Konuk Yazar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SDG-Şam Anlaşması: Çözüm mü, Ertelenmiş Tehdit mi? – Abdullah Ağar

SDG-Şam Anlaşması: Çözüm mü, Ertelenmiş Tehdit mi? – Abdullah Ağar

featured
0
Paylaş

Bu araştırma, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasında imzalanan “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması” üzerine kapsamlı bir askeri ve siyasi analiz sunmaktadır. Abdullah Ağar tarafından kaleme alınan bu inceleme, sözleşmenin görünürdeki olumlu maddelerini ve Türkiye’nin milli güvenliği açısından barındırdığı stratejik riskleri iki farklı perspektiften değerlendirmektedir. Yazar, anlaşmanın kâğıt üzerinde üniter yapıyı koruyor gibi görünse de aslında PKK/YPG unsurlarını Suriye devlet mekanizmasına entegre ederek kalıcı hale getirdiğini savunmaktadır. Metin, ağır silahların akıbeti, ABD üslerinin varlığı ve terör örgütünün yapısal dönüşümü konularındaki belirsizliklere dikkat çekerek Türkiye’yi teyakkuzda olmaya çağırmaktadır. Sonuç olarak kaynak, bu gelişmeyi kesin bir çözümden ziyade, Türkiye için ertelenmiş bir tehdit olarak nitelendiren uyarıcı bir rapor niteliği taşımaktadır.

 

Bu metin uzun, sert ve rahatsız edici. Ama jeopolitik hamaset kaldırmaz. Konu son derece sert, karmaşık, sıcak, dinamik ve değişken. Analiz de o yüzden oldukça uzun. Uyarmadı demeyin.

Ateşkes ve anlaşma tam da ne zaman devreye girdi? Şam’a bağlı güçlerin Halep (Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den) başlayarak yürüttüğü harekât büyük bir hızla gelişerek önce Fırat’ın batısını SDG/PKK terör örgütünden temizledi. Ardından geçemezler denilen Fırat’ı büyük bir hızla geçerek, Fırat’ın batısındaki Arap havzalarını ele geçirdi. Bu haliyle büyük bir başarı.

Ancak;

  • Harekatta SDG/PKK’nın büyük bir güç kaptırmadan Suriye’de güç tuttuğu Kürt havzasına çekilmesi,
  • Şam güçlerinin Arap havzasını ele geçirdikten sonra durması,
  • Tam bu noktada Şam’da SDG ve Şam’ın ABD gözetiminde bir araya gelmesi,
  • Ve buradan bir “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması” çıkması dikkat çekiyor.

Neden bu anlaşma tam da; ricat yaşayan, yapısal bütünlüğü bozulan, büyük alan kaybeden, manevra kabiliyetini yitiren, kendi içinde kırılan SGD/PKK’nın askeri bir harekatla tamamen ortada kaldırılma fırsatı ortaya çıktığında devreye girdi? Tekrar soralım: Neden tam da SDG/PKK çökerken bu ateşkes ve anlaşma devreye girdi? Bu planlanmış bir süreç miydi, dinamik sürecin içinde mi oluştu? İster planlanmış ister dinamik sürecin içinde gerçekleşsin, soğukkanlı bir akılla bu anlaşmanın Türkiye ve Suriye’nin üniter bütünlüğü için fayda ve zararlarını doğru okumak zorundayız.

***

Önce iyimser, sonra gerçekçi tarafımla konuşacağım. İyimser tarafımı okuyup, gerçekçi tarafımı okumamazlık etmeyin. Çünkü asıl anahtarlar orada.

***

Önce iyimser yaklaşım: Stratejik akıl sadece alarm üretmez; fırsatı da tespit eder. O hâlde bilinçli biçimde bir adım geri çekilip, bu metnin Türkiye ve Suriye açısından doğurabileceği OLASI OLUMLU CEPHELERİ soğukkanlı şekilde yazalım.

1- “Entegrasyon” ifadesi, bölünme söylemini ‘teorik olarak’ resmen terk ediyor. Metin boyunca: “federasyon”, “özerklik”, “kendi kendini yönetme” gibi ifadeler bilinçli olarak yok. Bu şu anlama gelebilir: SDG/YPG ilk kez yazılı bir metinde Suriye üniter devlet çerçevesini kabul etmiş görünüyor ve uluslararası zeminde: “AANES” söylemi geriye itiliyor.

