Bu makale, bir devletin tam bağımsızlığa ulaşabilmesi için yerli ve milli bir ekonomik model benimsemesi gerektiğini savunan stratejik bir perspektif sunmaktadır. Yazar, dışa bağımlılığı azaltmak adına hammadde öz kaynak kullanımı, yüksek teknoloji üretimi ve nükleer enerji gibi yapısal hamlelerin önemini vurgulamaktadır. Ekonomik kalkınmanın sadece sanayiyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, nitelikli insan gücü, planlı kalkınma ve güçlü tarım politikalarının hayati rolüne dikkat çekmektedir. Ayrıca, yabancı sermaye yerine toplumsal tasarrufun teşvik edilmesi ve üretilen refahın toplumda adil paylaşılması sistemin sürekliliği için şart koşulmaktadır. Özetle kaynak, bir ülkenin küresel ölçekte rekabet edebilmesi için kendi imkanlarını milliyetçi ve sistemli bir yaklaşımla yönetmesi gerektiğini detaylandırmaktadır.
Bir devleti güçlü yapabilmek, o devletin vatandaşlarını karnı tok, sırtı pek mutlu insanlar olarak yaşatabilmek için ekonominin güçlü olması gerektiği tartışma gerektirmeyen kesin bir gerçekliktir.
Peki, güçlü bir ekonomi ne demektir, ekonomi nasıl güçlü olur? Bu sorulara genel bir cevap verdikten sonra ayrıntıları yazacağım.
Genel cevabım şudur: Bir ülkede ihtiyaç duyulan mal ve hizmetleri dış yardıma ihtiyaç duymadan kaliteli ve bol miktarda üreterek devletin ve vatandaşların yararlanmasına sunabilen üretim ve dağıtım sistemi GÜÇLÜ EKONOMİDİR.
Ekonomi, ancak ülke kaynakları ve ülke ihtiyaçları gözetilerek milliyetçi politikalarla yönetildiği takdirde güçlü olabilir.
Şimdi, milliyetçi ekonomik politika konusundaki düşüncelerimi açıklamak istiyorum.

- Milliyetçi ekonominin olmazsa olmaz şartlarından birisi, ekonominin ihtiyaç duyduğu hammaddeler ülke kaynaklarından sağlanmalıdır. Güzel bir atasözünde denildiği gibi: “Taşıma suyla değirmen dönmez.”
- Milliyetçi ekonominin olmazsa olmaz şartlarından birisi de yüksek teknoloji kullanan bir sanayidir. Çünkü ancak yüksek teknoloji sayesinde ülke kaynakları en verimli şekilde değerlendirilebilir. Cari açık, ancak yüksek teknoloji ile üretilmiş malların ihraç edilmesi ile kapatılabilir. Günümüzde dış ticaret fazlası veren gelişmiş ülkelerin hepsi yüksek teknoloji ile üretim yapan sanayiye sahiptirler. Yüksek teknoloji sayesinde hammadde halinde kilogram fiyatı 5 dolar olan bir madde, mamul madde olarak üretildiğinde kilogram fiyatı binlerce, hatta on binlerce dolar
- Güçlü bir ekonomi için ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücü mutlaka yetiştirilmelidir. Sanayi üretiminde her ne kadar robot kullanımı artmış olsa da nitelikli insan gücüne her zaman ihtiyaç vardır. Robotları çalıştıracak olanlar da nitelikli insanlardır. Çünkü robotlar kendi kendilerine çalışamazlar.
- Güçlü bir ekonomi için bol ve ucuz enerji çok elzemdir. Sanayi kuruluşları bol ve ucuz enerji olmadan kaliteli üretim yapamazlar. Ülkemizde zengin petrol ve doğal gaz kaynakları yok maalesef. Dışarıdan petrol ve doğal gaz ithal ederek sanayinin çarkları döndürülemez. Ekonominin ihtiyaç duyduğu bol ve ucuz enerji ancak nükleer santrallerle sağlanabilir. Bunun için çok sayıda nükleer santral yapımına hız verilmelidir. Devasa nükleer santral yapımı hem çok maliyetli olmakta hem de inşası uzun yıllar sürebilmektedir. Bunun yerine küçük modüler reaktörlerin (SMR) kurulması tercih edilmelidir. Küçük modüler reaktörlerin yapım süresi çok daha kısa, maliyetleri de daha düşüktür.
