Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Pazar Sohbeti

Pazar Sohbeti

featured
0
Paylaş

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, toplumsal yozlaşma ve üretimden kopuş meselelerini tarihsel bir kıyaslama eşliğinde ele almaktadır. Yazar, geçmişteki kendi kendine yeten ve çalışkan köy hayatının yerini günümüzde borçlanmaya, tembelliğe ve şiddet eğilimine bıraktığını savunmaktadır. Bu olumsuz değişimin sorumluluğunu hem yetersiz yöneticilere hem de öz değerlerini koruyamayan topluma yüklemektedir. Metnin sonunda ise Marcus Aurelius’un felsefi öğretilerine atıfta bulunularak, bireyin doğaya uygun, disiplinli ve erdemli bir yaşam sürmesinin önemi vurgulanmaktadır. Yazar, toplumsal çöküşten kurtulmanın yolunu kişisel sorumluluk almakta ve akılcı bir yaşam felsefesi benimsemekte görmektedir.

 

Şiddet olayları, ekonomik sıkıntılar, kültürel yozlaşmalar can sıkıyor. Düşünce ürünü bir kitap okuyayım, güncelden biraz uzaklaşayım dedim.

Marcus Aurelius’un (M.S. 121-180 Roma) “Kendime Düşünceler” kitabını okurken bir TV kanalı: “Kütahya’da bir fabrika çalıştıracak işçi bulamadı, Hindistan’dan 120 kişi getirdi” haberini verdi.

Bilgisayarın başına oturdum, şunları hatırladım:

1920’lerde nüfusumuzun yüzde 76’sı kırsalda yaşarken 1985’te yüzde 50’ye, 2009’da yüzde 25’e düştü.

Geçmiş yıllarda çocuk, genç, yetişkin, yaşlı herkes kendine göre çalışır, boş durmazdı. Çocuklar oğlak/kuzu güdüyor, üzüm kesiyor, ailelerine yardım ediyorlardı.

Büyükler tarla, bağ, bahçe sürüyor, ekin ekiyor, sap sürüyordu. Un, bulgur, saman, süt gibi ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılıyorduk.

Deri ve yünlerimizden ayakkabı ve giysilerimizi elde ediyorduk. Kendi yağımızla kavrulurduk. Avare ve dilencileri kınardık. Borçlanmazdık.

“Ata malı” diyerek tarla, bağ, bahçe gibi taşınmazlarımızı satmazdık. Dedikodu ve kavga etmeye zamanımız yoktu. Aileler, toplum bütündük.

Ya bugün?

Yaşantımız bozuldu; çalışan azaldı, tembellik arttı. Fakirleştik, borçlandık. Akıl ve beden sağlığımız bozuldu. Bizi doyuran, büyüten topraklarımız kıraç.

Çoğumuz borçlu, boynu bükük, sinirli, kavgacı, muhtaç. Kendimize satmadığımız topraklarımızı yabancılara satıyoruz. Basit gerekçelerle birbirimizi öldürüyoruz.

Bu değişim ve yaşayış güzel değil. Tüm özelliklerimiz kayboluyor. Bunlardan hepimiz sorumluyuz; başta yöneticiler, hepimiz suçluyuz.

İnsanlarımızın ekonomik, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını doğru tespit edemedikleri, karşılayamadıkları ve bizi iyi eğitemedikleri için yöneticiler en başta sorumludur.

Bir halk sürekli düşüşte ise yönetenleri yetersizdir. Yöneticilerini iyi belirlemeyen bir toplum kötüye gider.

***

Pazar sohbetimi Marcus’un şu düşünceleriyle bitiriyorum:

“Her an, elindeki işi, katı ve yalın bir öz saygı, sevgi, bağımsızlık ve doğrulukla yapmaya çalış.”

“Parçası bulunduğun doğaya uygun olanı yapmaktan ve söylemekten, hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını da göz önünde tutmalısın.”

“Aklımız başımızdayken, yalnız her an ölüme yaklaşmakta olduğumuzdan değil, ama ölmeden ve sorunları kavrama yeteneği ile onlara ilgi gösterme gücünü de yitirmeden önce elimizi çabuk tutmamız gerekiyor.”

“Topluma ilişkin bir yararı amaç edinmedikçe, yaşamının geri kalan bölümünü başkalarının yaptıkları konusunda kanı edinmekle geçirme.

Tutkularını yenmiş ve arınmış insanın düşüncesinde irinli, kirli, kabuk altında pislik toplayan hiçbir şey bulunmaz.”

“Sabahın alacakaranlığında uyanmak sana zor geliyorsa, şu düşünceye başvur: İnsanca bir yaşam için uyanıyorum. Eğer, doğuşumun nedenini ve evrene getirilişimdeki amacı yerine getireceksem, yine de somurtkan olabilir miyim? Yoksa yatmak ve örtüler altında kendimi sıcak tutmak için mi meydana getirildim?”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!