Prof. Dr. Fuat Gürdoğan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Seralar ve Domatesin Kırmızısı

Seralar ve Domatesin Kırmızısı

featured
0
Paylaş

Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki seracılık faaliyetlerini ve üreticilerin karşılaştığı ekonomik darboğazı 2026 yılı perspektifiyle ele almaktadır. Yazar, yüksek girdi maliyetleri, döviz kuru baskısı ve enerji giderleri karşısında ezilen çiftçinin, modern teknolojiye geçiş yapamadığı için verimsiz bir döngüye hapsolduğunu vurgular. Tarım politikalarındaki istikrarsızlık ve bürokratik engellerin üretimi nasıl aksattığı, somut maliyet hesaplamaları ve hal fiyatları üzerinden çarpıcı bir şekilde gösterilir. Özellikle üretici ile market rafı arasındaki fahiş fiyat farkı, sistemdeki adaletsizliğin ve plansızlığın temel göstergesi olarak sunulur. Metin genelinde, zorlu çalışma koşullarına rağmen emeğinin karşılığını alamayan seracıların yaşadığı yalnızlık ve sektörel gelecek kaygısı hüzünlü bir dille yansıtılmaktadır. Son olarak yazar, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için enerji desteği, modernizasyon teşvikleri ve etkin planlama gibi çözüm önerilerini sıralayarak yetkililere çağrıda bulunur. 

Sabahın dördünde uyanır seracı. Soğuktur. Antalya soğuğu başkadır, ıslak soğuktur, iliklerine işler. Sırtına montunu geçirir, elinde fener, seraya gider. Naylonun üstü çiğ, altı ter.

Domatesler kıpkırmızı, sabahı bekler.

Seracı bilir: Bugün toplarsan yarın para eder. Yarın toplarsan öbür gün para etmez. Hal böyle.

Bir zamanlar bu memleketin seraları, Avrupa’nın kışlık sebze ihtiyacını karşılardı. Şimdi ne mi karşılıyor?

Dört dönüm seradan çıkan domates, bir daire fiyatına denk gelmiyor ama bir daire kredisi kadar girdi maliyeti çıkıyor. O hesap.

Yaz-boz tahtasına dönen tarım politikaları…

22 yılda kaç Tarım Bakanı değişti, elinizi vicdanınıza koyun da sayın.

Kimi geldi “üreticiye müjde” dedi, kimi geldi “desteklemeyi kaldırdık” dedi. İstikrar mı?

O da ne, öyle bir şey varsa bizde yok.

Peki, naylonun altında kalan sadece toprak mı, yoksa üreticinin emeği mi?

Küçük bir yatırımcı düşünelim. 10 yıl seracılık yapacak. Elinde 3 seçenek var:

  1. Plastik film: İlk yatırım düşük (500-1500 dolar/dekar). Ama her 2 yılda bir naylon değişecek. 10 yılda 5 kez naylon değiştirsen, 7.500 dolara kadar çıkabilir maliyet.
  2. Polikarbonat: İlk yatırım orta (2.000-4.000 dolar/dekar). 7-10 yıl gidiyor, %30 daha iyi ısı yalıtımı var.
  3. Cam: İlk yatırım yüksek (4.000-8.000 dolar/dekar). Ama 30 yıl gidiyor. 10 yıllık maliyeti hesaplasan, aslında plastik filmle yarışıyor.

Hesap ortada: Ucuz malzeme pahalıya geliyor. Ama köylü bugünü kurtarmak zorunda. 8 bin doları peşin veremez, 500 dolara naylon çeker.

Sonra her iki yılda bir “yine mi naylon değişecek” diye söylenir durur.

Peki devlet ne yapıyor?

Şimdi 2026 yılındayız. Tarım Bakanlığı’nın desteklemeleri var mı? Var. Ziraat Bankası kredi veriyor mu? Veriyor. TKDK hibeleri var mı? Var.

Ama sorun şu: Bu destekler proje bazlı. Dosya hazırlayacaksın, başvuracaksın, bekleyeceksin, onaylanacak, para gelecek… O zamana kadar üretici üç hasat yapar, ikisi zararla kapanır.

Bir de şu var: 2026’da dolar 43 lira. Sera kuracak adam, Avrupa’dan malzeme getirecek, dolar üzerinden hesap yapacak.

Aldığı destek lira. Aradaki farkı kim kapatacak? Köylü kapatacak. O da kapatamıyorsa, serasını sökecek.

Şubat 2026, Mersin Toptancı Hali. Rakamlar konuşuyor:

  • Kılçık biber: 130 TL
  • Salatalık (Anamur): 75 TL
  • Kabak: 60 TL
  • Dolmalık biber: 85 TL

Bir durun. Derin bir nefes alın. Bu rakamlar hal çıkış fiyatı. Yani üreticinin eline geçen, kamyona yüklenmiş hali.

