Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yakın Tarihin Büyük Yalanları: Sağdan Sola, Sol’dan Sağa Aynı Oyun

Yakın Tarihin Büyük Yalanları: Sağdan Sola, Sol’dan Sağa Aynı Oyun

featured
0
Paylaş

Bu makale, Türkiye’nin yakın tarihindeki sağ-sol çatışmalarının yerli bir siyasi mücadele değil, Batı merkezli istihbarat servisleri tarafından kurgulanmış bir küresel mühendislik projesi olduğunu savunmaktadır. Yazar, dönemin aktörlerinden Mehmet Ağar’ın itirafları üzerinden, soğuk savaş yıllarında gençlerin asılsız tehditlerle birbirine kırdırıldığını ve asıl amacın Türkiye’de istikrarsızlık yaratmak olduğunu vurgular. 12 Eylül darbesi sonrasında ise ideolojik yapıların dönüştürülerek; milliyetçiliğin siyasal İslam’a, solun ise etnik bölücülüğe eklemlendiği ifade edilmektedir. Kaynağa göre, bu stratejik oyunun temel hedefi Türkiye’nin bağımsız ve millî bir siyaset üretmesini engelleyerek toplumu kutuplaştırmaktır. Sonuç olarak, Türkiye’nin ödediği ağır bedellerin arkasında yatan asıl sebebin dış destekli bir kaos senaryosu olduğu ileri sürülür.

 

Mehmet Ağar, TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yakın tarihine dair ezber bozan bir gerçeği açıkça ifade etmişti: Polislik ve yöneticilik dönemlerinin başında sol örgütleri Sovyet/Rus etkisi altında sandıklarını;

Ancak üst düzey görevlere geldikten sonra bu yapıların arkasında Batı istihbaratlarının bulunduğunu düşündüğünü… Dahası, sol örgüt mensuplarının büyük bölümünün şiddete bulaşmamış, “eline bıçak almamış” fikir insanları olduğunu ve TKP’ye Sovyetler’in yalnızca destek verdiğini;

Sovyetler dağıldığında bu etkinin de bittiğini söylüyordu.

Bu sözler, 1970’lerden bugüne anlatılan büyük yalanın kilidini açıyor.

1970’li yıllarda ülkücülere sistemli biçimde şu hikâye anlatıldı: “Sovyetler ve KGB, Türkiye’deki Marksist örgütleri kurdu, silahlandırdı; hedef Türkiye’yi işgal edip sıcak denizlere inmekti.

Sol ise kendisini anti-emperyalist bir devrim mücadelesinin öznesi olarak gördü. Oysa sahnenin arkasında bambaşka bir akıl vardı.

Amaç ne devrimdi ne de karşı devrim; amaç istikrarsızlıktı. CIA–NATO Gladyosu merkezli Soğuk Savaş stratejisiyle Türkiye, sağ ve sol üzerinden aynı kaos havuzuna sürüklendi.

Gençler birbirini öldürürken, kalkınma hamleleri durduruldu.

İşin ironik tarafı şuydu: Türkiye’de “Sovyet tehdidi” masalı dolaşırken, Sovyetler Birliği’nin kendi içinde “sosyalizmden nasıl kurtuluruz?” tartışmaları başlamıştı bile.

Perestroyka kapıdaydı. Yani Türkiye’de devrim romantizmi yaşanırken, Moskova’da sistem tasfiye ediliyordu.

12 Eylül bu kanlı perdenin kapandığı yer oldu. Ancak oyun bitmedi; yön değiştirdi.

Mehmet Ağar’ın işaret ettiği asıl fark ediş, darbeden sonra yaşandı. Fakat herkes bunu göremedi.

Çünkü Batı’nın yeni hamlesi, açık ideolojik çatışma değil; toplumu parçalayarak yönetme stratejisiydi.

Bu yeni dönemde tablo netti:

Ülkücü hareket, millî-devlet reflekslerinden koparılarak siyasal İslam’a doğru evrildi.

Sol, sınıfsal ve ulusal bağımsızlık hattından uzaklaştırılarak önce etnik bölücülüğe, ardından “özgürlük” ve “mağduriyet” söylemleri üzerinden siyasal İslam’a şirin bakma çizgisine itildi.

Yani 1970’lerde birbirine kırdırılan iki ana damar, 1980 sonrasında farklı yönlerden yürütülerek aynı ideolojik eksenlerin etrafında yeniden dizayn edildi.

Milliyetçilik devlet kurucu akıl olmaktan çıkarıldı; sol ise anti-emperyalist karakterini yitirdi.

Amaç değişmedi: Türkiye’nin bağımsız, akılcı ve millî bir siyaset üretmesini engellemek.

Bugün geriye dönüp bakıldığında gerçek açıktır. Yakın tarihimiz bir sağ–sol kavgası değil, küresel bir mühendislik projesidir.

Ülkücünün siyasal İslam’a, solun etnik bölücülüğe ve siyasal İslam’a yakınlaştırılması bu mühendisliğin iki tamamlayıcı sonucudur.

Büyük yalan şuydu:

Bu kavgaların bize ait olduğu sanıldı.

Oysa senaryo başkasının, bedel bizimdi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!