Rıza Tahir Yel tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki hayvancılık sektörünün yaşadığı derin krizi ve kırsal bölgelerdeki ekonomik gerilemeyi mercek altına almaktadır. Artan yem maliyetleri ve yetersiz desteklemeler nedeniyle küçük ölçekli işletmelerin birer birer kapandığı, bu durumun ise kırmızı et fiyatlarını ulaşılamaz seviyelere taşıdığı vurgulanmaktadır. Genç neslin hayvancılıktan uzaklaşması ve köylerden kente göçün hızlanması, sektörün geleceğini tehdit eden ciddi bir sosyolojik sorun olarak tanımlanmaktadır. Kısa vadeli ithalat çözümlerinin yerli üreticiye zarar verdiği ve sürdürülebilir bir üretim modeli için yapısal bir dönüşümün zorunlu olduğu ifade edilmektedir. Yazar, ahırlardaki sessizliği yalnızca ekonomik bir kayıp değil, toplumsal ve kültürel bir çöküşün habercisi olarak betimlemektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin gıda güvenliğini sağlamak için köylüyü ve üretimi merkeze alan vizyoner politikalara ihtiyaç duyduğunu savunmaktadır.
Tarlada yem fiyatları, damızlıkta erimeye yüz tutmuş sürüler, vitrinlerde ulaşılmaz et fiyatları… Türk hayvancılığı sessiz sedasız bir çöküşün içinde. Ve kimse gerçek soruyu sormak istemiyor.
Sabahın erken saatlerinde Konya’nın bir köyünde yaşlı bir çiftçiyle karşılaştım. Bana anlattı: “Babam yüz koyun beslerdi, ben yirmiyle başladım, şimdi oğlum hiç bakmak istemiyor.” Üç kuşak, üç rakam. Ve o rakamlar aslında bir ulusun hayvancılık tarihini özetliyor.
Bu duraksama tesadüf değil. Türkiye’nin hayvancılık sektörü, son yirmi yılda yatırım almış, desteklenmiş, teşvik görmüş; ama büyümemiş. Nüfusumuz arttı, et tüketimimiz arttı, ithalatımız arttı. Yalnızca köyde kalan çiftçi ve onun sürüsü küçüldü.
Rakamlarla Türk Hayvancılığı
▸ Yem maliyetleri son 3 yılda yaklaşık %280 arttı
▸ Küçük ölçekli işletmelerin (1-49 baş) payı gerilemeye devam ediyor
▸ Kırmızı et üretiminde ithalata bağımlılık artıyor
▸ Genç nüfusun hayvancılığa ilgisi her geçen yıl düşüyor
▸ Kırsal göç 2010’dan bu yana ivme kazandı
- Yem Maliyeti: Sektörün Kıskacı
Hayvancılığın en temel girdisi yemdir. Ve yem, artık Türk çiftçisinin omuzlayamayacağı bir maliyet kalemine dönüştü. Mısır, arpa, soya fasulyesi küspesi; küresel kriz dönemlerinde fırlayan, lira değer kaybettikçe döviz cinsinden seyreden fiyatlarla çiftçiyi köşeye sıkıştırdı.
Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte tahıl koridorlarındaki kriz, dünya yem fiyatlarını tarihin en yüksek seviyelerine taşıdı. Türkiye bu şoktan kaçamadı. Küçük ölçekli bir işletme için aylık yem gideri, elde edilen et veya süt gelirini geçer hale geldi. Hesap tutmuyordu; hesap tutmayınca hayvan sayısı azaldı.
“Yem fiyatı et fiyatını geçince, çiftçi sürüyü satmaya başlar; et fiyatı tavana vurduğunda ise artık satacak hayvan kalmamıştır.”
Devlet destekleri bu gerçeğin önünde engel olmaktan çıktı. Mazot desteği, damızlık desteği, telafi edici ödemeler… Bunların tamamı enflasyonun gerisinde kaldı. Sayılar büyüdü ama satın alma gücü küçüldü. Kâğıt üzerinde destek var; tarlada ise yoksulluk.
- Küçülen İşletmeler: Görünmez Bir Erozyon
Türk hayvancılığının yapısal sorunu büyük değil küçük. Ülkenin hayvancılık kapasitesinin sırtını dayadığı işletmelerin büyük çoğunluğu hâlâ aile tipi, küçük ölçekli ve geleneksel yöntemlerle çalışan yapılar. Bu işletmeler, ekonomik şok dönemlerinde devasa sanayi tesisleri gibi direniş gösteremez.
