Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu yazı, Türkiye’deki verimli tarım arazilerinin planlama hataları ve yanlış arazi kullanımı neticesinde sessizce yok oluşunu ele almaktadır. Yazar, küçük ölçekli hobi bahçesi tartışmalarının aksine, asıl büyük kaybın Çukurova Uluslararası Havalimanı gibi devasa projelerin en bereketli topraklar üzerine inşa edilmesinden kaynaklandığını vurgulamaktadır. Kanuni düzenlemelerin uygulama aşamasındaki yetersizliğine dikkat çekilerek, gıda güvenliğinin bir milli güvenlik meselesi olduğu hatırlatılmaktadır. Metinde, kalkınma ve sanayileşme adımlarının tarım alanlarını feda etmeden, alternatif alanlar üzerinden yürütülmesi gerektiği savunulmaktadır. Nihayetinde, toprağın betonlaşmasının gelecekteki üretim kapasitemizi ve ekonomik bağımsızlığımızı doğrudan tehdit ettiği ifade edilmektedir.
Türkiye’de tarım arazileri elbette bir gecede yok olmuyor.
Sabah uyandığımızda tarlanın yerinde bir anda gökdelen görmüyoruz.
Asıl sorun zaten burada başlıyor.
Toprak, çoğu zaman kimseler fark etmeden elimizden kayıp gidiyor. Sessizce…
Bir masa etrafında karar alınıyor.
Mevcut plan değiştiriliyor.
Sonra işler hızlanıyor.
Ve imzalar birbiri ardına atılıyor.
Derken verimli bir ova, bir anda hayatımızdan çıkarılıyor.
Üstelik geri gelmemek üzere.
Bugün herkes “hobi bahçeleri”ni konuşuyor.
Evet, denetimsizlik var. Hatta sıkıntılı uygulamalar bile var.
Ama mesele aslında hobi bahçesi değil.
Gerçek mesele şu:
Asıl kayıp, büyük ölçekli plan kararları ve yanlış arazi kullanımından kaynaklanıyor.
Bunu görmek için uzaklara gitmeye gerek yok.
Çukurova’ya bakın.
Çukurova dediğimiz yer, bu ülkenin ekmek teknesi.
Sulu tarım yapılan, bereketli topraklara sahip bir ova.
Türkiye’nin en verimli üretim havzalarından biri.
Ve o ovanın tam da ortasına ne kurduk?
Çukurova Uluslararası Havalimanı…
Gündemde hep aynı cümle vardı, bölge kazanacaktı.
“Yatırım” dedik. “Kalkınma” dedik. “Bölgeye nefes” dedik.
Ama kimin nefesini kestik?
Ne yazık ki, toprağın.
Akademik çalışmalar, gayet açık bir dille ifade ediyor.
Yaklaşık 7.600 dekar tarım arazisi doğrudan tarım dışına çıktı.
Bu, “birkaç dönüm” değil. Bu, bir bölgenin üretim damarına vurulan neşter.
Uyarılar yapıldı. Kurum görüşleri verildi.
Meslek odaları “alternatif yer var” dedi.
Konu Meclis’e kadar gitti. Sonuç ne? Beton döküldü.
Ve bugün benzer manzaraları başka şehirlerde de görmeye başladık.
Antalya’da…
Tekirdağ’da…
Eskişehir’de…
Kimi zaman yol deniyor.
Kimi zaman sanayi.
Kimi zaman maden…
İsim değişiyor.
Gerekçe değişmiyor: “Zorunluluk.”
Ama asıl soru şu:
Madem zorunluluk, neden bu hep en verimli araziye denk geliyor?
Türkiye’de kanun yok mu?
Var.
5403 sayılı kanun var.
Toprağı korumak için çıkarılmış.
Ama kanun, sadece kâğıt üzerinde güçlü.
Uygulamada zayıf.
Çünkü toprağı korumak sadece kanun yazmakla olmuyor.
Asıl mesele o kanunu uygulama iradesini gösterebilmek.
Burada kimseyi kandırmayalım:
Bugün “hobi bahçesi” üzerinden yürüyen tartışma, çoğu zaman gerçek sorunu perdelemek için kullanılıyor.
Gerçek sorun şudur: Küçük ihlaller kolayca görünür oluyor.
Ama büyük arazi kayıpları çoğu zaman sessizce gerçekleşiyor.
Sonunda toprağın geleceği vizyonsuz plan değişikliklerinin içinde şekilleniyor.
Oysa dünya artık şunu biliyor:
Bugün gıda meselesi artık sadece tarımın konusu değil.
Su da toprak da doğrudan güvenlik meselesi haline geldi.
Toprağını koruyamayan bir ülke, yarın sınırlarını korumakta da zorlanır.
Çünkü açlık, asla sınır tanımaz.
Bu ülkenin ihtiyacı olan şey “yatırım mı tarım mı” kavgası değil.
Bu ülkenin tek ihtiyacı, toprağı koruyarak kalkınmayı başaracak bir akıldır.
Havalimanı yapılmasın demiyorum.
Yol yapılmasın demiyorum.
Sanayi kurulmasın demiyorum.
Diyorum ki:
Verimli ovayı seçmek kolaycılıktır.
Gerçek planlama ise alternatif arayabilmektir.
Devlet dediğin zor olanı başarır.
Bugün kaybedilen her verimli arazi, yarın sofradaki ekmeğin küçülmesi demektir.
Unutmayalım. Toprak giderse üretim gider.
Üretim giderse gıda güvenliği ve ekonomi biter.
Ve sonunda kaybeden, bu güzel ülkemin insanları olur.