MHP’ye Ve Lider Devlet Bahçeli’ye İhtiyaç Var

BU YAZIYI KALEME ALIRKEN “TARAF” OLAN BİR AKADEMİSYEN KİMLİĞİ İLE ELİMDEN GELDİĞİ KADAR “BELGELERE DAYALI”  YAZMAYA ÇALIŞACAĞIM.

TARAFIM ÇÜNKÜ TARAF OLMAYAN YOKTUR TARAFSIZ GÖZLE İNCELEMEK GİBİ KLİŞE YALANLARLA KİMSEYİ KANDIRMAYA ÇALIŞACAK DEĞİLİM, SADECE SATILIK KALEMLER YAZILARINA BAŞLARKEN KONUYU SÖZDE “TARAFSIZ” BİR GÖZLE İNCELEYECEK OLURSAK DİYE BAŞLARLAR VE OKUYUCUYU KANDIRARAK YAZIYI İSTEDİĞİ AMAÇLAR DOĞRULTUSUNDA SÜSLERLER VE OKUYANLARDAN BAZILARINI KANDIRMAYA ÇALIŞIRLAR VE BAŞARILI OLURLAR.

GERÇEKTEN BAZILARININ ENGELLERİ FİZİKSEL OLMUYOR, ZİHİNSEL DE OLABİLİYOR,”İDRAK YOLLARI İLTİHAPLI” YA DA İNSAFSIZ AVCI’YA HİZMET EDEN, AV KÖPEĞİ” OLMAYI KENDİ KARAKTERLERİ VE SOYLAR’NIN İCABI BİR DAVRANIŞ KALIBI OLARAK BENİMSEYEN BU KİMSELER, KATILDIKLARI KONFERANSLAR, TARTIŞMA PROĞRAMLARI, PANELLER VE KALEME ALDIKLARI YAZILAR’DA “ TARAFSIZ GÖZLE BAKMAK GEREKİRSE” DİYE BAŞLAYIP “AV KÖPEĞİ” OLMA’NIN GEREKLERİNİ FAZLASIYLE YERİNE GETİRİR VE HATTA BİR ÇOK DEFA “KRAL’DAN FAZLA KRALCI” OLUR, ”TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ”NE SOYUNURLAR.

“TARAF” OLMAK SATILMIŞLIK DEĞİLDİR MERTÇE DURUŞ GÖSTERMEKTİR, HİÇ BİR FİKRİN, İDEOLOJİK PROĞRAMIN NE EŞKİYASI, NE DE MASKARASI OLMAK ANLAMINA GELMEZ, ”TARAF” OLMAK ÜZERİNE FİYAT ETİKETİ YAPIŞTIRTMAMAKTIR, ÇÜNKÜ FİYATI OLAN HERKESİN VE HERŞEYİN ÜZERİNE SON KULLANMA TARİHİ’DE KOYULUR.

Türkiye’nin 1990 sonrası AB üyelik süreci adı altında sokulduğu kıskacın tarihsel ilerleyişini şöyle bir düşünün, nereden nereye geldiğimizi çok daha iyi görebilirsiniz.

Tabii gelinen nokta bundan sonrası için de önemli ipuçları vermektedir. Yirmi yılda verilen tavizler ve demokratikleşme adı altında terörü teşvik eden uygulamalar bugün PKK’yı yasal bir parti olarak Meclis çatısı altına kadar getirmiştir. PKK’nın terörle yarattığı Kürt kimliği devlet tarafından kabul edilmiş, toplumsal taban bulmuş ve bir Kürt milli topluluğu yaratılmıştır. Şimdi sıra bu topluluğun kendi bağımsız devletini kurmasına gelmiştir.

AKP işte tam da bu noktada PKK için bulunmaz nimettir. Kürt-İslamcı hareketin İslamcı kolu olarak AKP, PKK’nın bütün isteklerini en hızlı ve en cesur biçimde yerine getirerek Özal’dan sonra Kürt meselesinde PKK’yı en çok koruyan ve kollayan parti olmuştur.

Özal’ın açtığı yoldan ilerleyen AKP aradan geçen zamanın toplumda ve devlette yarattığı gevşemeyi de kullanarak Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını tartışmaya açan, toprak bütünlüğüne kasteden ve üniter devleti ortadan kaldıran uygulamalarına rahatça devam etmektedir.