2- Arap havzalarının Şam’a devri stratejik kırılma yaratmıştır. Bu, küçümsenecek bir şey değil. Deyrizor, Rakka, Fırat batısı; bu alanlar SDG’nin meşruiyet üreten Arap vitriniydi. Petrol-nüfus-coğrafya dengesi buradaydı. Buraların Şam’a geçmesi: SDG/YPG’nin etnik sıkışmaya itilmesi ve “Tüm Suriye’yi temsil ediyoruz” iddiasının çökmesi demektir. Bu, orta vadede: Kürt kimliği istismarının daha görünür ve savunmasız hale gelmesi anlamına gelir.

3- SDG’nin bireysel entegrasyon vurgusu (kâğıt üzerinde de olsa) önemlidir. Metin: “birlik halinde değil, bireysel olarak” diyor. Bu ifade eğer gerçekten uygulanırsa: SDG/YPG’nin kolektif askeri kimliği dağılabilir, komuta-kontrol zinciri kırılabilir, Kandil-Suriye bağları kopabilir. Türkiye için bu: parçalanabilir bir yapı demektir. (Bu ihtimal zayıf ama tamamen yok değil.)

4- PKK’lı yabancı unsurların ülke dışına çıkarılması maddesi. Madde 12: “Suriyeli olmayan PKK lider ve unsurlarının ülke dışına çıkarılması”. Bu ifade: PKK-SDG ayrımını ilk kez yazılı bir metne sokuyor ve Kandil bağlantısını hukuken tartışmalı hale getiriyor. Türkiye bu maddeyi: diplomatik baskı aracı ve uluslararası platformda koz olarak kullanabilir. Yani metin zayıf ama üzerine gidilebilir bir taahhüt üretmiş.

5- Sınır kapılarının Şam’a devri. Sınır kapıları: ekonomik, lojistik, diplomatik anahtardır. Eğer Şam kapıları gerçekten devralırsa: SDG/YPG’nin tek başına dış dünya bağlantısı zayıflar ve Türkiye-Şam hattında dolaylı pazarlık alanı oluşur.

6- ABD için “sorumluluk yükleme” fırsatı doğmuştur. Metin açıkça diyor ki: “ABD ile koordinasyon sürecek”. Bu olumsuz gibi görünür ama: artık her ihlal ve provokasyon ABD’ye fatura edilebilir. Yani: “kontrolsüz vekil” değil, anlaşmaya dayalı “ABD sorumluluğundaki yapı” anlatısı kurulabilir. Bu da Türkiye’ye yeni söylem alanı açar.

7- Şam’ın da bu yapıya yaklaşımı, çekinceleri ortada. Ve bir gerçek var: Şam SDG-PKK’yı sevmiyor, güvenmiyor, ama o da zamana oynuyor. Bu anlaşma: Şam’ın nefes alma hamlesi veya ABD baskısını zamana yayma girişimi olabilir. Türkiye-Şam örtük çıkar kesişimi burada devreye girebilir; üniter yapı ve ayrılıkçılık karşıtlığı üzerinden bağ işler.

8- Eğer pratiğe dökülebilirse bu anlaşma SDG/PKK’nın elindeki DAEŞ istismar dosyasını kısmen elinden alıyor. DAEŞ hapishane ve kampların yönetimi Şam’a gerçekten geçerse, SDG/PKK elindeki en önemli kozlardan birini kaybetmiş olur.

GENEL İYİMSER AMA UYANIK HÜKÜM: Bu metin: terörü bitiren bir anlaşma veya SDG/YPG/PKK’yı tasfiye eden bir belge değil. Ama: SDG/YPG’yi daha savunulamaz, daha teşhir edilebilir, ABD’yi daha sorumlu, Şam’ı daha bağımlı hale getiren bir çerçeve sunuyor. Doğru baskı kurulursa: bu metin SDG/YPG için koruma kalkanı değil, uzun vadeli sıkışma çerçevesine dönüştürülebilir. İyimser okumayla bu anlaşma bir çözüm değil, ama doğru kullanılırsa bir fırsat penceresidir. Yanlış okunursa devlet içine yerleştirilmiş kalıcı bir tehdide dönüşür.

***

ŞİMDİ GERÇEKÇİ MOD: Ben şimdi tekrar risk ve tehditleri yazayım. Benim işim ortaya çıkan başarıyla avunmak değil; riski görmek, tehlikeyi sezebilmek, gösterilene değil arkasındakine bakabilmek. Terörle mücadele ve strateji; saflığı, dogmayı ve hamaseti kaldırmıyor.

