Neyin İntikamı Bu Ey Millet-i Sâdıka!

Hocalı şehitlerinin aziz ruhuna…

Tarih sahnesinde devlet olarak hiçbir kalıntısı olmayan, başka devletlerin içinde topluluk olarak hayat sürdüren ve yaşadıkları devletlerin içinde rahat bir hayat sürdüren Ermenilere en fazla değer veren ve müreffeh yaşamalarını sağlayan Osmanlı Devleti olmuştur. Öyle ki onlara “Millet-i Sadıka” yani, “Sadık Millet” unvanını vermiştir. Her ne olmuş ise Ermeniler, Türk milletine olan sadakatlerini hainlik ile göstermişlerdir.

Asalakça yaşamalarının bir göstergesi olarak büyük devletler içinde diasporalar kurmuşlardır. Ermeni diasporaları zamanla öyle bir duruma gelmişlerdir ki devlet politikalarını belirler olmuştur.

Ermeniler, Osmanlıdan beri Türk milleti ile siyasi ve fiziki bir çatışmanın içerisindedirler, bu durum günümüzde de hâlâ devam etmektedir. 1915 olayları ısıtılıp ısıtılıp önümüze gelmektedir. Nitekim diasporanın bu konudaki çalışmaları sonucunda Fransa Parlamentosu “1915’te soykırım yoktur.” Diyenleri suçlu kabul eden bir yasa kabul etmiştir.

Balkan Savaşları’ndan sonra Osmanlı içinde yaşan Ermenilerin başlattıkları isyan sonucunda tehcir kanunu çıkarılmıştır. 1915’te gereken yapılmıştır yapılmasına ama Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam edilmesi, şanlı Türk tarihinde bir utanç ve acizlik göstergesi, bir kara leke olarak yerini almıştır.

Cumhuriyet döneminde Ermeniler, ASALA Terör Örgütü ile yurt dışında görev yapan konsoloslarımıza, büyükelçilerimize ve ataşelerimize yönelik suikastlar düzenlemiştir. Bu saldırılarda kırk iki devlet görevlisi şehit edilmiştir. Resmi olarak kabul edilmese de kendisini milletine adayan, bir yiğit adam tarafından bu saldırılara karşılık verilmiş ve ASALA Terör Örgütü eylemlerine son vermek zorunda kalmıştır. Tam bu sorun ortadan kalktı derken, PKK terörü Türk milletine büyük acılar yaşatmaya başlamıştır. Ve artık ASALA, isim değiştirerek yurt içine girmiştir…

Dünya kamuoyunda her fırsatta Ermeni soykırımı ile suçlanan ırkımız, 1915’ten günümüze Ermenilerin her fırsatta yaptıkları saldırılarla pek çok masum can uğurlamıştır, cennetin en üst katlarına… İşte bunlardan biri de yüreğimde, yüreğimizde her geçen gün büyüyen bir yara… KARABAĞ…

Senin ile büyüdüm Can’ım,
Hep hüzün doldu yıllarım,
Elbet bir gün hesabı sorulacak bu katliamın,
Seni unutmadık Can KARABAĞ’ım…

Karabağ sorunu, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan’ın Karabağ Bölgesi’nin bazı kesimlerinde nüfusları fazla olan Ermenilerin bağımsızlık istemeleri sonucunda başlayan çalışmaların savaşa dönüşmesi ile tarih sayfalarında büyük katliamların ve acıların yaşandığı, günümüzde de yaşanmaya devam ettiği bir sorundur. Ermeni kuvvetleri ateşkesin yapıldığı 1994 yılına kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı olmak üzere, Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal etmişlerdir. Ermeniler, 1991’de Esgeran–Hadrut’u, 18 Şubat 1992’de Hocavend’i, 25 Şubat 1992’de Hocalı’yı, 26 Şubat 1992’de Şuşa’yı, 18 Mayıs 1992’de Laçin’i, 4 Nisan 1993’te Kelbecer’i, 23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı, 24 Ağustos 1993’te Fizuli’yi, 27 Ekim 1993’te Zengilan’ı, 26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i, 31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir. İşgal sırasında bütün şehirler yerle bir edilmiştir. O coğrafyalardan Türk izleri silinmeye çalışılmıştır. Sivil yaşam tahrip edilmiştir. Bunların içinde öyle bir yer vardır ki, orada yaşananlar tam anlamıyla bir insanlık dramı, bir soykırımdır. Hocalı…