AKP’nin Kürt meselinde bu denli operasyonel bir rol oynaması ise kimseyi şaşırtmamalıdır. AKP, Kürt-İslamcı bir parti olması dolayısıyla zaten Kürtçülük yapmak zorundadır.

Ama bunun da ötesinde AKP’yi iktidara taşıyan süreç ABD’nin Irak işgali ile başlattığı Büyük Kürdistan’ı kurma planıdır. Dolayısıyla AKP bir Amerikan operasyonu olan Kürt devleti projesinin de Türkiye’deki taşeron gücüdür. O nedenle Kürtçülükte PKK ile yarışmasını doğal karşılamak gerekmektedir.

Burada H. Nihal Atsız’ın şu sorusu akla geliyor:

“Taviz hangi düşmanı isteğinden vazgeçirmiş, hangi taviz veren kazançlı çıkmıştır?”

Ancak bu yarışın tek bir kazananı olacaktır; o da PKK’dır. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunu bölerek burada bir Kürt devleti kurmak isteyen güç PKK’dır ve ABD planı içinde de bu bölge PKK’nın hakimiyetine bırakılacaktır.

AKP ise bu süreçte sadece bir araç, PKK’nın hedeflerinin gerçekleşmesi için kullanılan bir piyondur.
Kürt sorunu yok PKK sorunu var diyen bir hükümet niçin Kürtlere verilecek ayrıcalıkları PKK temsilcileri ile görüşür?

PKK ile anlaşma düşünenlerin önce PKK’nın kuruluş manifestosuna bir göz atmaları gerekir. Manifestoyu, ana hatlarıyla bizi ilgilendiren şu maddelerle yorumlayabiliriz:

1-Kürt varlığı resmi olarak anayasada kabul edilecek.

2-Özerk yönetim elde edilecek.

3-Dış destek alınarak bağımsızlık baskıları devam edecek ve bağımsızlık kazanılacak.

4-İran,Irak,Suriye ve Türkiye’den bağımsızlığını kazanmış olan Kürt parçaları birleşik Kürdistan’ı oluşturacak.

Kısaca 35 yıldır PKK’nın bu isteklerinden vaz geçmediğini ve vaz geçmeyeceğini, nihai hedeflerinin birleşik Kürdistan olduğunu biliyoruz.

Bu gün ilk aşamaları olan Kürt varlığı ve anayasal kabulünün gerçekleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz.
Bir devletin bir olaydan çıkar sağlaması başka bir devletin zayıf düşürülmesine bağlı olabilmektedir..
Devletler var olduğu sürece bu doğal akış devam edecektir.Doğal olmayan şey ise devletin kendi varlığını tehdit edenlere karşı verdiği tavizlerdir.Türkiye’de halkın vergileriyle geçinen TRT’nin Akılda Kalan adlı programında Sebahat Tuncel’in bir soru karşısında programı sunan kişiye ‘’Sayın Öcalan’a sorarsınız’’diyerek gülümsemesi ve hiçbir tepki almaması bu tavize bir örnektir.Yine benzer şekilde bazı Belediye Başkanlarının PKK’ya verdikleri destekler,terör örgütüne sunduğu imkanlar karşılığında devlet tarafından hiçbir yaptırımla karşılaşmaması da verilen tavizlere başka bir örnektir.Tüm bu tavizlere tepki gösterenler ise terör örgütüne destek veren ülkeler tarafından demokrasi düşmanı olarak suçlanmaktadır.Bu ülkeler için demokrasi kelimesi kendi çıkarlarını korumak ve gerçekleştirmek için kullandıkları sihirli bir kelimedir.Fakat kendi topraklarında benzer olaylar yaşandığında ülkeler işgal ediliyor veyahut hedefteki tüm ülke vatandaşları terörist ilan edilebiliyor.

AKP TARAFINDAN TERÖR ÖRGÜTÜNE VERİLEN TAVİZLERİN ANA TEMALARINA KUŞBAKIŞI BAKALIM

Kürtçe yayın yapan devlet televizyonu açıldı.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza hainlerine bir nevi iade-i itibar gerçekleştirilirken, aldığı kararlar nedeniyle Atatürk eleştirildi.