Bir aile çiftçisinin kapasitesi çöküşe geçtiğinde, işletme kapanmaz; sessizce küçülür. Yüz baş koyun elliye iner, elli baş yirmiye; yirmi baş ise bir gün sabah ağıla bakıldığında beş kalmıştır. Bu erozyon istatistik tablolarında dikkat çekmez. Ama cumhurbaşkanlığı külliyesinden değil, köy kahvesinden bakıldığında çok net görülür.
Sosyolojik boyut da göz ardı edilemez. Genç kuşak bu işe soyunmak istemiyor. Hayvancılık; erken kalkış, ağır iş yükü, mevsim bağımlılığı ve belirsiz gelir demek. Kentlerde minimum ücretle çalışmak bile görece cazip gelmeye başladı. Sonuç: kırsal göç, terk edilmiş ahırlar, yaşlanan çiftçi profili.
Köyden Şehre: Kırsal Göçün Anatomisi
▸ 2000’li yıllarda 35 milyon olan kırsal nüfus bugün 20 milyonun altında
▸ Tarımsal işgücünün yaş ortalaması giderek yükseliyor
▸ Küçük ölçekli hayvancılık işletmelerinin kapanma hızı artıyor
▸ Genç çiftçi sayısındaki düşüş sektörün geleceğini tehdit ediyor
- Et Fiyatlarının Geleceği: Sofranın Siyaseti
Et fiyatları, ekonomistlerin fiyat teorileriyle değil; siyasetçilerin seçim aritmetiğiyle şekillenmeye başladığında sorun kronikleşir. Türkiye’de bu süreç yaşandı. Fiyatlar yükseldikçe ithalat kapıları açıldı. İthalat açıldıkça yerli üretici kan kaybetti. Üretici kan kaybettikçe arz azaldı. Arz azaldıkça fiyatlar yeniden yükseldi.
Bu kısır döngüyü kırmak için yapısal bir dönüşüm şart. Sektörü kısa vadeli fiyat müdahaleleriyle değil; uzun vadeli, öngörülebilir desteklerle ayakta tutmak gerekiyor. Çiftçi, gelecek yılki yem maliyetini bilmeden bu yıl hayvan almaz. Yatırım; güvenceyle başlar.
“Kasaptaki et fiyatı bir ekonomi haberi değil; köydeki çiftçinin üç kuşak önce verdiği kararların faturasıdır.”
Önümüzdeki on yılda tablonun kötüleşme riski yüksek. İklim değişikliği mera alanlarını daraltıyor. Su kıtlığı hayvan yetiştiriciliğini zorlaştırıyor. Genç nüfusun sektöre ilgisi azalıyor. Tüm bu baskılar bir araya geldiğinde, et masaya değil lüks raflara yerleşir.
Ve o noktada artık sorun yalnızca ekonomik değil; sosyal bir kırılmaya dönüşür. Proteinden yoksul beslenen bir toplumun sağlık faturaları, hayvancılığa verilmemiş desteklerden çok daha ağır basar.
Sonuç Yerine: Köy Hâlâ Konuşuyor
O yaşlı çiftçi bana şunu da söyledi: “Hayvanlar gidince köyde ses kalmadı.” Ahırın sesi, toynakların sabah gürültüsü, meleşmeler… Bunlar yalnızca bir üretim faaliyetinin değil; bir yaşam biçiminin sesleridir. Ve o sesler azaldıkça, köyler gerçekten susuyor.
Türkiye hayvancılığını kurtarmak istiyorsa, bunu seçim dönemlerinde dağıtılan yem destekleriyle değil; nesiller boyu sürdürülebilir bir sektör vizyonuyla yapmak zorunda. Fiyat politikası değil, yapısal dönüşüm. Sübvansiyon değil, özgüven. Köyde kalmayı anlamlı kılacak ekonomi.
Aksi takdirde kasabın tezgahındaki etiket, her yıl biraz daha yukarı kayacak. Ve birileri hâlâ soracak: “Neden bu kadar pahalı?” Cevap köyde, sussun diye bırakılmış ahırlarda.
Ahırda Işık Sönünce