1- Bu anlaşma metninde asıl niyet bilinçli biçimde boş bırakılmış alanlarda yatıyor. Haseke, Ayn el Arap, Afrin metinde geçiyor ama Kamışlı ve Derik bilinçli olarak metin dışında tutulmuş. Oysa bu iki merkez: SDG/YPG’nin siyasi-askeri beyni ve ABD ile temas noktalarıdır. Bu bilinçli suskunluk, “dokunulmayacak çekirdek alanlar” anlamına gelir.

2- ABD silahları ve üsleri: Mutlak bir sessizlik. On binlerce silahın akıbeti ve ABD üslerinin durumu tek kelimeyle bile düzenlenmiyor. Bu şu anlama gelir: Silahlar da üsler de olduğu gibi kalıyor, sadece üniforma değişiyor.

3- SDG/PKK’nın elindeki ağır silahları hakkında hükümler belirsiz. Silah bırakma yok, envanter devri yok, kontrol mekanizması yok. O zaman bu “entegrasyon” adı altında silahlı yapının korunması riski taşıyor.

4- Anlaşmanın birinci maddesi; “bütün askeri birimler Fırat’ın doğusuna geçecek” diyor ama Tişrin Barajı hala SDG/PKK’nın elinde.

5- Anlaşmada homojen olmayan bir yaklaşım var: Kimi yerler askeri-sivil, kimi yerler devir-entegrasyon.

6- Onuncu maddede ŞAM’ın; SDG kadrolarının sadece uygulama değil, karar mekanizmalarına da girmesini kabul ettiği anlaşılıyor.

7- Rütbe ve kadro maddesi: Devlet içine paralel ordu. SDG unsurlarının Savunma ve İçişleri’ne alınması, rütbe ve mali haklarının tanınması demek şudur: YPG, Suriye devleti içinde binlerce rütbeli personel üretir. Bu sayı kısa sürede Suriye ordusuna yaklaşabilir; bu, devlet içinde devlet demektir.

8- “Bölgelerin özgün yapısının korunması” ifadesi siyaseten nettir: Mevcut fiilî düzenin ve SDG/YPG’nin kurduğu idari-sosyal düzenin korunacağı anlamına gelir. Yani: Özerkliğin adı kalkıyor, içeriği kalıyor.

9- ABD ile koordinasyon var, Türkiye yok. Metin açıkça ABD ile koordinasyon sürecek diyor ama Türkiye, Irak, İran gözükmüyor. Bu, Türkiye açısından açık bir dışlanma ve tehdit göstergesidir.

10- Afrin maddesi: Masum değil. “Onurlu dönüş” ifadesi siyasi bir hedefle yazılmıştır. Burada amaç: Afrin’in 2018 öncesi sosyopolitik yapısına döndürülmesi, yani örgüt için yeniden rol model alan yaratılmasıdır.

11- Deyrizor ve Rakka maddesi: Dokunulmaz SDG. Şam’ın SDG mensuplarına karşı “hiçbir tasarrufta bulunmama” taahhüdü; bu şehirlerde SDG yapısının ve etki alanının aynen korunacağı anlamına gelir. Merkezi hükümet yapıyı dağıtamaz ve dönüştüremez.

12- Kadın yapılanması YPJ’nin ne olacağına dair en ufak bir atıf yok. Buhar mı oldular?

13- Sınır kapılarının Şam’a devri var ama sınır hatlarının devri yok. Sınırları SDG koruyacaksa Irak bağlantısı açık kalacaktır.

14- Mazlum Abdi’nin “kazanımlarımızı ve bölgemizin özel statüsünü koruyacağız” açıklaması ile metindeki üniter yapı vurgusu çelişiyor. Hangisine inanacağız?

15- Kandil ve Bahoz Erdal bu işe ne diyor? Biliyorsunuz; “Kalın ve Savaşın” talimatı veren onlardı.

16- Tabi bir başka merak ettiğim konu, aşiretler bu işe ne diyor? Pek kabullenmedikleri görülüyor.

17- Bir savaşı başlatmak kolaydır ama durdurmak zordur. Sahanın dökülen kan dili konuşmaya başlamışsa ayrışmak zor olur. Haseke’de 200 civarında sivilin SDG/PKK tarafından katledildiği ifade edildi.

18- Ateşkesler masa için zaman kazanmak, saha için toparlanmak içindir. SDG/PKK ve Şam içinde bu anlaşmayı bozmak isteyecek hatırı sayılır bir klik var.

19- Anlaşmada bir Haseke muğlaklığı var. Arap aşiretler Haseke’yi isterken, SDG burayı sözde başkent gibi kullandı. Haseke valiliği ve SDG hükümranlığının devam etmesi, Arap aşiretler ve Şam arasında bir kırılganlık üretiyor.

