Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu yazı, Türkiye’nin ciddi bir su kıtlığı tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve mevcut kaynakların verimsiz kullanımının gelecekte gıda krizine yol açacağını vurgulamaktadır. Yazar, tarımda yaygın olan vahşi sulama yöntemlerinin ve plansız su tüketiminin derhal terk edilerek bilimsel temelli bir havza yönetimine geçilmesi gerektiğini savunmaktadır. Özellikle iklim değişikliği ve azalan yeraltı suları göz önüne alındığında, suyun artık stratejik bir kaynak olarak görülmesi ve damla sulama gibi modern sistemlerin zorunlu kılınması gerektiği belirtilmektedir. Metin, suyun doğru yönetilmemesi durumunda tarımsal üretimin düşeceği ve halkın yüksek gıda fiyatlarıyla cezalandırılacağı konusunda sert uyarılarda bulunmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’nin su politikasının sadece kağıt üzerinde kalmaması ve ekolojik gerçeklere göre yeniden şekillendirilmesi bir zorunluluk olarak sunulmaktadır.
Bu ülkede suyu değil, geleceğimizi tüketiyoruz.
Türkiye kişi başına yılda yaklaşık 1.300 metreküp suya sahip.
Uzmanlar ne diyor?
1.700’ün altı “su stresi”.
1.000’in altı “su fakirliği”.
Biz ortada bir yerde değiliz.
Eşiğin kıyısındayız.
Nüfus artıyor.
İklim ısınıyor.
Mevsimlerin bereketi azalıyor.
Ama biz hâlâ “bir şey olmaz” rahatlığındayız.
Bu teknik bir istatistik değil.
Bu, yarının pahalı ekmek fiyatı.
Türkiye’de kullanılan suyun yüzde 70’inden fazlası tarımda.
Peki, nasıl kullanılıyor?
Hâlâ vahşi sulama.
Hâlâ açık kanallar.
Hâlâ toprağa değil, buharlaşmaya çalışan bir sistem.

Suyun önemli kısmı ürüne gitmiyor.
Toprağa bile ulaşmadan kayboluyor.
Sonra dönüp “verim düştü” diyoruz.
Verimsiz su yönetimi, verimsiz ürün üretimi demektir.
Verimsiz üretim de pahalı gıda demektir.
Duygusal olmadan, hesapla konuşalım.
1 kilo kırmızı et için 10–15 bin litre su gerekir.
1 kilo buğday için ise yaklaşık 1.300 litre su.
Yağış azalırken, yeraltı suları çekilirken, aynı üretim modelinde ısrar etmemiz bilim değildir.
Açıkça inattır.
Mesele “üretelim” demek değil.
Mesele, sınırlı suyla neyi, nerede ve hangi yöntemle ürettiğimizi bilmektir.
Yeraltı su seviyeleri birçok havzada alarm veriyor.
Örnek, Konya Kapalı Havzası.
Artan obruklar sadece doğa olayı değil.
Sulamadaki plansızlığımızın açtığı çukurlar…
Kontrolsüz kuyular.
Denetimsiz çekim.
Kâğıt üstünde var olan planlar.
Tarım politikası, sadece alım fiyatı açıklamak değildir.
Havza bazlı planlama gerekir.
Ürün desenini suya göre belirlemek gerekir.
Basınçlı sulamayı teşvik değil, zorunluluk haline getirmek gerekir.
Bugün suyu yönetemeyen ülke, yarın üretimi yönetemez.
Gıda güvenliği, yalnızca ithalat–ihracat tablosundan ibaret değildir.
Kaynak yönetimidir.
Bilim bize çok net söylüyor.
Akdeniz havzası kuraklaşacak.
Türkiye bu havzanın tam ortasında.
Risk teorik değil.
Coğrafi.
Suyu stratejik kaynak olarak görmezsen, yarın stratejik ürün üretemezsin.
Üretim düşer.
Fiyat artar.
İthalat artar.
Çiftçi üretimden kopar.
Ve o kısır döngü başlar.
Tarım romantik bir “toprak sevdası” değildir.
Bu, matematik ve bilim işidir.
Bir ülkenin gücü, toprağının büyüklüğünde değil; o toprağı yönetme iradesindedir.
Verisiz tarım politikası olmaz.
Plansız su yönetimi olmaz.
Alabileceğimiz önlemleri vakit kaybetmeden hayata geçirmek gerekir.
Vahşi sulamayı yasaklamak, damla sulamayı zorunlu kılmak, yeraltı suyuna kota getirmek gibi.
Su yoksa kuruyan sadece toprak olmaz.
Su yoksa üretim de yok demektir.
Suyu kaybeden, yarınını kaybeder.