Roza Kurban bu seri yazıda, Rusya Federasyonu sınırları içinde yaşayan Kazan Tatar, Başkurt ve Kırım Tatarı gibi Türk topluluklarının maruz kaldığı sistematik baskıları ve kimlik mücadelesini ele almaktadır. Yazar, Rus devlet politikasının Türk halklarını asimilasyon veya yok oluş seçeneklerine zorladığını, hak arayanların ise terörist veya bölücü olarak damgalandığını vurgulamaktadır. Tarihsel bir perspektifle sunulan bu analizde, Türkçülük Günü’nün önemi ve Atatürk’ün bağımsızlık idealleri rehberliğinde Türk topluluklarının direnç göstermeye devam ettiği anlatılmaktadır. Türk Birliği fikrinin sadece bir hayal değil, bu siyasi baskılara karşı bir varoluş stratejisi ve zorunluluk olduğu savunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türk dünyasının karşılaştığı zorlukları belgelerken gelecekteki hürriyet ve dayanışma ihtiyacının altını çizmektedir.
Sonuç
Yukarıda kısa olarak anlatmaya çalıştığımdan da anlaşıldığı üzere Rusya’da Türklere yer yoktur. Tek yol vardır “Ya Rus olacaksın ya da yok olacaksın!”. Türklere uygulanan zulmün haddi hesabı yoktur. Rusya’da yapılan insan hakları ihlalleri AİHM’ye de yansımış, Rusya bu konuda ilk sıralarda yer almaktadır. Rusya dün neyse bugün de odur. Sadece devir ve yöneticiler değişmiş, zihniyet ise aynıdır. Korkunç İvan’ın “kahraman”, Deli Petro’nun “dahi”, katil Stalin’in “büyük siyaset adamı” olduğu bir ülkeden ne beklenebilir ki? Ruslar, Türk milliyetçilerini üç tane isimle adlandırmaktadır: bağımsızlıktan söz edenler – bölücü, Türklere yapılan haksızlıkları dile getirenler – aşırı (extremist), Müslümanlarsa – teröristtir. Ayrıca Rusya diasporadaki milliyetçi Türkleri de iftira atma yoluyla susturmaya, sindirmeye çalışmaktadır. Kazan Tatar, Başkurt, Kırım Tatar Türkleri ile ilgili yapılan bilimsel toplantıları da kontrolü altına almak isteyen Rusya, Türkiye Dışişleri Bakanlığına nota vermekten de çekinmemektedir. Rusya’nın kendisi ise, bölge Türklerin tüm etkinliklerini siyasi amaçlarına alet ederek kendi propagandasını yapmaktadır. Ancak tüm zorluklara rağmen milliyetçi Türkler dün olduğu gibi bugün de bağımsızlık mücadelesini sürdürmektedir. Kendini milletine adayan bu insanları ne tutuklama ne sorgulama ne takip ne yargılama ne sürgün ne hapis ne ölüm korkutabilir.

Bir dava uğrunda bir işi başlatmak zor, bu işi sürdürmek, başarıyla geleceğe taşımak daha da zordur. 1945 yılının 3 Mayıs tarihinde, Tophane Askeri Hapishanesinde Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançarlar başta olmak üzere 10 mahkûmun kutlamasıyla başlayan Türkçülük Günü kutlamaları günümüzde tüm dünya Türklerince kutlanmaktadır. 10 cesur insanın başlattığı Türkçülük Günü, bugün milyonların bayramı olmuştur. Sözlerimi Büyük Önder Atatürk’ün sözleri ile sonlandırmak istiyorum: “ Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz. Türk milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamış, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”
Bu çerçevede Türk Birliği fikri, yalnızca tarihsel bir ideal veya duygusal bir söylem değil; Rusya başta olmak üzere Türk topluluklarının maruz kaldığı sistematik baskılara karşı ortak bir bilinç, dayanışma ve varoluş stratejisi olarak değerlendirilmektedir. Geçmişten günümüze yaşanan tecrübeler, Türklerin parçalı ve dağınık kaldıkları her dönemde baskıya daha açık hâle geldiklerini, buna karşılık birlik fikrinin güç kazandığı süreçlerde ise siyasal ve kültürel direncin arttığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türk Birliği düşüncesi, yalnızca geçmişin hatırlanması değil, aynı zamanda geleceğin inşası açısından da tarihsel bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün verilen mücadele, bir coğrafyadan ya da tek bir kuşaktan ibaret olmayıp, Türk milletinin özgürlük, bağımsızlık ve onurlu yaşama iradesinin sürekliliğini temsil etmektedir.
Kaynakça:
- Kerimullin, Ebrar, Yazmış, Yazmış… (Kader, Kader…), Kazan 1996.
- Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti), İstanbul 1998.
- Tahirov, İndus, Beysezlek Baskıçları (Bağımsızlığın Basamakları), Kazan 1994.
- Tatarstan Respublikası Konstitutsiyase (Tataristan Cumhuriyeti Anayasası), Kazan 1995.
- Togan, Zeki Velidi, Hatıralar, Ankara 1999.