20- Anlaşmanın imza hanesinin bir tarafı mutlak butlan taşıyor. Mazlum Abdi’nin imzasının hükmü ve mütekabiliyeti yok. Şam bu mütekabiliyeti kabul etmekle büyük bir hata yaptı.

NET STRATEJİK SONUÇ: Bu anlaşma sonunda: SDG/YPG/PKK tasfiye edilmiyor, silah bırakılmıyor, ABD çekilmiyor, Irak hattı kesilmiyor. Kürt havzaları devlet kılıfıyla korunuyor.

NET HÜKÜM: Bu metin bir entegrasyon anlaşması değil; YPG/SDG’nin devlet içine tahkim edilmesi belgesidir. YPG gider gibi yapıp, kalıcılaşıyor. Türkiye açısından bu metin: “alarm seviyesi yükseltin” metnidir.

***

SDG/YPG-ŞAM ANLAŞMASI: TÜRKİYE İÇİN 7 KIRMIZI ÇİZGİ

1- YPG’nin silahsızlandırılmaması. Silah bırakma, envanter devri ve kontrol mekanizması net değil. Silahlı yapı üstüne devlet üniforması kabul edilemez.

2- Kamışlı–Derik hattının açık bırakılması. Bu hat YPG’nin beyni ve Irak geçişlerinin düğümüdür; dokunulmaz kalırsa tehdit kalıcıdır.

3- Irak bağlantısının kesilmemesi. Mahmur-Sincar-Kandil hattı açık kaldığı sürece YPG ideolojisi ve kadrosu yaşar.

4- ABD üsleri ve silahlarının aynen kalması. Bu fiilen; “ABD teminatı altındaki YPG” devam ediyor demektir.

5- YPG kadrolarının rütbeli devlet personeline dönüştürülmesi. Bu, devlet içine yerleştirilmiş paralel devlet yapılanmasıdır. Bu yapı Akdeniz’e erişim hatlarını tahkim edebilir.

6- Afrin’in 2018 öncesine döndürülme çabası. “Onurlu geri dönüş” ifadesi siyasi ve demografik hedef taşır; Afrin tekrar rol model yapılmak isteniyor.

7- ABD ile koordinasyon var ama Türkiye gözükmüyor. Bu, Türkiye’yi dışlayan bir güvenlik mimarisidir.

***

BU YAPI TÜRKİYE’Yİ HANGİ AŞAMALARDA ZORLAR?

  • Meşrulaştırma: “SDG yok, devlet var” anlatısıyla uluslararası kamuoyu rahatlatılır ve Türkiye’ye “artık operasyon gerekmez” baskısı yapılır.
  • Kurumsallaşma: YPG kadroları rütbe ve maaş alarak devlet içine yerleşir; silahlı ideoloji resmileşir.
  • Siyasi Baskı: “Kürtlerin tek temsilcisi” söylemiyle Türkiye’ye karşı propaganda ve uluslararası baskı artar.
  • Sınır Baskısı: “Devlet içinden” dokunulmazlık alarak Türkiye zorlanır: “Devlete mi vuracaksın?”
  • Türkiye’ye Dayatma: Yapının kalıcı olduğu söylenerek Türkiye’den kabullenme istenir ve “harekât alanlarını boşalt” denir.

***

BENCE TÜRKİYE’NİN YAPACAKLARI ŞUNLAR OLABİLİR?

Türkiye açıkça şunu ilan etmelidir: “ABD korumasındaki hiçbir yapı meşru değildir.” Sınır hattında askerî baskı ve derin istihbarat ile “rahatlamayın” mesajı verilmelidir. Sincar-Mahmur-Gara hattında Irak yönetimiyle işbirliği yapılarak YPG’nin oksijen hattı kesilmelidir. Şam’a; bu hat kalıcılaşırsa sonuçlarına katlanacağı yönünde net mesajlar ve seçenekler sunulmalıdır. Afrin kırmızı çizgisi korunmalı ve demografik mühendisliğe izin verilmemelidir.

SON STRATEJİK TESPİT: Bu anlaşma terörü bitirmiyor, silahı bırakmıyor; sadece biçim değiştirerek YPG’yi devlet kılıfıyla kalıcılaştırıyor. Türkiye için bu dosyanın adı: **“Ertelenmiş Tehdit Dosyası”**dır. Bu iş bitmedi, sadece sahne değişti.

