Bu yazı, yazarın Türkiye’deki güncel ekonomik ve toplumsal sorunlara dair eleştirel gözlemlerini bir araya getiren kapsamlı bir değerlendirmedir. Metinde, yükselen maliyetler nedeniyle insanların dışarıda yemek yiyememesi ve evde yemek yapma arayışına girmesi üzerinden hayat pahalılığı vurgulanmaktadır. Yazar aynı zamanda spor dünyasındaki yönetimsel hatalara değinerek, Fenerbahçe’nin durumunu ve taraftarlar üzerindeki olumsuz psikolojik etkilerini sert bir dille eleştirmektedir. Belediyelerin tarımsal ürün dağıtımındaki yetersizlikleri ve dini uygulamalardaki zamanlama karmaşası gibi yerel meseleler de yazarın dikkat çektiği diğer hususlar arasındadır. Son olarak, işçi haklarını savunması beklenen figürlerin tutumları üzerinden toplumsal adalet ve siyasi samimiyet sorgulanmaktadır. Tüm bu başlıklar, ülkenin içinde bulunduğu karamsar havayı dağıtma temennisiyle harmanlanarak toplumsal bir panorama sunmaktadır.
Bir gün aradan sonra gene beraberiz. Beraber olacağımız değerli dostlarımızın miktarını sayamayalım inşallah… Önümüzdeki kötülükler Nisan yağmuru kadar;
İyilikler, güzellikler, bitmeyen Aralık geceleri kadar sürsün. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Bugün biraz farklı konulara değinmek istiyorum. İnşallah ilginizi çeker. Çoğunuz farkındadır; internet üzerinden gelen paylaşımların çoğu yemek üzerine.
Hemen hemen her gün; döner, Adana kebap, lahmacun vb. gibi lokantalara mahsus yemeklerin tarifi paylaşılıyor.
Yapılışları ekrana getiriliyor… Laf aramızda, bazılarını deneme maksatlı yaptım, iyi neticeler de aldım. Anadolu’da bir laf vardır:
“Kötü komşu adamı hacet sahibi yapar” diye. Anlamayanlara özetleyeyim: Misal, istediğiniz malzemeyi alamadığınız komşunuz sayesinde alet edevat sahibi olursunuz… Şu anki durumun da bundan farkı yok.
İnsanların dışarıda yemek yemeleri neredeyse imkansız hale geldi. Hal böyle olunca, dışarıda yenilecekleri ucuza mal edip tüketmek zaruret oldu… Ne etinden olduğu belli olan vasat bir kebap 1000 TL sınırına dayandı.
Yanında başka bir şey olmadan, sadece ayranıyla, dört kişilik çekirdek bir ailenin ödeyeceği para 5000 TL.
Bu parayı kaç kişi verebilir? Veremeyecekler çoğunlukta olduğu için de 700-800 TL’lik bir et maliyetiyle kebapçıya gitmiş gibi olmak ön plana çıktı… Bu durumda lokanta işletmecilerinin de şapkalarını önüne koyup düşünmeleri gerekiyor.
Ülke’de hatırı sayılır bir iş gücünü ve de istihdamı temsil ediyorlar. Halk bir vazgeçerse tekrar toparlamak çok zor olur.
Kar marjlarını, aşırıdan normal seviyelere çekmeleri tavsiyemizdir…
Zaman zaman değindiğim bir konuya tekrar dönmek ihtiyacı oluştu. Daha doğrusu çok sevdiğim Fenerbahçeli bir dostum sayesinde konuya girmem gerekiyor… Anlaşılan bana çok hırslanmış.
Diyor ki: “Bu sene sana ne oldu diyecektim ama gene haklı çıktın.” Maalesef, Ali Efendi bu takıma tarihte rastlayamayacağı kadar büyük kötülükler yaptı… CHP nasıl AKP’nin iktidar garantisiyse, Ali Efendi de bilerek veya bilmeyerek yaptığı bütün hareketlerle GS’nin şampiyonluk garantisi oldu… Giderayak, gideceğini bilmesine rağmen son kazığı da attı.
Gene bir tatilci antrenör ve futbolcular bırakarak yeni yönetimi de mağdur etti.
Bizim Urfa’da çok bilinen bir söz vardır: “Biye yok, içine poh” yani; ben yoksam benden kötü olsun mantığıdır.

Türkiye’nin çok elit FB camiasını rahatsız etmek, ülke’nin psikolojisini küllen bozmak demektir.
Düşünün bir kere… Bir takım rakibini puan olarak yakalayacağı, çok basit averaj yapacağı bir maçtan zar zor beraberlikle ayrılıyor… Namağlup olmasına rağmen, lig sonuncusu karşısında perişan oluyor.
Ve hepsi de utanmadan ortada dolaşabiliyor. Bu ruh eksikliği kimden geliyor… Bir teknik direktör çabalasa bile bu kadar motivasyonsuz bir güruh oluşturamaz… Görev;
Hiç de sevmediğim, Fetoş’a bulaşmış, kirli para gelir işlerine karışmış bir camiayı şampiyon yapma görevi olunca her şey oluyor.
Karagümrük’e perişan olan takım; Trabzon’u ve BJK’yi yenerek rakibinin önünü temizliyor… Konuyu yaptığım bir uyarıyla noktalamak istiyorum… Sevgili FB’li dostlarım, kardeşlerim, akrabalarım… Sık sık kanser taraması yaptırmayı sakın unutmayın, ihmal etmeyin…
Bir Ramazan geçti gitti. Oruçlarımızı büyük bir zevk ve huşu içinde açtık ama hep aklıma takılırdı, bu sefer de öyle oldu.
TRT başta olmak üzere birçok kanal “İstanbul iftar vakti” diyerek ezan okutuyor.
Peki bu ezana göre, Tuzla’da oturan ile Silivri’de oruç olan kimse aynı anda mı iftar yapıyor?
Sizce doğru mu? Ben dahil insanları şüpheye düşürmemek için bir formül bulunması gerekiyor… Bizim de çözümümüz var ama söz Diyanet’in.
Son günlerde gene yerin göğün mandalina ve portakal olduğunu gördük. Haber seyrederken yüreklerimiz parçalandı.
Kimse alınmasın ve de kimsenin dokunulmazlığı yok… Suçlu belediye başkanları.
Bunları boştaki kamyonlarıyla getirip halka cüzi bir kârla satmaları en uygun davranıştır ama bir türlü olmuyor.
Gizli bir iş birliği mi var ne, anlayamadım…
Finalde, şu bizim sapsarı artist Ali’den bahsetmek istiyorum. Eski bir Balıkesir milletvekili vardı.
Şu an batasıca adını hatırlayan bile yok… Bizim sarışın da herhalde mebus olabilmek, sülalesini kurtarabilmek için ona özendi… Boyundan büyük işlere kalktı… Memur ve emeklinin hakkını koruyacağına, onların sırtlarından inmeyen Alişimiz, 100 yıllık narkozdan bahsetti.
Allah seni o narkozdan kurtulamayacak hale getirsin emi…
Hepiniz Yaradan’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…