Bu kısa yazı, eski Yugoslavya topraklarında Türk kimliğini korumak amacıyla gizlice faaliyet gösteren Yücel Teşkilatı üyelerinin yaşadığı trajediyi ele almaktadır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olan bu grubun üyeleri, idealleri uğruna dönemin yönetimi tarafından baskıya maruz kalmış ve düzmece mahkemeler sonucunda ağır cezalara çarptırılmışlardır. Yazar, 1948 yılında idam edilen dört Türk gencinin ve hapsedilen diğer üyelerin, kendi devletleri tarafından yalnız bırakıldığını savunarak bu durumu sert bir dille eleştirmektedir. Yaşanan bu baskılar ve infazlar, bölgedeki Türk nüfusun kendisini güvende hissetmemesine yol açarak Türkiye’ye yönelik büyük göç dalgasını tetikleyen ana unsurlardan biri olmuştur. Metin, vefat eden bu isimleri rahmetle anarken, mezar yerlerinin hala gizlenmesini ve dönemin siyasi ilgisizliğini kınayan tarihi bir anma niteliği taşımaktadır.
Yücel Teşkilatı, eski Yugoslavya, bugünün Kuzey Makedonya‘sında Atatürk Cumhuriyeti’ne gönülden bağlı Türkler tarafından yürütülen gizli bir çalışmadır. Amaçları, vatanları Makedonya’da “Türk olarak kalabilmek ve yaşayabilmektir”.
Türkiye’yi yöneten siyasiler ve devlet adamlarınca yalnız bırakılmışlar ve Yugoslavya’nın tespiti üzerine yargılanmışlardır. Yargı safhasında da yalnız bırakılan bu insanlardan dört Yücelci, uyduruk mahkeme kararı ile 27 Şubat 1948’de bir kayanın önünde kurşuna dizilmişlerdir. Onlarcası da uzun süreli hapse mahkûm edilmiştir. Bu dört Türk’ün mezarı, onca talebe rağmen Kuzey Makedonya Cumhuriyeti tarafından halen gizlenmektedir.

Böylece o tarihten sonra Makedonya ve Kosova’dan Türkiye’ye yapılan büyük göçün önü açılmıştır; çünkü Türkler artık burada yaşamanın neredeyse imkânsız hale geldiğini düşünmüşlerdir.
Bu vesile ile şehadetlerinin yıl dönümünde “Yücel Şehitleri”ni ve ahirete intikal eden tüm Yücelcileri rahmet ve minnetle anıyor; onları yalnız bırakan ve Makedonya ile Kosova’nın Türklerden arındırılmasına sebep olan dönemin emperyalist iş birlikçisi siyaset ve devlet adamlarını da lanetliyorum!