Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu metin, Ümit Özdağ’ın siyasi duruşunu ve milli meselelerdeki tavrını mercek altına almaktadır. Yazar, Özdağ’ın terör örgütleriyle müzakere edilmesine karşı sergilediği tavizsiz devlet adamlığı refleksini ve sınır güvenliğine dair kararlı tutumunu vurgulamaktadır. Metinde, özellikle kontrolsüz göçün toplumsal yapıda yarattığı demografik değişim ve güvenlik risklerine karşı Özdağ’ın tek başına verdiği mücadele takdirle karşılanmaktadır. Anadolu Kalesi vizyonu üzerinden şekillenen bu yaklaşım, devletin bekası için irade göstermenin hayati bir zorunluluk olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Özdağ’ın Türk milletinin çıkarlarını koruma yolundaki cesur ve net açıklamalarının mevcut siyasi atmosferdeki kritik önemini anlatmaktadır.
Bazen bir isim çıkar.
Siyasetin dayatılmış bütün argümanlarını yerle bir eder.
Sayın Ümit Özdağ…
Tam da bu noktada Türk milletini sırtlıyor.
Devlet ebed müddet anlayışını şaha kaldırıyor.
Türkiye’nin uzun zamandır unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor.
Devlet dediğin, iyi niyetle değil, iradeyle ayakta kalır.
Bugün yine aynı tartışma.
Yine aynı başlık.
Abdullah Öcalan üzerinden yürüyen temaslar.
PKK ile dolaylı mesajlar.
Yumuşatılmış kelimeler.
Cilalanmış kavramlar.
“Çözüm” deniyor.
“Normalleşme” deniyor.
Bu ülke bunları daha önce duydu.
Bir köy yolu düşünün.
Yıllar önce aynı yoldan cenaze geçmiş.
Aynı yol şimdi “barış yolu” diye anlatılıyor.
Kısaca hikâye bu…
İnsan durur.
Bir daha düşünür.
Sayın Özdağ tam burada, tam zamanında konuşuyor.
Devletin terörle aynı masaya oturmayacağını söylüyor.

Bu bir tavsiye değil.
Bir devlet adamlığı refleksi.
Çünkü devlet dediğin, pazarlık yapan değil, sınır çizendir.
O sınır silinirse, gerisi gelir.
Geçmişte denendi.
Görüldü ki silah susmadı.
Terör bitmedi.
Ve ardından gelen şehit cenazeleri…
Bugün yeniden aynı ihtimal konuşuluyor.
Sayın Özdağ buna avaz avaz itiraz ediyor.
Bu isyan barışa değil tabii ki.
Barışın nasıl ve kimlerle kurulduğuna…
Gelelim sınır meselesine.
Haritaya bakınca ince bir çizgi görürüz.
Gerçekte o çizgi Misak-ı Millîdir, bu milletin kaderidir.
Sayın Özdağ’ın “Anadolu Kalesi” dediği şey de tam olarak bu.
Bir duvar değil.
Bir anlayış.
Sınırın ötesinde ne varsa, bir gün sınırın içine sızar.
Eğer sen orada durmazsan.
Bugün güney hattına bak.
Devlet dışı yapılar.
Başka ülkelerin hesapları.
Silah, para, insan hareketi.
Böyle bir tabloda sınır, sadece askerle korunmaz.
İrade ve milli refleksle korunur.
Özdağ’ın söylediği basit ama ağır.
Sınırını tutamayan, sınırın içini de riske atar.
Bu cümle biraz sert gelebilir.
Ama gerçek bu…
Ve göç meselesi.
Artık kimse inkâr etmiyor.
Rakam büyüdü.
Yük büyüdü.
Şehirler değişiyor.
Sokaklar değişiyor.
Bir gün yürüdüğün caddeye bakıyorsun.
Sana tamamen yabancılaşıyor.
Bu bir duygu değil sadece.
Bu bir dönüşüm.
Sayın Özdağ burada da aynı çizgide duruyor.
Geçici olan kalıcı olursa düzen değişir diyor.
Bu söz bazılarını rahatsız edebilir.
Etsin de zaten.
Ama devlet dediğin şey, beka hesabı yapar.
Taşıyabileceğinden fazlasını alırsan, dengeni kaybedersin.
Şimdi bütün parçaları yan yana koyalım.
Bir tarafta temiz sayfa adıyla yeniden açılan eski terör defteri.
Bir tarafta sınırın ötesinden gelen tehditler ve tehlikeler.
Ortada bir çığ gibi büyüyen bir göç gerçeği.
Ve bu gerçeklere karşı konuşan tek bir isim.
Sayın Ümit Özdağ.
Herkes aynı şeyi söylemek zorunda değil.
Herkes aynı yerden bakmak zorunda da değil.
Ama bir hakikat var.
Bu ülkede uzun zamandır kimse bu kadar net konuşmadı.
Kimse bu kadar açık sormadı.
Devlet nerede durmalı?
Çözüm sınırı nerede başlamalı?
Ve bu yük Türk milletinin sırtından nasıl atılmalı?
Bazen sorular da yetmez.
Bazen o soruları haykıracak biri gerekir.
Korkmadan, cesurca, milleti adına…
İyi ki varsınız Sayın Özdağ…