Sunulan metin, Türkiye’deki eğitim sisteminin yapısal sorunlarını ve bir öğretmenin şiddet kurbanı olmasıyla su yüzüne çıkan yönetimsel zafiyetleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, okullardaki disiplinsizliğin ve liyakatsiz atamaların eğitim ortamını güvensiz hale getirdiğini savunurken, müfredattaki sosyal bilimlerin zayıflatılmasının toplumsal yozlaşmaya yol açtığını belirtmektedir. Özellikle “Proje Okulları” uygulaması üzerinden eğitimde fırsat eşitliğinin bozulduğu ve kaynakların taraflı şekilde dağıtıldığı vurgulanmaktadır. Metinde, dini yapılanmalarla kurulan iş birliklerinin ve belirli okul türlerine tanınan ayrıcalıkların çağdaş ve bilimsel eğitim anlayışına zarar verdiği ifade edilmektedir. Sonuç olarak yazar, rasyonel düşünceden uzaklaşan bu politikaların ülkeyi küresel rekabette geri bıraktığına dair ciddi uyarılarda bulunmaktadır.
Fatma Nur Çelik adlı öğretmenimiz İstanbul’da, görevi başında, okulun problemli bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Katil başka bir öğretmen ile bir öğrenciyi de yaraladı. Okul yönetimi, öğretmenler ve öğrenciler katilin problemli olduğunu, okula hep bıçakla gelip gittiğini biliyorlarmış. Fatma Nur Çelik, geçen yıl katili disipline vermiş, öğretmenini bu yüzden öldürmüş.
Bu cinayetin baş sorumlusu okul yönetimidir. Çünkü bu okul yönetimi önünü görmemiş, görevini savsaklamış. Yetenekli ve birikimli kişileri yönetici yapmadıkları için İlçe ve İl Millî Eğitim Müdürleri, MEB yetkilileri ve Millî Eğitim Bakanı da olayın sıralı sorumlularıdır. “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.”
Millî eğitimdeki hastalık sırf bu olayla ortaya çıkmadı, çıkmıyor ki. Hastalığın işaretleri çok ve her geçen gün artıyor. Okullardaki kavgalar, uyuşturucu alışkanlıkları, bilgi ve beceri düşüklükleri bunun göstergesi. Bu iktidarın yetiştirdiği öğretmen, öğrenci tiplerine bakınız; çoğu uygar bir görünümden, millî dil, millî tarih ve millî bilinçten, bilimsel düşünceden yoksun. Liselerdeki felsefe, mantık, sosyoloji derslerini kaldırırsanız görgüsüz, kaba, sokak tipli öğretmen ve öğrenci atölyeleri açarsınız.
Okulun birinde salonlara asılmış Mısır-Pakistan-Afganistan’ın “İhvan-Selef” giyimli öncülerinin resimlerini, bir başkasında Arap harfleriyle basılıp asılmış İstiklâl Marşımızı gördüm. Bir okulda, pantolonunun beli lastikli (şalvarlı) müdürü, bir diğerinde odasında terlikle gezen müdürü izledim. Bunları gördükçe Yusuf Tekin’in tarikat ve cemaatlerle hazırlayıp imzaladığı “protokolleri” düşündüm.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın bir süredir uyguladığı “Proje Okulları” var. Buna göre bazı okullar, “proje” kapsamına alınarak cazip hale getiriliyor. Bu okulların altyapı ve donanımları diğerlerine göre daha iyi, öğretmenleri daha deneyimli, başarılı. Okul müdürleri çevredeki başarılı öğretmenlerin okuluna verilmesini istiyor, isteği oluyor. Bu okulların öğrencileri (ister istemez) başarılı olunca, “eğitimin kalitesini yükselttik” propagandası yapılırken diğer okulların öğrencileri öğretmen kalitesi ve okullarındaki altyapı yetersizlikleri yüzünden haksızlığa uğruyorlar.
Eğitim ve öğretimdeki fırsat ve imkân eşitliğini MEB bozuyor. Yaptığım kısa bir araştırmaya göre “Proje Okulu” kapsamına en çok İmam Hatipler giriyor. Örneğin Konya’daki 60 proje okulunun 31’i İmam Hatip Okulu. Bir tarafta İmam Hatipler, öbür tarafta tarım, ziraat, sağlık, endüstri meslek, teknik liseleri gibi tüm okullar. Ancak sırf İmam Hatiplere sağlanan imkânlar diğer tüm okullardan fazla. Bu insanlık mı, diğer okulların öğrencileri gâvur veya azınlıkların çocukları mı? Diğer okullarda proje çalışmaları yapılır, bunu anlarız da İmam Hatiplerde hangi (fen, teknik, sağlık vs.) projeleri yapılır?
İnsanda biraz mantık, akıl ve vicdan olmalı. Böylesi düşünce ve uygulamalar millet ve devletimize bir katkı sağlamaz. Siliklik ve militanlık sahiplerini aşağılık yapar. Düşünen insan sayımızı artırmadan, fizik, kimya ve biyolojinin yasalarına uymadan Ortadoğu ülkesi olarak kalırız.