yeni açılan hukuk fakülteleri ile birlikte fakültelerin sayısı 80’i aşmış durumdadır. Bu haliyle, hukuk fakültelerinin nitelikli eğitim vermesinin yalnızca kontenjan sınırlaması ile yapılamayacağı da aşikardır.

Bu konulara değindikten sonra, İnsan Hakları Eylem Planı’nın eleştirisinin de yapılması gerekmektedir. Özü itibariyle benimsediği ilkeler ve amaçlar düşünüldüğünde, plan gerçekten hayata geçirildiğinde Türkiye’nin siyasi ve hukuki tarihinde çok önemli gelişmeler meydana geleceği aşikardır. Ancak, ilk olarak, planda belirtilen amaçlar ve hedeflerin bir kısmının daha önce de gündeme getirilmiş olması ve bunların hayata geçirilmemiş olması, yakın tarihimizde özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarında insan haklarının katledilmiş olduğu düşünüldüğünde plan oldukça samimiyetsiz gözükmektedir. Planın samimiyet kazanması için derhal planı destekleyecek programlar hazırlanmalı ve mevcut Anayasa’nın tüm maddeleriyle koşulsuz olarak uyulması sağlanmalıdır.

İkinci olarak ise, planın kendi içerisinde de hukuki ve siyasi olarak eksiklikleri bulunmaktadır. İnsanların en temel hakkının yaşama hakkı olmasının yanı sıra, tüm dünya tarafından kabul edilmiştir ki, tüm insanların onurlu bir şekilde yaşama hakkı bulunmaktadır. İnsanın onurlu bir şekilde yaşamasının koşullarından birisi ise insanların refah içerisinde yaşamasıdır. Ancak günümüz Türkiye koşullarında işsizlikle mücadele eden ve açlık sınırının altında kalan insan sayısının günden güne arttığı düşünüldüğünde, insan haklarını temin etme amacıyla ilk olarak yapılması gereken şeyin derhal ekonomik olarak üretimin desteklenmesi gibi gerekli programların yapılması, bunun koşulsuz olarak desteklenmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra, İnsan Hakları Eylem Planı’yla temin edilmek istenen hakların korunması için, gün geçtikçe daha çok deforme edilen eğitim sisteminin erken çocukluktan itibaren bu hakları anlatır, öğretir ve korur şekilde değiştirilmesi oldukça önemlidir. Ancak, bugüne kadar yürütülen hükümet politikalarının bunun tam aksini destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Nitekim, ilkokuldan itibaren verilen eğitimin çocukların ve gençlerin, polis okullarında verilen eğitimlerin ise kolluk kuvvetlerinin,  özellikle bu tür konular üzerinde düşünmesinin engellenmesi yönünde değiştirildiği görülmektedir.

Somut olarak ise kadın haklarının korunması hususunda, eylem planı ile 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kendi alanında çok ileri bir düzenleme olduğunun belirtilmesi ile yetinilmiştir. Ancak, kadın haklarının korunması ile ilgili uluslararası mevzuat incelendiğinde, mevcut Kanun’un kadın haklarını korumanın en önemli yolu olan, kadınlara karşı sırf kadın olmalarından kaynaklı şiddetin yani toplumsal cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi için hiçbir önlem almadığı, özellikle okullarda verilecek eğitim ile aile içi eğitimlerin gerçekleştirilmesinin önünün açılmadığı, bu çerçevede önleme amacının olmadığı, sadece somut olaylar üzerinden, şiddet eylemi gerçekleştikten sonra kadın haklarının korunmasını temin ettiği açıkça görülmektedir.

Sonuç itibariyle, eylem planı her ne kadar insan hakları konusunda önemli gelişmeler sağlayacak bir metin olarak gözükse de, bugüne kadar Anayasa ile temin altına alınan hakların, yürütme organının tavır ve davranışlarıyla ihlal ediliyor olması, eylem planı ile gerçekleşmesi hedeflenen hususların aleyhine yakın zamanda kanunlar çıkmış olması sebepleriyle, eylem planının samimiyetten uzak olduğunu düşündürmektedir. Bu çerçevede, birçok hukukçu ve siyasi tarafından bu eylem planının amacının insan hakları konusunda reform yapmak değil, yalnızca Anayasa değişikliği için meşru zemin oluşturmak olduğu yorumu yapılmaktadır. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının sonlarında eylemin nihai amacının yeni anayasa olduğunu da açıkça belirtmiştir.

 

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!