“Başkası Vurmuştur” başlıklı bu metin, yazar Nazım Peker tarafından kaleme alınmış olup, Türk toplumunun üstün mizah yeteneğini ve zekâsını öne çıkaran bir anekdot içermektedir. Hikâye, 85 yaşındaki bir adamın 25 yaşındaki eşinin doğum yaptığı hastane kapısında bir doktorla girdiği şaşırtıcı diyalog etrafında şekillenir. Yaşlı adamın babalık iddiasına şaşıran doktor, konuyu dolaylı yoldan açıklamak için avcılık meraklısı dedesinin hikayesini anlatır; dedesi bastonla ateş edip bir geyiği vurmuştur. Yaşlı adam ise bu duruma karşılık, “Başkası vurmuştur” diyerek doktorun asıl ima etmek istediği noktaya keskin bir zekayla cevap verir. Peker, bu hikâye üzerinden Türk insanının ince zekasını ve bir duruma en doğru noktadan nasıl son vuruşu yapabildiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Yazar, bu keskin zekanın güncel hayattaki olaylara da gönderme yaptığını belirterek metni sonlandırır.
Bizim toplumun, irfanı yücedir, mizah kabiliyeti doruk noktasındadır.
Kibardır, nezih insanlardır.
Neyi, nerede, nasıl konuşulacağını çok iyi bilir.
Tekeden süt çıkarmayı da yeri gelince balığı kavağa çıkarmayı da bilir.
Günlerden bir gün:
85 yaşlarında, çökmüş bir ihtiyar, doğumhanenin kapısında beklemektedir.
Doğumhaneden neşeyle çıkan doktor, müjde verecektir. Şöyle etrafına bakar.
Beli bükülmüş, yürümekte zorlanan ihtiyarı görür ve sorar:
“İçerde doğum yapan bayan yakınınız mı, kızınız mı?”
İhtiyar sırtından soluyarak yanıt verir:
“Evet doktor oğlum, eşim olur.
Doktor şaşırır ve şaşkınlıkla sorar:
“Ama bayan 25 yaşında.”
İhtiyar soluyarak yanıtlar:
“Evet işte o, benim eşim.”
Doktor afallar. “Ama siz çok yaşlısınız!”
İhtiyar:
“Neden şaşırdınız, ben baba olamaz mıyım?”
Doktorun şaşkınlığı doruk noktasında:
“Yooo! Şaşırmadım da benim dedem aklıma geldi”
İhtiyar:
“Nesi varmış dedenizin?”
Doktor başlar anlatmaya:
“Dedem av meraklısıydı, sürekli ava çıkardı. Günler, yıllar geçince yaşlandı. Ava gitmeye de av vurmaya da zorlandı. Bir gün tutturdu ben ava gideceğim diye. Ne kadar ısrar ettiysek, uyardıysak, avlanamayacağını söylediysek söz dinletemedik.
İnat etti ve hazırlandı. Gözleri de iyi göremiyordu, yürümede de zorlanıyordu.
Eeee serde yaşlılık var. Tüfek yerine bastonunu aldı omuzuna. Bende kendisine eşlik ediyordum.
Nihayet av sahasındaydık.
Zar zor yürüyen dedemin karşısına bir geyik çıkmasın mı?
Dedem heyecanla bastonu omuzuna koydu, geyiğe doğru bum diye ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü.”
Doktoru dinleyen yaşlı adam:
“Olur mu be doktorum, başkası vurmuştur.”
Doktor yanıtlar:
“Evet ben de onu demeye çalışıyorum işte. Mutlaka başkası vurmuştur.”
Sevgili okurlarım! Türkün keskin zekâsı budur işte. Noktayı koyacağı yeri iyi bilir.
Ülkemde de başkasının vurduğu kim bilir neler vardır neler?
Esen kalınız.