Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sermaye Yer Değiştirirken: İstanbul Bir Merkez Olabilir mi?

Sermaye Yer Değiştirirken: İstanbul Bir Merkez Olabilir mi?

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu yazı, küresel sermayenin Dubai gibi yapay merkezlerden kaçarak güvenli ve sürdürülebilir yeni limanlar arayışını ele almaktadır. Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi olan BlackRock’ın Türkiye ziyareti, İstanbul’un bu süreçte stratejik bir finans merkezi olma potansiyelini simgeleyen kritik bir gelişme olarak sunulmaktadır. Körfez ülkelerindeki refahın teknolojiye bağımlı ve kırılgan yapısı vurgulanırken, Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi ve altyapısal avantajların önemi üzerinde durulmaktadır. Yazar, İstanbul’un kalıcı bir cazibe merkezi olabilmesi için hukukun üstünlüğü, mülkiyet güvencesi ve ekonomik istikrarın şart olduğunu belirtmektedir. Nihayetinde bu durum, Türkiye önüne çıkan bu tarihi fırsatı kurumsal güven inşa ederek değerlendirip değerlendiremeyeceğine dair bir sınav niteliği taşımaktadır.

 

Nitekim, dünyanın en büyük finans şirketlerinden BlackRock’ın başkanı Larry Fink Türkiye’ye geldi. BlackRock öyle sıradan bir yatırım şirketi değildir. Yaklaşık 10 trilyon dolara yaklaşan varlık büyüklüğüyle, birçok ülkenin milli gelirinden daha büyük bir sermayeyi yönetir. Küresel piyasaların yönünü doğrudan etkileyebilecek güçtedir. Bir ülkeye bakması bile, o ülkenin finansal kaderine dair ciddi bir sinyal olarak okunur. Bu ziyaret, tek başına bir diplomatik temas değil; sermayenin yön arayışının somut bir göstergesidir.

Uzun yıllar boyunca sermayenin Ortadoğu’daki merkezi Dubai idi. Dünyanın dört bir yanından yatırımcılar Dubai’ye akın etti. Emlak aldılar, borsalara yatırım yaptılar, fonlar kurdular. Çölün ortasında kurulan bu düzen, lüks yaşamı ve hızlı kazancı temsil ediyordu. Her şey kusursuz görünüyordu. Ama kusursuzluk çoğu zaman en büyük yanılsamadır.

Bir İran-Amerika Savaşı senaryosuyla birlikte gerçek yüz ortaya çıktı. Füze tehdidi başladığında, güvenlik dediğimiz kavramın aslında ne kadar kırılgan olduğu anlaşıldı. Üsler boşaltıldı, askerler otellere taşındı, ardından o oteller bile hedef haline geldi. Panik, sermayeden daha hızlı yayılır. Zenginler kaçmaya başladı. Özel uçaklar doldu. Bir koltuk için 500 bin dolar konuşuldu. İnsanlar yanlarına sadece en değerli varlıklarını aldı: altın, nakit, hisse senedi belgeleri, fon kayıtları… Ve gittiler. Geride kalan ise sadece terk edilmiş bir şehir ve açlığa sürüklenen canlılar oldu.

Daha sert bir gerçek ise şuydu: Körfez’de hayat doğaya değil, teknolojiye bağlıdır. Su yoktur. Yaşam, arıtma tesislerinin çalışmasına bağlıdır. O sistem durduğunda, medeniyet de durur. Bu, sermayeye pahalı bir ders verdi: Yapay refah sürdürülebilir değildir.

Şimdi sermaye yeni bir liman arıyor. Amerika cazip değil; çünkü vergi yükü ağır ve geçmişin hesabı soruluyor. Avrupa, maliyet ve iklim açısından sınırlı. Çin güven sorunu yaşıyor. Hindistan ise demografik baskı altında. Geriye çok az seçenek kalıyor.

Ve bu coğrafyada Türkiye öne çıkıyor. Coğrafi avantajı tartışılmaz. Altyapısı hazır. Finansal sistem işliyor. İstanbul, tarihsel olarak zaten ticaretin ve paranın kesişim noktası.

Ancak burada kritik bir kırılma noktası var: Sermaye sadece kazanç aramaz. Güven arar. Eğer Türkiye, öngörülebilir bir hukuk sistemi, istikrarlı ekonomi politikaları ve mülkiyet güvencesi sunabilirse, İstanbul sadece bir alternatif olmaz; bölgenin yeni finans merkezi haline gelir. Ama eğer bu güven inşa edilemezse, gelen sermaye kalmaz.

Bugün BlackRock’ın Türkiye’ye yönelmesi bir fırsattır. Ama aynı zamanda bir sınavdır. Küresel sermaye “geliyoruz” demiyor; “gelmeli miyiz?” diye soruyor. Verilecek yanıt, sadece bugünü değil, geleceği de belirleyecek. İstanbul ya sermayenin yeni adresi olacak… Ya da bir fırsat daha, sessizce elden kaçacak.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!