Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, adalet sistemindeki eşitsizlikleri ve toplumsal vicdanı yaralayan hukuki kararları sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, ehliyetsiz bir sürücünün aşırı hızla sebep olduğu ölümlü kazanın “taksir” olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, suçlunun ailesinin gösterdiği duyarsız tavrı mahkûm etmektedir. Yazıda, bu tür trajik olaylara verilen hafif cezalar ile Can Atalay gibi isimlerin uzun süreli tutukluluk halleri arasında çarpıcı bir kıyaslama yapılmaktadır. Devlet yetkililerinin kendi aile hassasiyetlerini dile getirirken, hukuksuz süreçler nedeniyle parçalanan diğer ailelerin mağduriyetini görmezden gelmeleri temel eleştiri odağını oluşturmaktadır. Sonuç olarak kaynak, yargıdaki çifte standartları ve insan hayatına verilen değerin yetersizliğini sorgulayan toplumsal bir sitem niteliği taşımaktadır.
İki yıl sekiz ay ceza bir canın bedeli. Ehliyetsiz genç, 30 km hızla gitmesi gereken yolda 82 km hız yapıp yaya geçidinde bir genç kızı hayattan kopardığı için taksirle(!) cinayet işliyor. Babası aileye yapılan saldırılara öfkelenip kamyon hasarı için 350.000 lira istiyor. Daha sonra gelen yoğun tepkiler üzerine davasını geri çekmiş… Bu cinayet nasıl taksirle yapılmış olabilir? Taksir; tasarlayarak değil, kaza ile aniden gelişen bir durumdur… Adam ehliyetsiz araç kullanıp hız sınırını 52 km aşıyor ve genç bir kızı hayattan koparıyor. Bu durum taksirle, yani istemeden nasıl aniden gelişmiş olabilir? Cinayet bu katilin araca binmesiyle başlar, cinayetiyle biter… Bir de gelen tepkilere öfkelenip tazminat davası açan bir babası var. Özrü kabahatinden büyük.

Bugün netleşmeyen suçlamalarla aylardır, yıllardır hapiste tutuklu olanlar var: Milletvekili seçilen Can Atalay, Gezi olaylarında suçlu ilan edilen menajer Ayşe Barım ve diğerleri… Tepki deyince Sayın Akın Gürlek‘i unutmamak gerekir. Çünkü Sayın Bakan, CHP mitinglerinde kendisinin yuhalanmasına ailesinin çok üzüldüğünü söylüyor. Haklı olabilir aile hassasiyeti konusunda. Aile deyince akıllara aylardır tutuklu yargılanmayı bekleyen aileler geliyor. Çocuklar babasız, eşler kocasız, anne ve babalar evlatsız yaşamaya mahkûm edilenler geliyor… Burada Sayın yetkililere “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” atasözümüzü bir kez daha hatırlatalım. Giden yıllar ve hayatlar geri gelmiyor…