Nazım Peker - Eğitimci/Yazar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İte Muska Yazılır mı?

İte Muska Yazılır mı?

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türk kültürünün zenginliğini ve ders verici niteliğini Sivas’ta geçen nükteli bir Bektaşi fıkrası üzerinden ele almaktadır. Hikâyede, bir ağanın hasta köpeği için muska yazan bir dedenin etrafında gelişen olaylar ve bu durumun toplumda yarattığı tepkiler anlatılır. Köpeğin iyileşmesi üzerine dini değerlerin suistimal edildiği gerekçesiyle Kadı tarafından sorgulanan dede, yazdığı kâğıdın kutsal bir metin olmadığını kanıtlar. Muskadan çıkan mizahi dörtlük, dedenin aslında maneviyatı değil, kendisine sunulan hediyeyi önemsediğini ve sonucun tesadüfi olduğunu açıkça ortaya koyar. Yazar, bu hikaye aracılığıyla okurları hurafelere karşı uyararak körü körüne inanmak yerine sorgulayıcı olmaya davet eder. Metin, dini inançların istismar edilmesine karşı eleştirel ve eğlenceli bir bakış açısı sunmaktadır.

 

Türk kültürü ve edebiyatı, o kadar zengindir ki dünyada dengi yok desem yalan olmaz. İşin güzel yanı da bu kültür ve edebiyatın hepsinin de topluma bir ders veriyor olmasıdır.

İçlerinde boş denecek, bu da neymiş yahu denecek bir örneği de yoktur.

Bunlardan birisini sizlerle paylaşacağım.

Olay Sivas’ta geçer.

Vakti zamanında Sivaslı bir Bektaşi Dedesi, muska yazarmış kapısına gelip isteyenlere. Yazdığı muskalarla da epey ün salmış çevresine.

Köyün ağasının çoban köpeği hastalanır. Köpek, kıyılacak bir köpek değil, kurda fena dalan cinsinden. Bu duruma üzülen ağa:

Çobanı çağırır: “Hemen sürüden bir koç al, dedeye git, selamımı söyle, bizim ite bir mısga yazsın” der.

Çoban gerekeni yapar.

Kendini yanında koç ile dedenin kapısında bulur.

Durumu, vaziyeti kısaca anlatır.

Dede Efendi ağamın selamı var, bizim Kangal fena hasta ona bir mısga yazacaksın” arzusunu tebliğ eder.

Dede önce afallar.

Sonra bir çobana bakar, bir de yanındaki koç gibi koça.

İçi kaynar.

Az bekle çoban, ben içerden mısgayı yazıp getireyim” der.

İçeri girer.

Bir süre sonra meşin deriye sarılı muskayı çobana verir.

Çoban neşeyle muskayı alıp döner köye.

Durumu anlatır ağasına, dedenin selamını söyler.

Gider sürünün yanına ve muskayı takar köpeğin boynuna.

Olacak ya!

Birkaç gün sonra köpek iyileşir, iştahı açılır, eski enerjik haline döner.

Bu haberi duyan çevre, “Yav dede, ite mısga yazmış, ite mısga yazılır mı, Allah’ın ayeti itin boynuna asılır mı?” diye dedikoduya başlamışlar.( Asılmaması için de bir ayet yok ya!)

Söylenti, Karakaplıya bakan Kadı’nın kulağına kadar ulaşmış.

Söylentilerden oldukça rahatsız olan Kadı kükreyerek: “Şu mendebur derhal huzuruma getirile” diye emir buyurmuş.

Dede Kadı’nın huzuruna alınır.

Kadı yüksek perdeden kükreyerek: “Bre kendini bilmez, bre densiz, bre hadsiz bir kelpe musga yazılır mı, bu ne cüret, Allah kelamı köpeğin boynuna takılır mı?”

Dede gayet rahat: “Kadı Efendi! Ben kelpe muska yazdım yazmaya da Tanrı kelamı yazmadım ki. Getirsinler yazdığım muskayı açıp, okuyun ne yazdığı mı?”

Kadı emir buyurur.

Muska getirilir. Kadı muşambayı kesip muskayı çıkarır, içinden okur. Okur okumaz Kadı, gülme krizine girer.

Huzurda bulunanlar buna bir anlam veremez, merakla olup bitene yanıt aramaya başlarken Kadı, yüksek sesle muskayı okumaya başlar.

Muskada bir dörtlük vardır:

Tamah ettim etine, / Muska yazdım itine, / Tutarsa da neyime, / Tutmazsa da şeyime.

Evet sevgili okurlarım! Eğer boynunuzda ya da cüzdanınızda bir muska taşıyorsanız, açıp okutmanızda yarar vardır diye düşünüyorum. Ben hisseme düşeni aldım. Darısı sizlere.

Esen kalınız.

 

NOT: Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, huzur ve mutluluklar dilerim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!