İnkar politikası reddedilerek Kürtlerin varlığı kabul edildi.

Kürt dili ve edebiyatı bölümü açıldı ve son olarak ta bizzat başbakan,

5.sınıftan itibaren Kürtçenin, seçmeli dil alınabileceğini açıkladı.

Yeni anayasanın asıl hedefinin de Kürtler olduğunu, onlar için hazırlandığını söyleyebiliriz. Umuluyor ki yeni anayasa Kürtlerin varlığını anayasal olarak kabul edecek ya da Türklük anayasadan silinecek.

Özerk yönetimin oluşturulmasına gelirsek;

BDP doğrudan doğruya bunu savunuyor.

CHP, Avrupa yerel özerklik şartlarının uygulanması gerektiğini söylerken

AKP de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor ayrıca planlanan başkanlık sisteminde de eyalet olarak ele alınabilecek bir konu ile halledilebilinir olarak bakıyor.

Şu bilinmelidir ki; millete oynanan kardeşlik oyunu, inandırıcılığını kaybetmiş durumda. Bölge içinde bir takım hesaplarla alakalı oynanan bu oyun, bir kürt sorunundan ziyade bir Türk sorunu ortaya çıkarıyor ve Türk’ler arasında artık hareketlenme sesleri geliyor.

MHP ve LİDER DEVLET BAHÇELİ’NİN DURUŞU
Siyasi ve Sosyal alanda rakip parti ve teorisyen kalemlerin MHP ve Devlet Bey hakkında birçok eleştirileri var ama bu eleştirilerinin sonunda eklemek zorunda kaldıkları tek cümle şu “MHP ve Lideri Devlet Bahçeli kendi ilkeleri ve proğramı doğrultusunda tutarlı ve net”

Kim ne derse desin, ”Şark Meselesi” menşeili bu yıkım projesine en net ve tutarlı tavrı gösteren, Türk Milleti’nden ve Türk İstiklali ve İstikbali’nden yana “Taraf” olan tek Tutarlı  Parti MHP,tek Net Lider” Devlet Bahçeli” dir.

MHP ve Lideri Devlet BAHÇELİ bu zaman diliminde, duruşları ve itirazlarıyla “Milli Refleks’in ”Tek Sesi ve Bayrağı olmuştur ama MHP içinde kendilerinden başka gölgelerini bile beğenmeyen, burunlarından kıl aldırmayan, entegrasyoncularla, Allah ile aldatanlarla, din bezirganları ile, ılımlı Endonez İslamcılar, açılımcı onursuzlar ile, Türk kelimesine soysuzluğu icabı düşman olanlar ile, Atatürk ve Milli Mücadelemizle,şehidimizle,gazimizle alay edenlerle,kurdukları bencil,çıkar ortaklığını “çözüm kardeşliği” olarak algılamak kadar alçalabilen ve hala kendilerine “Ülkücü (afedersiniz Eski Ülkücü)” payesi veren cüzdanları ile cinsel organları arasında hayat sürmeye çalışan “homo beyinli”, fahişe ruhlu ayrık otları (bu ayrık otları zamanında Rahmetli Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’e karşı da, güdümlü birkaç yayın organı ve dernekçik kurarak bayrak açmışlar ve hüsrana uğrayarak partiden uzaklaştırılmışlardır.)   ile belli bir süre mücadele etmek durumunda bırakılmıştır,ama bu klorofil üreten otçul yaratıklar büyük ölçüde MHP’den temizlendikleri için herkes tarafından çok iyi görülmektedir ki Lider Devlet BAHÇELİ ve MHP bu yıkım sürecine karşı tek başına direnişine ve net duruşuna tavizsiz devam etmektedir.

MHP ve Lider Devlet Bahçeli 1919 da Samsundan başlayan Kutlu Mücadele’nin günümüzdeki tek temsilcisi, Kuvay-ı Milliye Destanı’nın devamı, ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacak, Bozkurt Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tek mirasçısıdır,

Ezcümle bence MHP ve Lider Devlet Bahçeliye gerçekten ihtiyaç vardır, sizce de öyle değil mi?

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!