Özgür Çelik
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Terörsüz Türkiye Masalı ve Millî Gerçeklik

Terörsüz Türkiye Masalı ve Millî Gerçeklik

featured
0
Paylaş

Bu makale, Türkiye’nin güvenliğini ve geleceğini salt iyi niyetli söylemler yerine stratejik bir gerçekçilik üzerinden değerlendirmektedir. Yazar, akıl ve iradenin ancak somut güç dengeleri ve dış müdahaleler doğru okunduğunda bir anlam ifade edeceğini savunmaktadır. Türk milliyetçiliğinin halktan kopuk bir hamaset değil, küresel projelerden bağımsız bir toplumculuk olması gerektiği vurgulanmaktadır. Güncel “terörsüz Türkiye” söylemleri, ABD ve İsrail’in bölgedeki stratejik çıkarları ve dayattıkları güvenlik mimarisi bağlamında eleştirel bir süzgeçten geçirilmektedir. Sonuç olarak, gerçek barışın başkalarının çizdiği haritalarla değil, devletin kendi egemenlik ve tam bağımsızlık iradesini sahaya yansıtmasıyla mümkün olduğu belirtilmektedir.

 

Akıl, irade, medeniyet… Kulağa hoş geliyor. Ama tarih bize şunu net biçimde söylüyor: Bu kavramlar hiçbir zaman boşlukta işlemedi. Akıl, güç ilişkilerinden; irade, maddi şartlardan; medeniyet ise mücadeleden bağımsız olmadı. Dünyada hiçbir toplum yalnızca “iyi niyetle” ayağa kalkmadı. Gerçekçilikten kopan her anlatı, eninde sonunda bir masala dönüştü.

Toplumların gerilemesini sadece “içgüdülere teslim olmakla” açıklamak kolaycılıktır. Çoğu zaman belirleyici olan; dış müdahaleler, dayatılan düzenler ve sistemli zayıflatmalardır. Bu tabloyu görmezden geldiğinizde sorumluluğu bütünüyle halka yıkarsınız. Oysa medeniyet, temennilerle değil; somut mücadeleyle ve doğru stratejiyle kurulur.

Atatürk’ün aklı ve iradesi de romantik kavramlar değildi. “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözü, bir hitabet cümlesi değil; işgal altında yapılmış bir durum tespitidir. Kurtuluş Savaşı, sadece cesaretin değil; dış müdahaleyi doğru okumanın, güç dengelerini gözetmenin ve zamanı kollamanın ürünüdür. Yani mesele niyet değil, şartları bilen akıldır.

Bu yaklaşım evrenseldir. Yükselen hiçbir toplum, aklı soyut bir ideal olarak ele almadı. Japonya Meiji Restorasyonu’yla, Almanya savaş sonrası yeniden inşayla, Çin son kırk yıldaki dönüşümüyle aynı şeyi yaptı: Dünyayı olduğu gibi gördü, baskıyı doğru okudu, strateji kurdu. Akıl, gerçeklerden kaçmak değil; onları lehine çevirebilmektir.

Milliyetçilik de bu gerçekliğin dışında tanımlanamaz. Milliyetçilik, istisnasız bütün milleti kapsar. Ayrım yapan, dışlayan, bölen her yaklaşım, milliyetçiliğin ruhuna aykırıdır. Halktan kopmuş, hamasetle yürüyen, devletçi kabuklara sıkışmış milliyetçilikler; eninde sonunda küçük çıkar gruplarının ya da küresel sermayenin aparatına dönüşür. Türk milliyetçiliği toplumcudur, halkçıdır. Halktan kopan milliyetçilik, milleti temsil edemez.

Bugün ise karşımıza başka bir anlatı çıkarılıyor: “Terörsüz Türkiye.” Kim için, hangi şartlarda, hangi güvenlik mimarisi içinde? ABD’nin tek bir ilkesi vardır: kendi menfaati. O menfaat nereye evriliyorsa, politika da oraya evrilir. Devletler araçtır; sahadaki yapılar, masada değiştirilen taşlardır.

Şam yönetimi ile SDG arasında konuşulan entegrasyon ve ateşkes düzenekleri, Türkiye’nin güvenliğini güçlendiren hamleler değildir. Aksine Türkiye’yi ABD ve İsrail merkezli bir güvenlik çemberine eklemleyen adımlardır. Bunu görmemek ya politik okuryazarlık eksikliğidir ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesinin dış onaya bağlanmasına sessiz kalmaktır.

Burada sormamız gereken basit bir soru var: Suriye bugün egemen bir devlet midir, yoksa onaylanmış bir yönetim mi? ABD tarafından eğitildiği açıkça dile getirilen yapıların sahada belirleyici olduğu bir tabloda egemenlikten söz edilebilir mi? Golan’ın fiilî devri, anayasanın askıya alınması, ulusal birlik başlıklarının ötelenmesi bu sorunun cevabını zaten vermektedir. Dar bir “bugün” hesabıyla yapılan her yorum, devletin geleceğini masada rehin bırakır.

Türk milletinin tarihsel hafızası burada devreye girer. Bu millet bağımsızlığını hiçbir zaman bir lütuf olarak almadı. Kendi iradesiyle, emeğiyle, bedel ödeyerek kazandı. Sorun halklar değildir. Sorun, halkları kimlik siyasetiyle istismar eden ve dış güçlerin aparatı hâline getiren projelerdir. “Kürtçülük” diye sunulan meselenin kaynağı Kürtler değil; onu besleyen ve yönlendiren küresel planlardır.

Nitekim bunu Batı’nın içinden de açıkça söyleyenler var. Jeffrey Sachs’ın Suriye üzerine yaptığı değerlendirmeler, bölgede yaşananların spontane değil; planlı rejim değiştirme operasyonları olduğunu ortaya koyuyor. Washington merkezli, Tel Aviv’in uzun vadeli hedefleriyle örtüşen bu stratejiler; milyonların hayatına, devletlerin egemenliğine ve bölgenin geleceğine mal oldu. Barışın önündeki engel halklar değil; dayatılan güvenlik mimarileridir.

Gerçek millî siyaset, masallarla değil; aklı, iradeyi ve güç dengesini birlikte okuyarak yapılır. Terörsüz bir Türkiye, başkalarının çizdiği haritaların içinde değil; kendi güvenlik ve egemenlik stratejisini kurabildiği ölçüde mümkündür. Aksi hâlde akıl bir temenniye, irade ise başkalarının planlarında küçük bir dipnota dönüşür.

Bu millet tarih boyunca dipnot olmayı reddetti.

Bugün de reddetmek zorundadır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!