Yusuf Dülger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Konfüçyüs’ten Günümüze

Konfüçyüs’ten Günümüze

featured
0
Paylaş

Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu makale, Antik Çinli filozof Konfüçyüs’ün erdem ve yönetim anlayışını modern bir bakış açısıyla yorumlamaktadır. Düşünürün eğitimde fırsat eşitliği ve evrensel insani değerler üzerine kurulu öğretileri, günümüzün toplumsal ve siyasi meseleleriyle ilişkilendirilerek aktarılır. Yazara göre üstün insan, kelimelerden ziyade eylemleriyle kendini belli eden ve dünyayı bütüncül bir bakış açısıyla kavrayan kişidir. Kaynak, adaletsiz kazancın geçiciliğini vurgularken, bir ülkenin refahı ile yönetim kalitesi arasındaki doğrudan bağa dikkat çeker. Özellikle toplumsal güven ve dürüst liderlik kavramları, devletlerin bekası için temel şartlar olarak sunulur. Sonuç olarak metin, asırlar öncesinden gelen bu kadim bilgeliğin yoksulluk ve adaletsizlik gibi güncel sorunlara çözüm sunabileceğini savunur.

 

Konfüçyüs, M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış; “cinsiyet ve sınıf ayrımı yapmaksızın herkesin eğitim almasını isteyen” Çinli bir öğretmen ve düşünürdür. Bu yazımda Konfüçyüs’ün “Erdemin Ardından Git” kitabından (Notos Kitap Yayınevi, İstanbul 2008) alıntılar yapıyor, kendimce yorumlarda bulunuyorum.

Dünya bir bütündür; insan, bitki ve kütleleriyle bir bütündür. Bütün ve parçalar özelliklerini korudukça mutluluk, kaybettikçe mutsuzluk oluşur. Konfüçyüs’ü okurken bunları düşündüm. Konfüçyüs’ün düşüncelerini okudukça insani değerlerin doğudan batıya, kuzeyden güneye, yüzyıllar boyu aynı olduğunu, bunları mutluluk için yaşatmak gerektiğini kabullenmek gerekiyor. Şahsen ben böyle düşünüyorum.

Öğrencilerinden biri Konfüçyüs’e: “Büyük ve üstün insan kimdir?” diye sormuş. Şu cevabı almış: “Söz söylemeden önce uygulamaya geçer, sonra uygulamasına göre konuşur. Büyük ve üstün kişilerin düşüncesi evrenseldir, yerel değildir.” (S. 20) Çok doğru bir tespit. Dünyayı bulunduğumuz parçaya göre değil, kendi bütününe göre görmek lazım.

“Büyük ve üstün insan bir araç değildir.” (S. 20) Bizde birilerine araç olarak millete büyüklük taslayanlar var. Demek bunlar küçük insan.

“Adaletsiz bir yoldan elde edilen zenginlik ve mevki, benim gözümde uçuşan bulutlar gibidir.” (S. 49) Türkiye ve dünyanın mülk ve mevki sahipleri servet ve mevkilerine hak etmeden konmuşlar ki; yağmursuz bulutlar gibi uçuşuyorlar, yoksulluk ve haksızlıkları zirvede.

“Bir ülke iyi yönetilmiyorsa, yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç vericidir. Bir ülke kötü yönetiliyorsa, zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır.” (S. 58) Bir ülkede yoksulluk ve düşkünlükler varsa, o kötü yönetiliyordur. Bunun ilk sorumlusu yöneticilerdir. Yöneticiler halkı iyi eğitseler, üreten bir ekonomi modeli uygulasalar, herkes sorumluluk duygusu taşısa; yoksulluk ve düşkünlük kalkar. Türkiye’de halk yoksullaşıyor, düşkünlük artıyor ama utanan yok. Yoksulluk ve düşkünlük programlı bir inkılâpla/devrimle kalkar. Bu yapılmazsa, çukur derinleşir.

“Halkın hükümdarına güveni yoksa, o devlet ayakta duramaz.” (S. 74) Tarih bunun örnekleriyle doludur.

“Memleketi yönetmek demek, halkı doğru yola götürmek demektir. Eğer halkı doğrulukla yönetirsen, doğru davranmamaya kim cesaret edebilir?” (S. 76) Türkiye’de adaletsizlik ve keyfilik artıyor. Bunu kim önleyecek?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!