Yazar Yusuf Dülger, Türkiye’deki orman alanlarının korunması ve ağaçlandırma faaliyetlerinin yetersizliği konusundaki derin endişelerini dile getirmektedir. Metin, kamu kurumlarının çevre meselelerine karşı sergilediği kayıtsız tutumu ve bilgi paylaşımındaki şeffaflık eksikliğini sert bir dille eleştirmektedir. Dini söylemlerin dünyevi çevre sorunlarını gölgelememesi gerektiğini savunan yazar, belediyelerin yeşil alanları ranta ve betona kurban etmesini somut örneklerle ele almaktadır. Orman yangınları ve plansız kentleşme sonucu azalan bitki örtüsünün toplumun geleceğini tehdit ettiği vurgulanarak, topyekûn bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Nihai olarak kaynak, doğayı korumanın yalnızca bir politika değil, her bir birey ve kurum için insani bir vatandaşlık görevi olduğunu hatırlatmaktadır.
Bugüne kadar ağaç dikme ve ormanın önemiyle ilgili olarak çok şey duyduk.
“Orman sağlıktır, servettir, yağmuru çeker. Yaş kesen baş keser. Peygamber, ‘Kıyamet kopuyor da olsa elinizdeki fidanı dikin’ diyor” dendi durdu. Bunlara uyduk mu? Hayır.
Ormanlarımız para kazanmak, birilerini zengin etmek için sürekli kesildi, yakıldı; yeşil alanlarımız çölleşti, her geçen gün daha yoksul olduk.
Yıkım ve sıkıntıyı yukarıdakiler yarattı. Baştakiler yangın uçaklarımızın sayısını artırmak, bakımlarını yaptırmak yerine kendileri için uçak filosu kurdular; mevcut ağaçlarımızı kestirip yerine saraylar yaptırdılar, yeşil alanlarımızı sattılar.
“Yanan ağaçların yerlerine yenileri dikilecek” demek zorunda kalırlarken, bize daha çok ağacın lazım olduğunu bile düşünemediler.
Çünkü beyinleri sığ, maiyetleri yeteneksizdi.
***
Bu yılın ilk hutbelerinin birinde hoca dedi ki: “Peygamber’in hadisi var, günde şu kadar zikir yaparsanız, Allah cennette o kadar ağaç yetiştirecek.”
İnsan bu kadar akılsız olmamalıdır. Böyleleri din ve Türkiye için zararlıdır. Cennet;
İçi yeşilliklerle, türlü ağaçlarla, ırmaklarla dolu, havası temiz bahçe demektir. Bizim cennette ağaca ihtiyacımız yok, ağaca bu dünyada ihtiyacımız var.
Bu anlayış bizi tembel ve bedavacı, dünyamızı cehennem yapıyor.
Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş, “Ramazan ayı giriyor. Herkes ileri geri laf etmesin, kafaları karıştırmayın” diyor.
Bu kurala önce Diyanet uyacak. Zikirle öbür dünyaya ağaç diktirmeye kalkarsanız, kafaları karıştırır, dedikodu yaratırsınız.
***
Orman ve yeşil alan eksiğimizi düşündükçe bir yazı yazayım dedim.
Konuya ilişkin sağlıklı bilgi edinmek amacıyla 2026’nın ilk günlerinde Konya Orman Dairesi Bölge Müdürlüğü’ne (ilgili şefe) gittim, konuyla ilgili bilgiler istedim.
“Amca ne yapacaksın bunları?” dedi. Bilgimi artıracağım deyince: “İstediğin bilgileri veremeyiz, gizli, yasak” demesin mi?
Bu bilgiler niye gizli olsun, nesi yasak dedim; sonuç yok. Oradan çıktım, müdür odasına girdim.
Sorularım, aldığım cevaplar aynı oldu: “Size niye lazım? Aradığınız bilgiler Ankara’da Genel Müdürlük var, oraya sorun…” “Siz bu koltuğu hak etmemişsiniz, kendinizi yenileyin” deyip çıktım. Yıkılan Demirperde ülkelerini hatırladım. Bu kuşku ve korku neden?
***

16.01.2026 günü İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Orman ve yeşillikle ilgili proje ve çalışmalarının olup olmadığını sordum.
Anladım ki böyle bir dertleri yok. Birisi sordu: “Bağış mı yapacaksın?”
***
Sonra orman varlıklarımızla ilgili iki ayrı vakıfla; biri telefonla, öbürü yüz yüze temasa geçtim, bilgi istedim.
Verilere dayalı ayrıntılı bilgi edinemedim. İnternete girdim. Şu bilgileri oradan topladım:
Yıllara göre orman varlığımız: 1999’da 20.763.248 hektar, 2004’te 21.188.747 hektar, 2012’de 21.678.134 hektar, 2015’te 22.342.935 hektar.
Yıllara göre orman yangını: 2025’te 80.000 hektar, 2024’te 28.000 hektar. 1998-2024 yılları arasında zarar gören orman alanlarımız yılda 15.281 hektar.
Görüldüğü üzere ormancılıkta da geriye gidiyoruz.
***
Türkiye’nin bugün orman ve yeşil alan projesi diye bir projesi yok ama olmalı.
Orman Bakanlığı, belediyeler, resmi ve sivil tüm kuruluşlar ortak bir proje hazırlayıp uygulamaya koymak zorundalar.
Çünkü orman ve yeşil alanlarımız azaldıkça derdimiz artıyor. Türkiye hepimizin yurdudur, onu yeşertmek insanlık ve yurttaşlık görevidir.
Hazırlanacak ortak çalışmalara göre çalışan veya emekli, genç-yaşlı, kadın-erkek herkeste: “Benim de yetiştirdiğim ağaçlarım olsun” iradesi yaratılmalıdır.
Bir kez daha vurguluyorum; ağaç dikmek ve diktirmek ilgili bakanlıkların, Diyanet’in asli görevleri arasına girmelidir, halk buna yönlendirilmelidir.
Bu konunun öncüleri olursa halkımız bu yolda yürür. Belediyeler gösteriş için, politika gereği “ağaç, yeşil alan” diyorlar ama ciddi adım atmıyorlar.
Konya Büyükşehir Belediyesi, Sultan Selim Camii’nin önündeki yüz yıllık çamları söktürdü, yerlerine beton döktürdü.
Konya’da, toplu imara açılan bahçeli evlerin önündeki çamların dozerlerle sökülüp atıldığını görüyoruz (çektiğim bir fotoğrafı aşağıya alıyorum).
Belediye bu on-yirmi yıllık çamları kurutacağına, götürüp çevredeki kurak hazine arazilerine dikse iyi olur. Bu düşüncem yapılamayacak bir iş değildir.
Yazımı Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu şiiriyle bitiriyorum:
MEMLEKET İSTERİM
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun,
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.