Bu yazı, yazarın kardeşini kaybetmesiyle başlayan derin bir yas sürecini ve ölümün insan ruhunda bıraktığı izleri konu almaktadır. Ölümün beklenmedik doğası karşısında insanın ne kadar savunmasız kaldığı vurgulanırken, dünya malının ve hırsların son yolculukta hiçbir anlam taşımadığı anlatılmaktadır. Yazar, gidenlerin ardından kalan boşluğun zamanla dolmadığını, sadece bu acıyla yaşamayı öğrenmenin mümkün olduğunu ifade etmektedir. Sevginin ertelenmemesi gerektiği üzerinde durulan metinde, anıların yitirilen kişileri kalbimizde yaşatan en güçlü bağ olduğu belirtilmektedir. Sonuç olarak, hayatın kısalığı hatırlatılarak sevdiklerimize yaşarken değer vermenin ve onlara sarılmanın önemi üzerinde durulmaktadır.
Ölüm, gelmeden önce kendini duyurmuyor. Ne bir uyarısı var ne de bir provası.
Bir gün önce konuştuğunuz, güldüğünüz, “sonra ararım” dediğiniz insan; ertesi gün artık sadece bir hatıraya dönüşebiliyor. İşte bu yüzden ölüm, insanı en çok çaresizliğiyle yüzleştiriyor. Çünkü insan, kontrol edemediği şeyler karşısında ne kadar küçük olduğunu o an anlıyor. Yere göğe sığdıramadıklarımızı, bir gün bir tabuta sığdırıyoruz.
İnsanın aklı buna alışamıyor. Hayat dolu seslerin, alışkanlıkların, sabah telaşlarının bir anda susmasına… Gece bile ışık olmadan uyuyamayanların, karanlığın en derin sessizliğine emanet edilmesine…
Bir tabutun içine sığan hayat, bize şunu fısıldıyor: Hiçbir şey sandığımız kadar büyük değil. Hırslar, kırgınlıklar, ertelenmiş cümleler, söylenmemiş sevgiler… Hepsi o dar ahşabın içinde anlamını yitiriyor. Geriye yalnızca insanın bıraktığı iz kalıyor. Nasıl hatırlandığı, nasıl sevildiği ve nasıl eksildiği…
Ölüm, bizi hakikatin tam ortasına bırakıyor.
Sevgi dışında hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretiyor. Dostluğun, bir sesin, bir bakışın, bir sarılmanın değerini ancak, yokluğuyla anlayan bir varlığız biz. Bu yüzden insan en çok anılara tutunuyor. Çünkü anılar, kaybettiklerimizi hayatta tutmanın tek yolu. Hem can yakıyor hem ayakta tutuyor. Anılar sayesinde gidenler tamamen gitmiyor.
Ben abimi kaybettim. Ve onunla birlikte çocukluğumu, güven duygumu, yaslanabildiğim omuzu…
Abi dediğiniz şey yalnızca bir kelime değil. Abi, insanın hayata karşı ilk kalkanı. Düşmeden önce uzanan el. Korktuğunuzda arkanızda duran gölge. Sessizce “buradayım” diyen ses.
Abinizi kaybettiğinizde sadece bir insan gitmiyor.
Onunla birlikte çocukluğunuzdan bir ses susuyor. Bugününüze dayandığınız bir omuz boşalıyor. Yarına dair kurduğunuz ihtimaller sessizce çekiliyor. Hayat “devam ediyor” gibi görünüyor ama aslında eksik bir devamlılık bu. Tamamlanmayan cümleler gibi…

Alışmak değil yaşanan; idare etmek. Gülmek değil, gülüyormuş gibi yapmak. İçinizde duran boşluğu kimse görmüyor; çünkü yokluk bağırmıyor, sadece ağırlaşıyor.
Zaman her şeyin ilacı denir. Oysa bazı acılar iyileşmiyor. Zaman, onları geçirmiyor; sadece susturuyor. Üstünü örtüyor. İnsan konuşmayı bırakıyor ama acı kalıyor. Bazı geceler bir kelimeyle, bir sesle, bir fotoğrafla yeniden canlanıyor. Çünkü sevilenler ölmüyor; insanın içine taşınıyor.
“Güçlü ol” diyorlar.
Güçlü olmak, acının yokluğu değildir.
Güçlü olmak, acıyla aynı masaya her gün yeniden oturabilmektir. Abinin adını içinden geçirip sesini çıkarmadan günü tamamlamaktır. Bir fotoğrafa bakıp dağılıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata dönmektir. Zamanın iyileştirmediğini; sadece susturduğunu, bastırdığını öğrenmektir. Çünkü bazı acılar geçmez. Sadece taşınır. Omuzdan omuza değil; kalpten kalbe.
Sonuç olarak;
Geçmişi değiştiremeyiz, geleceği kontrol edemeyiz. Ama şu an elimizdedir. Ve belki de insanın geride bırakabileceği en anlamlı şey, yaşarken hissettirdiği, paylaştığı sevgidir. Eğer hayata dair bir rehber olacaksa, ölümün öğrettiği tek cümle yeterlidir: Zamanı erteleme.
Sevgi ertelenmeyi affetmiyor. Dile gelmek, gösterilmek, hissedilmek istiyor.
Sevdiklerini, “sonra”ya bırakma. Kaybedince seni yakıyor.
Her yeni gün bir imkândır. Şimdi sevdiklerimize sarılmak, söyleyemediklerimizi söylemek, sevgiyi ertelemeden göstermek için bir şans… Hayattayken değer vermek, ölümden sonra yaşanan yastan ve duyulan pişmanlıktan çok daha anlamlı.
Ben abimi yaşarken de uğurlarken de hep sevgimle sarıp sarmaladım. O bağ zamanın koparamadığı, ölümün eksiltemediği bir şey. İnsanı hayata bağlayan, sabrı besleyen en görünmez yerden tutuyor.
Mekânın cennet olsun canım abim.