Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sandık Var, Toplum Yok

Sandık Var, Toplum Yok

featured
0
Paylaş

Atsız Burucu’nun kaleme aldığı bu metin, demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığını, asıl temelin toplumsal bilinç ve ahlaki sorumluluk olduğunu savunmaktadır. Yazar, Platon, Aristoteles ve Sokrates gibi antik çağ düşünürlerinin uyarılarına dayanarak, eğitimsiz kitlelerin elindeki demokrasinin kaçınılmaz olarak bir tiranlığa veya yozlaşmaya dönüşeceğini vurgulamaktadır. Türkiye’nin son yirmi üç yılındaki siyasi dönüşümü bir toplumsal direnç testi olarak nitelendiren eser, halkın pasif bir yığına dönüştürülmesini eleştirmektedir. Hukuk ihlalleri ve liyakatsizliğin kanıksanmasıyla birlikte, bireylerin hak arayan öznelerden ziyade olanı biteni izleyen seyircilere dönüştüğü ifade edilmektedir. Sonuç olarak, eleştirel düşünce ve erdemden yoksun bir toplumda sandığın varlığının sadece içi boş bir şekilden ibaret kaldığı ve özgürlüklerin yitirildiği belirtilmektedir.

 

(Milattan Önce Uyarılan Bir Rejimin Bugünkü Hâli)

Demokrasi, yalnızca sandığın kurulmasıyla işlemez. Sandık, ancak bilinçle, ahlâkla ve siyasal sorumluluk duygusuyla anlam kazanır. Aksi hâlde demokrasi, kalabalıkların aritmetiğine indirgenmiş bir yanılsamaya dönüşür.

Bu gerçeği ilk kez biz yaşamıyoruz. Demokrasiye dair en sert ve berrak uyarılar, ironik biçimde demokrasinin doğduğu çağda, milattan önce dile getirilmiştir.

MÖ 5. yüzyılda Platon (MÖ 427–347), Devlet adlı eserinde demokrasiyi şöyle tarif eder:

Demokrasi, ölçüsüz özgürlüğün zorbalığa dönüşmesidir.”

Platon’a göre bilgisiz kalabalıkların yönetime hâkim olduğu yerde, akıl değil heves; liyakat değil gürültü belirleyici olur. Son durak ise kaçınılmaz olarak tiranlıktır.

Onun öğrencisi Aristoteles (MÖ 384–322) ise demokrasiyi tamamen reddetmez; fakat sert bir şart koyar:

Demokrasi, erdemli yurttaşlar olmadan yozlaşır.”

Aristoteles’e göre halkın eğitilmediği, yurttaşlık bilincinin gelişmediği bir düzende demokrasi, çoğunluğun azınlığa tahakkümünden başka bir şey değildir.

Daha da erken dönemde, MÖ 5. yüzyılda Sokrates (MÖ 469–399), Atina demokrasisinin bizzat kendisi tarafından ölüme mahkûm edilmiştir. Sokrates’in şu benzetmesi bugün hâlâ ürkütücüdür:

Bir gemiyi, denizcilikten anlamayan çoğunluğun oyuyla kaptan seçerek yola çıkarırsanız, gemi mutlaka batar.

Yani demokrasi, daha doğduğu çağda şunu itiraf etmiştir:

Eğitimsiz kitleyle yönetim, erdem üretmez; felaket üretir.

Türkiye’de son yirmi üç yıl, bir iktidar hikâyesinden çok daha fazlasıdır. Bu dönem, adım adım yürütülmüş büyük bir toplumsal direnç testidir. Mühürsüz oylar, iptal edilen seçimler, anayasal sınırların zorlanması, yargının siyasal bir aygıta dönüşmesi… Bunların hiçbiri münferit değildir. Her biri, toplumun ne kadarına razı olacağını ölçen deneylerdir.

Ve sonuç açıktır:

Toplum, siyasal bir özne olmaktan çıkarılmış; talep eden, denetleyen, bedel ödemeye hazır bir yapı olmaktan uzaklaştırılıp edilgen bir yığına dönüştürülmüştür.

Bugün iktidarın asıl gücü, kendi kudretinden değil; karşısında artık örgütlü, bilinçli ve süreklilik taşıyan bir toplumsal iradenin kalmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü, bir seçim gecesi cümlesi değil; bir yönetim felsefesidir. Bu felsefede meşruiyet iknadan değil, oldu-bittiden doğar. Rıza üretmek zahmetlidir; alışkanlık yaratmak ise kolaydır.

Zamanla yurttaş, hakkını arayan bir birey olmaktan çıkarılıp, başına geleni izleyen bir seyirciye dönüştürülmüştür. Hukuk ihlali olağanlaşmış, adaletsizlik sıradanlaşmış, liyakatsizlik kanıksanmıştır. Artık “doğru olan” değil, “katlanılabilir olan” konuşulmaktadır.

Platon’un korktuğu tam da buydu.

Aristoteles’in şart koştuğu erdem tam da burada yok oldu.

Sokrates’in idamına giden yol, bugün başka biçimlerde yürünmektedir.

Demokrasi, cahil bırakılmış kitlelerle sürdürülemez. Çünkü demokrasi, sadece oy verme değil; düşünme, sorgulama ve bedel ödeme rejimidir. Bedel ödemeye hazır olmayan toplumlar, özgürlüklerini yavaş yavaş, fark etmeden kaybeder.

Sandık hâlâ var.

Ama sandığın içini dolduracak bilinç yoksa, demokrasi yalnızca bir şekildir.

Şekil kalır; ruh gider.

Ve ruhunu kaybeden bir toplum, sonunda yönetilmez değil; yönlendirilir hâle gelir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!