- Güçlü bir ekonomi için iyi planlama temel şarttır. İyi bir planlama sayesinde ülke kaynakları çok verimli değerlendirilebilir, ihracat istenilen seviyelere çıkartılabilir. Bu nedenle, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yeniden kurulmalıdır.
- Ekonominin olmazsa olmazlarından birisi, yatırım yapmaya yeterli sermaye birikiminin olmasıdır. Ülkede yeterli sermaye birikimi yoksa nitelikli insan gücü, bol hammadde vb. mevcut olsa dahi güçlü bir ekonomi kurulamaz. Sanayileşmiş ülkelere baktığımızda hepsinde yeterli sermaye birikimi olduğunu görürüz. Maalesef, ülkemizde yeterli sermaye birikimi yoktur. Ülkemizin sanayileşmiş bir ülke olmamasında çok önemli bir sebep de sermaye yetersizliğidir. Bu nedenle, siyasetçilerimiz sürekli yabancı iş adamlarına ülkemizde yatırım yapma çağrısı yapmaktadırlar; ancak bu çare değildir. Yabancı sermaye ile sanayileşmiş, kalkınmış bir ülke yoktur. Yabancı sermaye sizin menfaatiniz için değil, kendi menfaati için gelir. Geldiği zaman da kısa zamanda çok kazanıp kazandığını kendi ülkesine götürmek ister. Yeterli sermaye birikimi oluşturmanın en esaslı ve gerçek yolu halkın tasarruf etmeye alışmasıdır. Bunun için halkın tasarruf etmesi teşvik edilmeli, tasarruf edenler çeşitli yöntemlerle ödüllendirilmelidir.
- Bir ülkenin tüm sektörlerde sanayileşmesi mümkün değildir. Bu nedenle; ülke kaynakları, milli menfaatler vb. gözetilerek hangi alanlarda sanayileşmek gerektiği tespit edilmeli, seçilen sektörler güçlü bir şekilde teşvik edilmelidir. Bu teşviklerin sonsuza kadar devam etmesi söz konusu değildir. Kendi ayakları üzerinde durabilecek, rakipleri ile serbestçe rekabet edecek hale gelen sektörlere verilen teşvikler azaltılarak, teşvik edilmesi gereken yeni sektörler desteklenmelidir.
- Bir ülkenin ekonomisinin güçlü olabilmesi için o ülkenin tarım ve hayvancılığının da güçlü olması zorunludur. Ülke halkının iyi beslenebilmesi ve sağlıklı olabilmesi gelişmiş bir tarım ve hayvancılık politikası ile mümkündür. Tarım ve hayvancılık yönünden zayıf bir ülke halkının iyi beslenmesi, sağlıklı olması hiçbir şart altında söz konusu değildir. Sanayinin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin önemli bir bölümü tarım ve hayvancılık sektörlerinden temin edilmektedir. Bir ülke tarım ve hayvancılık yönünden güçlü ise sanayi için gerekli hammaddeyi de ülke içinden bol ve ucuz olarak temin edebilecektir. Bu nedenlerle, tarım ve hayvancılık sektörleri desteklenmesi ve teşvik edilmesi gereken en öncelikli sektörlerdir.
- Bir yılda elde edilen gayri safi milli hasılanın vatandaşlara adil bir biçimde dağıtılması Bir başka deyişle, ülkede gelir dağılımının adil olması gerekir. Bir ülkede gelir dağılımı adil ise o ülkede milli bir ekonominin varlığından söz edilebilir. Gelir dağılımı adil ise ülke insanları mutludurlar; adil değil ise bir kısım insanların mutlu olmasına karşın geri kalan insanlar mutsuzdurlar. Ülkemizde adil bir gelir dağılımının mevcut olduğu söylenemez. Nüfusun en yüksek gelire sahip %20’lik kesimi gayri safi milli hasılanın %48,1’ini alırken, en düşük gelire sahip %20’lik kesim ise gayri safi milli hasılanın sadece %6,3’ünü alabilmektedir. Bu durum, ülkemizde gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğunu göstermektedir. Bu adaletsiz gelir dağılımının düzeltilmesi mümkündür. Gerçekçi ve insaflı ekonomik tedbirlerle bu adaletsizlik düzeltilmelidir.