Ermenilerin nasıl bu kadar vahşice katliamlar yaptığının da üzerinde durmak gerekir. Ermeniler bu günahı işleyerek öncelikle tarihten, daha doğrusu 1915 yılında yaşanan tehcir kararından adeta kendilerince öç almışlardır. İkinci olarak Hocalı stratejik bir noktadır; Dağlık Karabağ’daki havaalanının olduğu tek yerdir. Üçüncüsü ve en önemlisi ise Ermenilerin aslında bu şekilde vahşice bir saldırıda bulunarak savaşan ve direnen diğer yerleşim birimlerini psikolojik olarak çökertmek ve böylece bütün Karabağ bölgesini ve hatta Karabağ dışındaki diğer Azerbaycan bölgelerinin de korku ve telaşla boşaltılmasını sağlayarak, savaşta gözle görülür bir üstünlük elde etmektir. Hocalı Katliamı, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’de kullandığı atom bombaları gibi bir tesir yaratmış; Azerbaycan’ın Ermenistan ile olan savaşı kaybetmesinde önemli bir etki oluşturmuştur.

1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecesinde, bölgedeki Rus 366. Alayı’nın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ Bölgesi’ndeki Hocalı kasabasında sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan en ağır işkenceler uygulayarak, resmi rakamlara göre 613 kişiyi katletti. Bu katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu. 1275 kişi esir alındı, 150 kişi kayboldu. Katledilenlerin 83′ü çocuk, 106′sı kadın ve 70′i yaşlıydı. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının diğer çeşitli uzuvlarının kesildiği görüldü. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar da nasibini aldı.

ASALA’nın eski eylemcilerinden Monte Melkonyan, Hocalı’ya yakın bölgede Ermeni askeri birliklere komutanlık yapmış ve katliamdan bir gün sonra Hocalı çevresinde gördüklerini günlüğünde anlatmıştır. Melkonyan’ın ölümünden sonra Markar Melkonyan, kardeşinin günlüğünü “Benim Kadeşimin Yolu (My Brother’s Road)” başlığıyla ABD’de çıkardığı kitapta Hocalı katliamını şöyle tasvir ediyor:

“Bir gece önce akşam 11 civarında, 2.000 Ermeni savaşçısı, Hocalı’nın üç tarafındaki yüksekliklerden ilerleyerek, kasaba sakinlerini doğudaki açılışa doğru sıkıştırmışlar. 26 Şubat sabahına kadar mülteciler Dağlık Karabağ’ın doğu yüksekliklerine ulaşmış ve aşağıdaki Azeri kenti olan Ağdam’a doğru inmeye başlamışlar. Buradaki tepeciklerde yerleşen sivilleri güvenli arazide takip eden Dağlık Karabağ askerleri onlara ulaşmışlar. Mülteci kadın Reise Aslanova İnsan Hakları İzleme Örgütüne verdiği açıklamada “Onlar sürekli ateş ediyorlardı” diye konuşmuştu. Arabo’nun savaşçıları daha sonra uzun zaman kalçalarında taşıdıkları bıçakları kınlarından çıkararak bıçaklamaya başlamışlar.

Şu anda yalnız kuru çimenden esen rüzgarın sesi ıslık çalıyordu ve ceset kokusunu uçurması için bu rüzgar henüz erkendi.

Monte üzerinde kadınların ve çocukların kırılmış kuklalar gibi saçıldığı çimene eğilerek “Disiplin yok” diye fısıldadı. O, bu günün önemini anlıyordu: bu gün Sumgayıt Pogromun’un dördüncü yıldönümüne yaklaşıyordu. Hocalı stratejik bir amaç olmasından başka aynı zamanda bir öç alma eylemiydi.”

İşte kendi ağızlarıyla anlatılanlar… Bize daha fazla söz kalmıyor.

Şimdi aynaya bakalım bir de… Kardeşlerimiz bu durumdayken biz neler yapmışız?

Devletimizin bir numarasından başlayalım. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL: “Onlar Şii, biz Sûnniyiz. Gitsinler İran’dan yardım istesinler” demiştir ve dönemin başbakanı Süleyman DEMİREL savaş nedeniyle kıtlık çeken Ermenilere erzak yardımı yapmıştır.

Kandaşına sahip çıkma görevi yine ülkücülere düşmüştür. Kullanım hakkı Türk milletine ait olan 500 kişilik rüzgâr birliği, Alparslan Türkeş’in emri ile Azerbaycan’a giderek Ermenilere karşı savaşmış, kardeşinin yanında olmuştur.

Bizler elbette unutmadık. Ne Hocalıyı ne de Karabağ’ı…

Bugün olmuyorsa da elbet bir gün dalgalanacaktır Karabağ’da da Türk’ün bayrağı…

sözkonusu.net

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!