Çocuklar, geleceğimizdir. Neslimizin devamı olan çekirdeklerdir. Çocuklarımız, bizlerin kaderidir. Onları seçmek, istediğimiz gibi olanını bulmak elbette bizim elimizde olan şey değildir.
Amma çocuklarımızı iyi eğitmek, güzel alışkanlıklar vermek elimizdedir.
Günümüz ana-babaları, çocuk söz konusu olunca akan suları durdurmaktalar.
Eskiden okula verilen çocuğu, emanet ettiğimiz öğretmenine teslim ederken; “Eti senin kemiği benim” derdik.
Böylece onu eğitecek öğretmeni yüreklendirir, çocuğumuzla daha iyi ilgilenmesini sağlardık.
Eskiden çocuklarımıza; susmayı, dinlemeyi, sırayı, saygıyı, sevgiyi öğretirdik.
Kardeşi ile iyi geçinmeyi, kardeş sevgisini, fedakârlığı öğütlerdik.
Vaktinde yatmayı, iyi geceleri, Tanrı’ya şükretmeyi ve duayı belletirdik.
Toplum içinde, efendi olmayı, yerinde ve zamanında konuşmayı tembihlerdik.
Olur olmaz yerde ağlamamayı, yerinde susmayı salık verirdik.
Vaktinde yemeyi, sofra adabını, sofraya ve yemeğe saygılı olmayı, defterini kalemini tutumlu kullanmayı, kanaati öğretirdik.
Şimdilerde çocuklar bir tuhaflar.
Anaların ellerinde yiyecek, bebeklerin peşinde koşarak hile ve şamata ile mama yedirmedeler. Reklam ve çizgi film yardımıyla bebekleri beslemeye çalışmaktalar.
“Ne yapıyorsunuz, öyle yapmayın!” ikazlarına da, “Ne yapalım: yemiyor. Aç mı kalsın?” savunmasına geçiyorlar.
Memlekette hiç aç mezarı var mı? İstisnalar hariç, kaç çocuk açlıktan ölmüş?
Aç olan yer, uykusu olan uyur.
Evde her şeye çocuklar hâkimler.
TV programları, kanal seçimleri hep onların zevkine ve isteğine göredir.
İstekleri ret olunca basmaktalar çığlığı. Okulda öğretmenler çocuklara söz geçiremez haldeler. Eti senin kemiği benim olmasın da, böyle pervasız, söz dinlemez de olmasınlar. Evde ana ve babalarında öğretmenlerden pek farkları yok.
Defterler gelişi güzel kullanılmakta, kalemler öylesine.
Çocuklar alabildiğine dağınıklar. Aldıklarını aldıkları yere koyma gibi bir alışkanlıkları ne yazık ki yok. Eşyalar her tarafta darmadağınık.
Düzen ve tertip hak getire.
Ders çalışmaktan ziyade, “Baba beni parka götür. Anne bana şunu al” kültürüyle yetişen bir nesille karşı karşıyayız.
Hep onların dediği olmakta! Analar ve babalar çocuğun isteklerine göre programlanmışlar. Hayatlar, onların istek ve arzularına göre tanzim edilmekte
Toplumda nasıl davranılacağını, nasıl hareket edileceğini, neyi nerede ve nasıl konuşulacağını bilen; tertipli-düzenli, kendine güvenen, efendi, saygın çocuklarımız olsun istemez miyiz?
Öyleyse onları, varlığa göre yetiştirdiğimiz gibi yokluğa göre de yetiştirmeliyiz. Allah nasiplerini, kısmetlerini bol ve açık eylesin amma.. İnsanlar olumsuz şartlara göre de tedbirli ve dayanıklı olmak zorundadırlar.
Anlayışla onlara yaklaşmalı. Onları güzel, olgun, anlayışlı sevecen, saygılı, milli ve manevi değerlerini bilen ve sahiplenen insanlar olarak eğitip-yetiştirmeliyiz.
Zorluk ve yokluklar da, morali bozulmayan, hayata küsmeyen. Olayların üstüne cesaretle giden bir nesil oluşturmak zorundayız.
Esen kalınız.
Nazım Peker - Eğitimci/Yazar
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı