Recep Küçükizsiz tarafından derlenen bu eser, Ülkücü hareketin tarihini ideolojik bir savunmadan ziyade, farklı toplumsal kesimlerden gelen bireylerin sahici tanıklıklarıyla harmanlayarak sunmaktadır. Kitap; cezaevi koşullarından teşkilat çalışmalarına, sürgün hayatından gurbetteki aidiyet duygusuna kadar geniş bir yelpazede kişisel hafızaları bir araya getirerek dönemin karmaşık yapısını gözler önüne sermektedir. Anlatılar, geçmişi sadece kutsamak yerine, yaşanılan acıları ve insanî temasları dürüst bir perspektifle yansıtarak okuyucuyu derinlemesine düşünmeye davet etmektedir. Yazarın büyük bir emekle topladığı bu hatıralar, yazılı kültür geleneği zayıf olan bir camianın sessizliğini bozarak ortak bir toplumsal hafıza inşa etmeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak çalışma, sloganların ötesine geçerek bir dönemin ruhunu gerçekçi bir dille yarınlara taşımaktadır.
Bazı kitaplar vardır; okunmaz, yaşanır. Bazıları vardır; anlatmaz, şahitlik eder. Ülkücülerin Anıları böyle bir kitaptır.
Bu eser, belli bir dönemi tek bir pencereden açıklamaya çalışan bir anlatı değil; farklı mekânlarda, farklı zamanlarda, farklı kaderlerde yaşanmış hakikatlerin yan yana gelmesidir. Ortaya çıkan şey, süslenmiş bir tarih değil; parçalı ama sahici bir hafızadır.
Bu kitapta Mamak vardır; sayımıyla, gecesiyle, cop sesiyle, cam çivisiyle… Koğuş kıdemlisinin omzuna yüklenen sorumluluk, gece nöbetinde yaşanan gerilim, Ramazan’da sabırla tutulan oruç anlatılır. Diyarbakır Cezaevi’nde ezanı susturamayan bir irade vardır. Taş Medrese’den, Gaziantep’ten, Adana’dan, Samsun’dan, Şişli’den, Nevşehir köylerinden yükselen sesler vardır. Asker kışlalarında darbenin sabahına uyananlar, sıkıyönetim devriyelerinde görev yapanlar, sürgün edilenler, “sakıncalı” ilan edilenler vardır.
Ama bu kitap yalnızca zindanları anlatmaz. Ocaklar vardır; Almanya’da daracık bir odada çay ve sigara dumanına karışan aidiyet hissi vardır. İlk ülkücü adımlar, kongre salonları, teşkilat çalışmaları, mahalle nöbetleri, hatta bir sokak köpeğinin sezgisi bile bu hafızanın parçasıdır. Çünkü burada anlatılan, sadece baskı değil; baskıya rağmen kurulan hayatlardır.
Anılar arasında ezber bozan tanıklıklar da vardır. Deniz Gezmiş’e dair anlatılan bir gece, bu kitabın siyah-beyaz bir dünya kurmadığını gösterir. O anı; dönemin karmaşıklığını, insanî temasları, bugün kolayca sloganlara indirgenen yılların aslında ne kadar girift yaşandığını hatırlatır. Bu yönüyle kitap, kesin hükümler dağıtmaz; okuru düşünmeye zorlar.

Ülkücülerin Anıları bir savunma metni değildir. Kimse kendini aklamaya, yüceltmeye çalışmaz. Fizikî işkence görmeyenin “mağduriyetim yok” sanırken aslında başka türden bedeller ödediğini fark ettiği hikâyeler de vardır. Bu kitap, mağduriyeti tek bir ölçüye sıkıştırmaz; sessiz kalanların, içe atılanların yükünü de görünür kılar.
Bu çeşitlilik, kitabın en güçlü yanıdır. Çünkü burada tek tip bir ülkücü profili yoktur. Asker vardır, işçi vardır, öğrenci vardır, gurbetçi vardır, yedek subay vardır, teşkilatçı vardır. Her biri aynı döneme başka bir yerden bakar.
Böylesi bir hafızayı bir araya getirmek kolay değildir. „Ülkücülerin anı yazma geleneğinin zayıflığı bilinen bir gerçektir. Yıllarca yaşananlar ya suskunlukla taşınmış ya da başkalarının kaleminden eksik ve eğri biçimde anlatılmıştır.“
İşte Recep Küçükizsiz Ağabey’in emeği, tam bu noktada belirleyicidir. O, dağınık hatıraları toplamış; kimi zaman kalemle, kimi zaman ses kaydıyla gelen anlatıları sabırla dinlemiş, düzenlemiş ve ortak bir hafızaya dönüştürmüştür. Kendisi de bu mücadelenin, bu bedellerin içinden gelen biri olarak, anlatılanların ağırlığını bilen bir sorumlulukla bu kitabı ortaya koymuştur. Böylece sadece anılar değil, anıların hakkı da korunmuştur.
Bu eser, bugünün gençlerine slogan değil; derinlik sunar. Geçmişi kutsamak için değil, anlamak için okunur. Çünkü bu anılar, “bir daha yaşanmasın” diye vardır. Unutturulmak istenen bir dönemin karşısına dikilmiş sessiz ama inatçı bir şahitliktir.
Bu vesileyle; Ülkücülerin Anıları gibi bir eseri tarihe kazandıran Recep Küçükizsiz Ağabey’e teşekkür etmek bir nezaket değil, bir vefa borcudur. O, yalnızca anlatanların değil; henüz anlatamayanların da yolunu açmıştır.
Bu kitap, yazılanlarla sınırlı değildir. Anılarını anlatmaya cesaret edememiş, yaşadıklarını içine gömmüş yüzlerce, binlerce ülkücü için bir vesiledir. “Benimkisi de anlatılır mı?” diye tereddüt edenlere cesaret verir. Bu yönüyle Ülkücülerin Anıları, bir tamamlanış değil; yeni hatıraların başlangıcıdır.
Bu kitap kaldıkça, o dönem bitmeyecek. Bu anılar okundukça, ülkücü hafıza diri kalacaktır.
“Ülkücülerin Anıları, Recep Küçükizsiz Yusufiye Vakfı Yayınları”