H. Nurcan Yazıcı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Reyting Sofrasında Bitirilen Yemek Kültürü…

Reyting Sofrasında Bitirilen Yemek Kültürü…

featured
0
Paylaş

H. Nurcan Yazıcı’nın kaleme aldığı metin, günümüz televizyon programlarının Anadolu’nun zengin yemek kültürünü ve kadın imajını nasıl yozlaştırdığını ele almaktadır. Geleneksel olarak paylaşmayı ve bereketi temsil eden yemek kültürü, artık reyting uğruna kurgulanmış kavgaların ve yapay gerilimlerin gölgesinde kalmıştır. Yemeklerin tadından ziyade bağırışmaların ön plana çıktığı bu programlar, kadını üretken ve bilge bir figür olmaktan çıkarıp, birbirine düşman edilen bir eğlence unsuruna dönüştürmektedir. Bu durum, toplumsal saygıyı zedeleyerek şiddeti ve tahammülsüzlüğü normalleştirmektedir. Sonuç olarak, ekranlardaki bu gürültülü yozlaşmanın toplumsal iletişimi zehirlediği ve kadın emeğini değersizleştirdiği vurgulanmaktadır.

Ülkeleri ve milletleri birbirinden farklı kılan özellikler arasında, iletişim ve yemek kültürleri önemli bir yer alır. Yemek kültürü milletin geçmişinden gelen yaşayış biçimi sonucunda oluşan bir soyut mirastır. Bu mirasın sorumluluğu öncelikle ülkemizde Anadolu kadınının olmuştur.

Anadolu’nun zengin yemek kültürü, sadece lezzetli yemeklerden ibaret değildir.  Bu lezzetlerin arkasında, kadınların büyük emeği bulunmaktadır. Bir anne yemek yaparken sadece malzemeleri değil, aynı zamanda ailedeki kültürel ve toplumsal değerleri de aktarır.

 

Yemek kültürü bir zamanlar aileyi, bereketi, paylaşmayı temsil ederdi. Bir sofranın etrafında toplanmanın bir ruhu vardı. Ev kadınlarının, ustaların, aşçıların bilgeliği saygı görürdü. Şimdi ise aynı mutfak, televizyonlarda küçük bir hesaplaşma alanına çevrilmiş durumda. Her şey “kim daha çok bağıracak, kim daha çok laf sokacak, kim daha iyi iftira paketleyecek?” üzerine kurulu. Yani aslında yemek bahane, gerilim şahane.

Hangi kanalı açarsak açalım, gözümüzün önüne düşen sahne neredeyse aynı: Bir mutfak dekoru, renkli tabaklar, birkaç yarışmacı ve her saniyesi kurgulanmış bir kargaşa. Yemek pişirmek üzerine kurulan bu yapay dünyada artık yemeğin tadı, kültürü, emeği değil; kavganın tonu konuşuluyor. Çünkü reyting böyle istiyor. Çünkü izleyicinin dikkatini ancak gürültüyle topluyorlar. Ve ekranlar da bu gürültüyü üretmek için en kolay yolu seçiyor: İnsanları özellikle kadınları car car bağırtmak. Aslında bu, sadece bir televizyon formatı meselesi değil; çok daha derin ve tehlikeli bir toplumsal yozlaşmanın göstergesi.

 

Kadının temsili yerle bir ediliyor: 

Ekranda yansıyan tablo üzerinden toplumun kadın algısı şekilleniyor. Kadın, sabırlı, üretken, becerikli bir hayat taşıyıcı olmaktan çıkarılıp; sürekli kavga eden, laf yetiştiren, birbirine düşman edilen bir karaktere indirgeniyor. Kadınların gerçek hayat yükünü taşıyan emeği, ekranda bir eğlence unsuruna dönüştürülüyor. Böylelikle toplumun saygı duyduğu kadın profili zarar görüyor.

 

Reyting uğruna insanlık aşındırılıyor:

Televizyon artık insanı iyileştiren, eğiten, kültür aktaran bir mecra olma iddiasını yitirdi. Onun yerine, hızlı tüketilen gerilim üreticisi bir fabrikaya dönüştü. İzleyici de bu fabrikada üretilenleri sorgulamadan tüketiyor. Her gün bir miktar daha duyarsızlaşıyor, biraz daha hoyratlaşıyor, biraz daha saygısızlaşıyor.

Kavga izlemeye alışan toplum, bir süre sonra kavgasız konuşamaz hâle geliyor.

İşte toplumsal yozlaşmanın en tehlikeli biçimi de budur:

Normal olanın yavaş yavaş anormalleşmesi… Anormal olanın olağanlaşması.

 

Kavganın gerçekte bir bedeli var:

Bir ülkede ekranlar sürekli kavga gösterirse, sokaklar da bir süre sonra onun kopyası hâline gelir.

Evde iletişim kültürü bozuluyor, ilişkiler sertleşiyor, sabır azalıyor. Ve en kötüsü: Kadınların sesi, varlığı ve emeği değersizleşiyor. Çünkü toplum ekranı yalnızca izlemiyor; bilinçaltında model alıyor. Yani mesele sadece bir yemek programı değil.

Mesele, toplumun yavaş yavaş içine çekildiği yobazlık ve şiddet…

 

Sonuç olarak:

Kadın kavganın dekoru değil, hayatın omurgası olmalıyken, kadını tüketen, kadını bağırttıran bir ekranla karşı karşıyayız. Bugün televizyonda gördüğümüz o “car car bağırtılan kadınlar” görüntüsü bu dönemin yozlaşmış televizyon anlayışının ayıbıdır.

 

Emeği ve kültürü gürültüyle boğan, yozlaştıran televizyon programlarına ve de dizilerine dur denmeli…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!