Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sadaka Kültünün İnsanları

Sadaka Kültünün İnsanları

featured
0
Paylaş

Yusuf Dülger, sadaka kültürünün modern toplumda nasıl yozlaştığını ve bireyleri üretimden koparıp bağımlı hale getirdiğini eleştirel bir dille açıklamaktadır. Metin, dini yardımların gizli kalması ve ayrım gözetmeksizin yapılması gerektiğini vurgularken, günümüzde bu değerlerin politik istismar ve yanlış dini yorumlarla zedelendiğine dikkat çekmektedir. Yazar, sadece belirli bir kesime odaklanan yardımların adaletsizliğine değinerek, İslam’ın asıl amacının insanları tembelliğe alıştırmak değil, çalışmaya teşvik etmek olduğunu savunmaktadır. Yardıma muhtaç kişilerin onurunun korunması gerektiğini belirten kaynak, toplumun kalkınması için sadaka yerine iş imkanlarının öncelikli olması gerektiğini ifade eder. Sonuç olarak, bireylerin ve yöneticilerin bu parazit döngüden kurtulmak için dürüst ve sorumlu davranmaları gerektiği çağrısında bulunulmaktadır.

 

Allah ve insanlık için yoksullara yapılan karşılıksız yardıma sadaka denir. Sadaka gizli yapılmalıdır. Yaratan, insanların birbirlerini desteklemelerini, bu süreçte incitilmemelerini ister. Yoksul hep yoksul olup sadaka alacak, zengin hep zengin kalıp sadaka verecek değildir. Bugün zengin olan yarın yoksul, yoksul olan yarın varlıklı olabilir. Yoksul, hep alarak yaşamayı değil çalışarak yoksulluktan kurtulmayı hedefleyecek. Zengin şımarmadan yaşamaya çalışacak.

Bizdeki zengin-yoksul ilişkilerine bakınca, sadaka kültürümüzün böyle olmadığını, bozulduğunu görüyoruz. Bu bozulma Diyanet ve din eğitimi veren kişi ve kuruluşların dini yanlış anlama ve anlatmalarından, politikacıların din istismarından kaynaklanıyor.

Bu söylediklerimi biraz açayım. Dini ağızlar yoksulluk ve zenginliği çokça Allah’ın takdiri olarak yorumlarlar. Bunu çağrıştıran dini metinler var ama çalışmayı isteyen dini metinler de var. Dini ağızlar bizi sürekli ahirete yönlendirirler, dünyayı küçümserler. Oysa Peygamber hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için de çalışmamızı ister, isteyici olmayı istemez. “Açım” diyen birisine pazardan bir balta aldırır, o baltaya bir sap takar, adamın eline verir, “Git odun kes sat” der. Gün gelir, adam yoksulluktan kurtulur. Kur’an, “İnsan için çalıştığından başkası yoktur” der. Peygamber kimseye yük olmamış, kendine düşen işi yapmıştır. Günümüzde kaç hoca ve “dindar politikacı” bunu yapıyor?

Bizde sadakalar çokça dini eğitim ve öğretimi yapan kişi ve kesimlere yönlendiriliyor; sürekli: “Hafızlara, Kur’an kursu, imam hatip ve ilahiyat öğrencilerine yardım, sadaka, fitre, zekât” toplanıyor ama diğer okulların öğrencilerine toplanmıyor. 1960’larda Konya İmam Hatip’e başladığımda, mahallemin hoca ve hayırseverleri “hafızlara yardım” diyerek hep bize destek oldular, bizi yemeğe çağırırlardı, diğerlerine destek olmazdı. Şu Ramazan ayında da durum aynı. Hafızlara para toplanıyor, diğerlerini düşünen yok. Oysa İslam’ın sadaka, zekât, yardım kültüründe ayırım yok, tüm yoksullar var. Bu kafa Orta Çağ’ın “ruhbaniyet” aynısıdır.

Türkiye’nin içten değil dıştan dindarları Ramazan’ı fırsat bilerek, politik ve dini bilinci eksik genç ve yetişkinlerini midelerinden yakalayarak gütme eylemine hız verdiler. Bazı belediyeler illerindeki vakıfların yöneticilerinden, halka verecekleri “iftar yemeği” için para istiyorlar, öğrencileri ders ve ailelerinden alıp reklam panosu olarak kullanıyorlar. Bazıları, “evlere gidin, gıda yardımı yapın” talimatını veriyor. Bazıları, “hafızlar için iftar parası 15, 20 bin liradır, bize şöyle ulaşabilirsiniz” gibi adres veriyor. İnsanların onurları incinip ayrışacakmış, öğrencilerin dersleri aksayacakmış, bedavacılık ruhu hortlayacak, İslam reklam aracı olacakmış, umurlarında değil! Açlar sırf Ramazan’da mı doymalılar? Yaratan’ın, “bilinçsiz namaz kılanlara, riyakârlık yapanlara yazıklar olsun” azarı ne zaman din kültürümüze yerleşecek?

Böyle insanlık ve dindarlık olmaz. İmam hatiplisi, fen liselisi, endüstri meslek liselisi her öğrenci, her meslek ve düşünce sahibi insanımız ayırt edilmeksizin doyurulacaksa doyurulacak. Bizim hedefimiz sürekli açları doyurmak değil; sağlığı yerinde olan herkesi çalışmaya, üretmeye, alın teriyle, el emeğiyle yaşamaya alıştırmak olmalıdır. Dinlerini beğenmediğimiz ulus ve devletler niye yoksul ve geri değiller de “bizden” dediğimiz ulus ve devletler yoksul ve geriler? Tembellikten.

Sadakayla büyüyen, başkalarının yardımıyla yaşayan kişi ve toplumlar özgür düşünemezler; böyleleri bağımlı ve güdümlü, silik ve hasta olurlar. Sadaka kültürü parazittir. Parazit, beyin ve bedenleri hasta yapar, tembelleştirir. Beyin ve bedenleri tembellik ve yabancı unsurlardan temizleme, yöneticilerin görevleri, bireylerin sorumluluğu dâhilindedir. Yöneticiler bunu yapmazlarsa, millet ve devlete ihanet etmiş olurlar.

Sadaka kültüründen kurtulmak için hocaların birikimli, yöneticilerin riyakâr değil içten olmaları, insanları avlanacak tavşan gibi görmemeleri gerekir. Sadaka kültürünün egemen olduğu toplumlardaki insanlara da düşen görevler var. Bu insanlar çıkıp diyecekler ki: Ben yönetici, bana sadaka değil iş ver. Ben emeğimle yaşayayım. Beni bir tas çorbayla kandırma, beni köleleştirme!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!