Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, Lagaluga Kabilesi üzerinden otoriter bir yönetim yapısını ve toplumsal yozlaşmayı mizahi bir dille eleştirmektedir. Kurgusal bir ülke tasviri aracılığıyla, adalet sisteminin işlemez hale geldiği, devlet kaynaklarının bir aile tarafından paylaşıldığı ve halkın ağır vergilerle sömürüldüğü bir distopya sunulmaktadır. Yönetimdeki isimlerin halkı cehalet ve korkuyla kontrol altında tuttuğu bu düzende, eğitimden ekonomiye kadar her alanın şahsi menfaatlere göre şekillendirildiği görülür. Yazar, ironik benzetmeler kullanarak özgürlüklerin kısıtlandığı ve yolsuzluğun kanıksandığı bir siyasi iklimi yermektedir. Sonuç olarak eser, mutlak gücü elinde bulunduranların halkın refahı yerine kendi servet ve iktidarlarını koruma çabasını trajikomik bir üslupla gözler önüne serer.
Lütfen yazıyı okumadan önce akıl ayarlarınızla oynamayın. Tek kanallı Lagaluga TV’ye göbekten bağlanın; bu bir Ululagaluga emridir.
İnsanoğlu dünyayı keşfettikten sonra, uzayda Çinliler fasulye yetiştirirlerken dünya haritasında yeri olmayan, köşede unutulan bir ülke varmış.
Dolar yeşili bayrakları üzerinde, seksenlik kabile reisinin otuzluk resmi varmış.
Burada her sabah bir guguk kuşu yuvasından çıkıp üç kez “adalet” der.
Sonra tekrar yuvasına çekilir, ertesi sabaha kadar uyurmuş. Dalalet Bakanı olarak tek baktığı bu işmiş. Öyle ki halka kötü örnek olup ayıkmasınlar diye müzik aleti kanuna bile çalma yasağı getirmiş; onun yerini tamtam doldurmuş.

“Zam, zam, zamda zam” diye ses çıkartan…
Ulu Lagaluga, ülkesinde halkına güvenmediği için ayak işleri hariç tüm işleri kendisi ve ailesi yaparmış. Denizde kızı, havada damadı, karada oğlu tek hakimmiş. Gün sonunda gelen hasılat havuzda toplanır, yedi ceddi boy abdesti alıp sofraya öyle otururlarmış. Ülkede dış ülkelere karşı Kuzey Kore modeli uygulandığı için halk, tüm dünyayı Lagaluga ülkesi kadar bilirmiş. Ülkede eğitim Büyücübaşına bağlıymış; parmak hesabıyla havuz problemleri çözülürmüş, havuzu hiç görmeyen çocuklara.
“Laplabadalap Lagalugadalap” milli marşlarıymış. Maliye Bakanlığının tabelasından “i” harfinin noktası düştüğü için “Malıye” zamanla gerçek hüviyetine kavuşmuş. Artık Ulu Lagaluga ve ailesinden artan kemikler —pardon gelirler— sesleri çıkmasın diye üst kademeye pay edilir, “altta kalanın canı çıksın” denirmiş. Haftalık olağan konuşmasında Bayan Lagaluga kekeleyerek önüne konan yazıyı okur; halk bir şey anlamasa bile alkış yağmuruna tutar. İsterse alkışlamasınlar, sonları taş ocakları olurmuş. Burada böbreklerinden taş düşene kadar çalıştırılırlar; taşı olmayana düşük faizli taş takılır eşitlik adına. Ulu Lagaluga, elinde mızrak kıçında yaprakla her gün 1500 askeriyle safariye çıkar. Gün sonunda iki makak yavrusu vurup halka hak geçmesin diye dirhemle bölüştürülür. Kendileri ballı lokma tatlısı yiyip gerim gerim genirir;
“Ooh, bugün de çok şükür…” “…iyi soyduk” dermiş.