Saygılarımla

 

Saygılarımla

Abdullah Ağar [1]

19 Ocak 2026

 

 

Anlaşma Metninin Türkçesi:

Suriye Arap Cumhuriyeti

Syrian Arab Republic

 

Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması

Birinci: Suriye hükümet güçleri ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında tüm cephelerde ve temas hatlarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes ilan edilmesi; buna paralel olarak, yeniden konuşlanmaya hazırlık adımı olarak SDG’ye bağlı tüm askeri birliklerin Fırat’ın doğusuna çekilmesi.

İkinci: Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin idari ve askeri olarak derhal ve tamamen Suriye hükümetine devredilmesi. Bu kapsamda tüm sivil kurum ve tesislerin teslim edilmesi, Suriye devletine bağlı ilgili bakanlıklar bünyesinde sivil valilerin atanmasına yönelik acil kararların çıkarılması ve hükümetin, söz konusu iki vilayetteki SDG mensuplarına, çalışanlara ve sivil yönetime karşı herhangi bir tasarrufta bulunmamayı taahhüt etmesi.

Üçüncü: Haseke vilayetindeki tüm sivil kurumların Suriye devletinin kurumları ve idari yapıları içine entegre edilmesi.

Dördüncü: Bölgedeki tüm sınır kapıları ile petrol ve doğal gaz sahalarının Suriye hükümeti tarafından devralınması ve bu kaynakların devlete geri kazandırılmasını teminen düzenli güçler tarafından korunmasının sağlanması.

Beşinci: SDG’ye bağlı tüm askeri ve güvenlik unsurlarının, gerekli güvenlik soruşturmasının ardından, birlik halinde değil bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına dâhil edilmesi; kendilerine askeri rütbelerin ve mali-lojistik hakların usulüne uygun şekilde verilmesi ve Kürt bölgelerinin özgün yapısının korunması.

Altıncı: SDG liderliğinin, eski rejim kalıntılarının kendi saflarına katılmamasını taahhüt etmesi ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde bulunan eski rejim kalıntılarına mensup subayların listelerini teslim etmesi.

Yedinci: Siyasi katılımı ve yerel temsili güvence altına almak amacıyla, Haseke Valisi olarak atanacak bir aday hakkında cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılması.

Sekizinci: Ayn el-Arab/Kobani kentinin ağır askeri unsurlardan arındırılması, kent halkından oluşan bir yerel güvenlik gücü kurulması ve İçişleri Bakanlığı’na idari olarak bağlı yerel bir polis gücünün muhafaza edilmesi.

Dokuzuncu: DEAŞ örgütüne ait hapishane ve kamplar dosyasından sorumlu yönetimin ve bu tesislerin korunmasından sorumlu güçlerin Suriye hükümetiyle birleştirilmesi; böylece bu dosyanın hukuki ve güvenlik sorumluluğunun tamamen Suriye hükümetine devredilmesi.

Onuncu: Ulusal ortaklığı güvence altına almak amacıyla, SDG liderliği tarafından önerilen askeri, güvenlik ve üst düzey sivil görevler için aday gösterilen yöneticiler listesinin, merkezi devlet yapısı içinde kabul edilmesi.

On birinci: Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarının tanınmasını, vatandaşlık kaydı bulunmayanların (maktum el-kayd) hukuki ve medeni sorunlarının çözümünü ve önceki dönem sözleşmelerinden zarar gören mülkiyet haklarının iadesini öngören 2026 yılına ait 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin memnuniyetle karşılanması.

On ikinci: SDG’nin, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışında olmak üzere, Suriyeli olmayan tüm PKK (Kürdistan İşçi Partisi) lider ve unsurlarını ülke dışına çıkarmayı taahhüt etmesi; böylece egemenliğin ve komşu ülkelerin istikrarının güvence altına alınması.

On üçüncü: Suriye devletinin, uluslararası koalisyonun etkin bir üyesi olarak DEAŞ terör örgütüyle mücadeleyi sürdürmesi ve bölgenin güvenliği ile istikrarını sağlamak amacıyla bu çerçevede Amerika Birleşik Devletleri ile ortak koordinasyonu devam ettirmesi.

On dördüncü: Afrin ve Şeyh Maksud bölgesi halkının, güvenli ve onurlu bir şekilde bölgelerine geri dönüşünü sağlayacak uzlaşıların hayata geçirilmesi için çalışılması.

 

Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Ahmed el-Şara

(İmza)

Suriye Demokratik Güçleri Komutanı

Mazlum Abdi

(İmza)

[1] https://x.com/abdullahagar2/status/2013142873613455825?s=20

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!