Bunun nakliyesi var, hali var, komisyoncusu var, market rafı var. Salatalık İstanbul’da manavda kaça satılır biliyor musunuz? 150 TL’yi buluyor.

Gelelim hesaba.

Bir kilo domates yetiştirmek kaç liraya mal olur biliyor musunuz?

Mazot var, gübre var, ilaç var, elektrik var, su var, işçi var, naylon var, amortisman var. Topla çıkar.

Ortalama 25 lira. Yani seracı, 25 liranın altına domates verirse zarar eder.

Halde kaç liradan çıkıyor domates? 30-35 lira. Yani seracının eline 5-10 lira kalıyor.

O parayla bir sonraki hasadı yapacak, mazot alacak, gübre alacak.

Markete gelince… Domates markette 80 lira. Aradaki 45 lirayı kim alıyor?

Bilen yok.

Isınma meselesi ayrı dert.

Sera dediğin, kışın ısınmazsa ürün vermez. Gece sıfırın altına düşer mi düşmez mi, belli olmaz.

Seracı tedbirini almadan Allah’a emanet edemez, sobayı yakar, doğalgazı yakar, elektriği yakar.

Elektrik faturası gelir: 50 bin lira. Bir ayda.

Mazot faturası gelir: 30 bin lira. Bir ayda.

Bu faturaları ödeyemezse, serasını söker, gider.

Bir de şu var.

Seracı, tohumu ithal alır. Gübresi ithal, ilacı ithal, naylonu ithal, mazotu ithal. Dolar 43 lira olunca her şeyin fiyatı uçar.

Ürünü satarken lira alır, giderini dolar üzerinden yapar. Bu hesap tutar mı?

Tutmaz.

Peki, ne olacak?

Gençler köyde durmuyor. Sera işçiliği ağır, kazancı az. Oğlan şehre gidiyor, kız şehre gidiyor. Seracı kalıyor yalnız.

Yalnız seracı, üretemez.

Üretmeyince, domates ithal gelir. İthal domates, yerli domatesin tadını vermez. Ama ne yapalım, ucuzdur, alınır.

Yerli seracı, “ben ne olacağım” der.

Kimse cevap vermez.

Çözüm: Ne yapmalı?

Birincisi: Enerji desteği şart.

Seracı enerjiye verdiği paranın KDV’sini geri alıyor mu? Alıyor. Ama yetmiyor. Doğalgazda, elektrikte seracıya özel tarife lazım.

“Tarımsal tarife” diye bir şey var ama uygulamada sıkıntılı. 2026’da enerji faturaları hâlâ seracının bel kemiğini büküyorsa, bu politika yanlış demektir.

İkincisi: Modernizasyon desteği.

Diyelim bir köylünün 20 yıllık naylon serası var. Isıtmada delik deşik, enerjiyi boşa harcıyor.

Devlet desin ki: “Gel, şu seranı yenile. Polikarbonat yapalım. Maliyetin yarısını ben karşılayayım, yarısını sen kredi çek, 5 yıl öde.”

Bu yok.

Var mı böyle bir şey? Kırsal kalkınma destekleri var ama bürokrasi cambazlığı istiyor. Köylü cambaz değil, çiftçi.

Üçüncüsü: Hal fiyatı değil, üretici fiyatı.

Mersin Hali’nde 130 lira olan biber, üreticinin cebine 130 lira olarak giriyor mu? Hayır.

Komisyoncu alıyor, nakliyeci alıyor, hal esnafı alıyor. Bunların hepsi meşru, hepsi emek.

Ama zincirin başındaki adam, yani ürünü yetiştiren adam, bu zincirden en az payı alıyorsa, sistem çürümüş demektir.

Dördüncüsü: Planlama.

Bugün Mersin’de biber 130 lira, Antalya’da domates 40 lira, Ağrı’da karnabahar 5 lira. Neden? Çünkü üretim plansız.

Kim ne ekerse eksin, kim nereye gönderirse göndersin. Türkiye’nin bir tarım planlaması yok. Her şey piyasaya bırakılmış.

Piyasa dediğin, güçlünün kazandığı yer. Güçlü kim? Büyük sermaye. Köylü değil.

Son söz:

Bir sabah daha seraya gider üretici. Naylonun altında, alın teriyle yoğrulmuş domatesler onu bekler. Toplar, kasalar, yollar.

Halde 35 lira eder.

Markette 80 lira.

Aradaki 45 lirayı soran yok.

Akşam eve döner, elinde avucunda bir şey kalmamıştır. Ama ertesi sabah yine kalkar, yine gider.

Naylon seraların altında, naylon vaatlerle avutulan üretici, kâr edeceği günü bekler de bekler.

O güne kadar, Akdeniz meyve sineğiyle mücadele etmeye devam.

O sinek en azından ne istediğini biliyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!