Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ülkem Niye Böyle? (III)

Ülkem Niye Böyle? (III)

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu, Türkiye’nin mevcut sorunlarını sistem seçiminden ziyade kurumsal bir yozlaşma çerçevesinde ele almaktadır. Bir ülkenin kalkınması için hukukun üstünlüğü, liyakat ve güçlü kurumların ideolojik etiketlerden çok daha kritik olduğu vurgulanmaktadır. Metne göre ekonomik çöküş ve toplumsal gerileme, insan kalitesinin ihmal edilmesi ve devlet yapısının kişilere bağımlı hale gelmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki kurumsal akıl örnek gösterilerek, eleştiri kültürünün yok olmasının hataları kalıcılaştırdığı savunulmaktadır. Sonuç olarak, toplumun gelişmesi için geçmişe özlem duymak yerine bilimsel temelli ve hesap verebilir bir yapının yeniden inşa edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

 

Sorun Sistem mi, Çürüme mi?

İlk yazıda seferden dönüşün sarsıntısını anlattım.

İkinci yazıda özgürlük ve eşitlik gerilimini tartıştım.

Bugün daha rahatsız edici bir soruya geliyoruz:

Biz gerçekten yanlış sistemi mi seçtik, yoksa doğru sistemi yanlış mı uyguladık?

Çünkü tarih bize şunu gösteriyor:

Hiçbir sistem kendi başına mucize değildir. Liberal ekonomiyle büyüyen ülkeler var. Sosyal demokrat modelle refah üreten ülkeler var. Devletçi kalkınma modeliyle sanayileşen ülkeler var. Demek ki mesele isim değil.

Bir ülkenin kaderini belirleyen üç temel unsur vardır:

  • Kurumların sağlamlığı
  • Hukukun üstünlüğü
  • Liyakat düzeni

Bunlardan biri zayıfladığında ekonomi sarsılır. İkisi zayıfladığında güven kaybolur. Üçü birden zayıfladığında fakirleşme başlar.

Bir zamanlar devrimci cesaretle kurulan bir Cumhuriyetin temelinde, kurumsal akıl vardı. Mustafa Kemal Atatürk yalnızca siyasi bir lider değildi; kurum inşa eden bir zihniyetti. Harf Devrimi sadece alfabe değişimi değildi; bilgiye erişim hamlesiydi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı sadece siyasi reform değildi; toplumsal kapasite artışıydı.

Bugün sormamız gereken soru şu:

Biz o kurumsal refleksi koruyabildik mi?

Bir ülke, ideolojik tartışmalar içinde enerjisini tüketirken; eğitim kalitesi düşüyor, üretim zayıflıyor, genç beyinler başka ülkelere gidiyorsa… Orada sistem tartışması ikinci plandadır. Asıl mesele kurumsal erozyondur.

Ekonomi güvenle çalışır. Güven hukuktan doğar. Hukuk liyakatle ayakta kalır. Liyakat çöktüğünde verim düşer. Verim düştüğünde üretim azalır. Üretim azaldığında para değersizleşir.

Ve biz buna “kader” demeye başlarız.

Hayır.

Bu kader değil. Bu tercihlerin sonucudur.

Bir toplum uzun süre hesap sormazsa, hesap vermeyen yapı kalıcılaşır. Eleştiri kültürü zayıflarsa, hata tekrar eder. Bilim geri plana düşerse, ideoloji karar verir.

Sonra dönüp sorarız: “Ülkem niye böyle?”

Belki de cevap acıdır:

Çünkü sistemleri tartışırken, sistemi işleten insan kalitesini ihmal ettik.

Bir ülke, güçlü liderle ayağa kalkabilir. Ama güçlü kurumlarla kalıcı olur. Eğer kurumlar kişilere bağlı hale gelirse, ekonomi de umut da kırılganlaşır.

Şimdi önümüzde iki yol var:

Ya geçmişi romantize edeceğiz ya da kurumsal aklı yeniden inşa edeceğiz.

Dördüncü yazıda şu soruya girelim:

Bu toplum yeniden toparlanabilir mi? Yoksa zihinsel yorgunluk kalıcı mı?

Devam edeceğiz.

 

Ülkem Niye Böyle? (I)

Ülkem Niye Böyle? (II)

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!