Yazar Mehmet Özkendirci, Türkiye’nin güncel ekonomik krizini ve hükümetin kamu kaynaklarını yönetim biçimini sert bir dille eleştirmektedir. Metinde, halkın vergileriyle inşa edilen yapıların borç ödemek için satışa çıkarılması ve devlet harcamalarındaki aşırı lüks temel sorunlar olarak öne çıkarılmaktadır. Saray yaşamı, yüksek makam aracı sayıları ve dış yardımlar üzerinden israf kültürüne dikkat çekilirken, bu durumun toplumdaki yoksulluk ve adaletsizlik ile yarattığı tezat vurgulanmaktadır. Özellikle Ramazan ayı bağlamında, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması ile sergilenen gösterişli sofralar arasındaki ahlaki çelişki eleştirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, iktidarın ekonomi politikalarının toplumsal vicdan üzerindeki ağır yükünü ve halkın mülkiyet haklarının korunması gerektiğini savunan bir perspektif sunmaktadır.
Yap-işlet-devret modelinde yüzde doksanlarda zarar eden köprü, yol, hastane ve havaalanları devlete yük olurlarken; halkın vergileriyle yaptırılan yol ve köprüler yüzde 98 kâr getirirken 30 seneliğine satışa çıkartılacak. Nedeni, 2026 Ocak ayına ait 12 günlük faizin ödenmesi… Bu hesaba göre 2026’da kalan 353 gün içinde memlekette satılmadık yer kalmayacak. Bu tesisler AKP’ye değil, halka ait; satılıp satılmamasına halk karar verir. “Beyin yerinde sakatat taşıyan” saray kalemi, “Yahu bunlar satılmıyor, adamlar köprüleri yolları söküp götürmeyecekler” diye yazmış. 30 yıl az bir zaman mı? AKP’nin oyları şimdiden CHP’nin oylarının altında kalmışken… CHP, olası bir iktidarında “Enkaz devraldık, belimizin doğrulması için 30 değil 50 hatta daha fazla yıla ihtiyacımız var” dese haksız mı olacak? “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyen Sayın Erdoğan, meydanlarda “Nass var, size bize ne oluyor?” diye sesleniyordu. Nas demek, Allah ve Peygamber’in sözleri demek. Erdoğan bu sözlerle faize karşı çıkmıştı; bugün ise faize en çok para ödeyen ülkeyiz. Bizler, Erdoğan’ın “Ben ekonomistim, bunların kafası basmaz” derken haklı olduğunu görüyoruz; bizim de bu hesaba kafamız basmıyor.
“Beşli çete” denen patronlar ve birçok kurumun vergi borçları defalarca silindi. Birçok patron vergi bile vermiyor. Bazı mollalar ülkede “darülharp” var yalanıyla vergi vermeyi reddediyorlar. Dediğim gibi, bizlerin bu hesaba aklımız ermez…
“İtibardan tasarruf olmaz” diyen Sayın Erdoğan, acaba ülke borç bataklığından kurtulana kadar itibardan vazgeçsek nasıl olur?

1100 odalı Külliye’den daha mütevazı bir konuta geçseniz, Batı ve Doğu’daki senenin birkaç günü kalacağınız tesisleri kiraya verseniz, halkın gözünde itibarınız çok daha büyük değer kazanır.
Ekonomi düzelince daha ihtişamlı bir külliyeye bile geçebilirsiniz ki bununla muhalifleriniz bile gurur duyarlar, emin olun.
Avrupa ve Japonya’da makam aracı sayısı 10.000 civarında olurken bizde 125.000… Bir de ABD’den sonra dünyada en çok dış ülkelere yardım eden ülke Türkiye. Acaba bu yardımları, halkımızın çoğunun beli doğruluncaya kadar kendi vatandaşlarınıza mı yapsak? Dün sıcak sıcak yumurtalı, susamlı Ramazan pidelerimi alıp yan tarafta belediyenin ucuz ekmek kuyruğunda bekleyen insanların yanından geçerken utandım.
Utandım. Pideciler “askıda pide” uygulamasını Ramazan müddetince uygulasalar nasıl olur?
Mübarek Ramazan’da muhteşem iftar sofrası reklamlarından ve katılanlardan şahsım adına bir kez daha utandım. Aklıma Peygamberimiz ve sahabelerin mütevazı iftar sofraları geldi. Aldığım pideyi bile kendime fazla gördüm. Ramazan’da bir pide keyfimiz var, onu da kaçırmayın lütfen.