İzmir’in dağlarında oturdum kaldım. Şehit olanları deftere yazdım. Öksüz yavruları bağrıma bastım. Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa. Adın yazılacak mücevher taşa… Evet bugün 10 Eylül. Artık düşman İzmir’ de değil. Kimler mi var. Mustafa Kemal ve Askerleri var. İzmir’ in görevi bitti mi , O’ da bitmedi. Yeni başlayacak ekonomik savaşa da ev sahibi olacak. Birinci İktisat Kongresi gururu da İzmir’in…
Dönelim zamanımıza. Geçmişin güzelliklerini terketmek zor da olsa , bulunduğumuz anı yaşamakla mükellefiz… Yerine getirelim…
Tarım Kredi komedyası devam ediyor. Et yok , yağ yok , şeker yok , ne zaman önünden geçsem kuyruğu bırakın alışveriş eden bile yok… Herhalde olayı biraz çözdüm. Olmayan ürünler çok ucuz gibi ama yok. Peki fiyatı var olduğuna göre malın yok olması , enflasyon sepetine girmesine mani mi. Bence değil. Çünkü az da olsa arasıra mahdut miktarda yollanıyor , onlarda büyük bir izdihamla dakikalar içinde tükenerek başta A-Haber için güzel görüntüler daha sonra da enflasyon hesaplamalarına mükemmel rakamlar olarak görevlerini yerine getiriyorlar… Bu marketlere ulaşamayan büyük çoğunlukta ” Bak adamlar ucuzlattı. Keşke bizim buraya da açılsa ” diye taktir üretiyorlar. Benim şu an için okuyabildiğim durum bu…
Bu arada dün gece korkunç bir kâbusla uyandım. ” Hayırdır İnşAllah ” demeyi unutmayın… Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden biri olan , Rusya Federasyon’una bağlı , yanılmıyorsam , Başkurdistan’ dı , orada referandum yapılıyor ve Rusya’ dan ayrılma kararı ezici çoğunlukla çıkıyor. Seçim sonuçları henüz resmileşmeden Devlet’ in kurucusunun sapkın kasetleri piyasaya sürülüyor. Yetmiyor , esasında Türk olmadığı , yahudi olduğu da ortaya atılıyor… Halk galeyana gelip yürüyüşe geçtiğinde , sırılsıklam terlemiş olarak uyandım… Epey bir müddet nerede olduğumu düşündüm… Oh çok şükür Türkiye’ deyim , buralarda böyle birşeylerin düşüncesi bile yok… Allah bütün Türk Devlet’ lerini korusun. Başlarına asla , afedersiniz ne ermeni ne yahudi ne rum ne gürcü ne arap kimse gelmesin… Başlıklarının ve yandaşlarının kasetleri ve dedikoduları Millet’ in ağzına sakız olmasın… Gene şükrediyorum , Türkiye’ de yaşadığım ve bu gibi durumlara kafa yormadığım için…
Gelelim gerçek hayata… Bizim Ca-Ce yi bilirsiniz. Hani her gün Emri Hak için dua ettiğimiz var ya işte O… Saçmalamaya zırvalamaya , hız kesmeyi bırakın artan bir şekil de devam ediyor. Artık çok önemli tarihleri bile şaşırıyor. Sosyal Medya’ dan şikayetçi. Ekim Ay’ ı TBMM si açıldığında , ilk iş Yasa tasarısını getirmeyi planladığını konuşuyor. Meydanlara inerek Kraldan fazla Kralcılık yapmaya başladı bile… Bunun Memleketi nere bilen var mı. Birileri Kangal diyor ama zannetmiyorum. Galiba Osmaniye’ li. Ey Osmaniye’ liler ilk had bildirme görevi size ait , fırsatı kollayın…
Gelelim aylar öncesi hatırlattığım başka bir konuya… ” Bir Gece ansızın gelebilirim ” Projesine… Seçim yaklaşırken din istismarı had safhaya çıkacak. Bu planlı olaya bilerek veya bilmiyerek destek veren herkes haindir. Bu kadar net ve kesin… Bunu demiştik ve örnekleri peyderpey karşımıza çıkıyor. İkincisi de ilk başta dedigimiz Proje… Kuzey Suriye ve Yunanistan olayı hazır bir halde elde tutuluyor… Her ikisinin de ortak sifresi ” Bir gece ansızın gelebiliriz ” Din istismarı yeteri kadar etkili olmaz ; karanlık yerlerden , kimin olduğu (!) bilinen paralar , yurt içi geçici rahatlamayı sağlamaz , her gün yaptırılan anketlerde SOS verirse bir gece ansızın gelebiliriz projesi hayata geçirilerek ya anlık bir sıçrama veyahut , güvenlik gerekçesiyle seçimleri ertelemek gündeme gelebilir… Bilo’ nun anlayacağı gibi anlattım. Umarım herkes kavramıştır… ” Vakti zamanı gelince ” ibaresinin ne anlama geldiği de , yeteri kadar anlaşıldı herhal… Senelerdir yapılanlar , mangal partileri bayrak törenleri , siyasilerin giderek verdiği demeçler yaşanırken , vakti saati gelmemiş ; ama seçim yaklaşırken , vakti saati gelmiş oluyor… Sonraki anlayışları da hepinizin izanına bırakıyorum. Lokmayı çigneyipte ağzınıza dürtecek halimiz yok ya…
Gündeme devam edelim… Çok değerli bir hocamızdan Prof. Dr. Ünsal Ban’ dan bahsetmek istiyorum… Traji komik bir olay olması hasebiyle , yaşanan gerçek ama fıkra gibi bir durumu sizlerle paylaşmak istedim… Olay ya Burdur ya da Isparta’ da geçiyor… Burdur’da yaşayan , meslektaşım ve okurum Aytekin Trak ve Isparta’ da yaşayan , okurum ve dostum Şair Melahat Özçoban ilave bilgilere sahipseler , lütfen paylaşsınlar…Bandırma Spor şampiyonluk iddaasında ve büyük bir seyirci grubuyla . Burdur Stadına geliyor. Evsahibi takımın , ne iddaası ne de yeteri kadar seyircisi var… Tezahuratlar maç öncesinden başlıyor… Bandırma’lılar , bütün Stadı bastırarak ” Bandırma Bandırma ”
diye tempo tutuyorlar… Bir ara sesleri kısılıp sustuklarında , evsahibi ekibin mahdût seyircisinden cılız bir cevap geliyor. ” Bandırcez , bandırcez ” diye… Bir zamanların Rektörü’ de olan Ban Hoca’ mızın durumu aklıma geldi… Anlaşılan iyi banmış. Fakir fukara , garip gurebanın aşına ; yetimin kimsesizin çorbasına adamakıllı banmış… Bandırcez demiş mi , dememiş mi yoksa çaktırmadan mı banmış onu bilemiyorum…
Bugünlükte veda vakti geldi. Allah’ a emanetsiniz. Hoşça kalınız…
Mehmet Edip Ören
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı