Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dış Güçler Masalı, Adalet ve Açılımın Gerçek Sahibi

Dış Güçler Masalı, Adalet ve Açılımın Gerçek Sahibi

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin güncel siyasetinde kullanılan “dış güçler” söylemi ile ülkenin iç yapısal sorunları arasındaki derin çelişkiyi ele almaktadır. Yazar, ekonomik kırılganlık, hukukun bağımsızlığını yitirmesi ve kurumsal zayıflığın dış müdahalelere zemin hazırlayan temel unsurlar olduğunu savunmaktadır. Özellikle yargının siyasi bir araç haline gelmesi ve muhalefete yönelik baskılar, adalet sistemine duyulan güvenin sarsılması bağlamında analiz edilmektedir. İç politikada sergilenen sert tutumun aksine, dış ilişkilerde ve yeni “açılım” süreçlerinde uluslararası dengelere uyum sağlama zorunluluğu dikkat çekici bir tezat olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak yazı, gerçek bağımsızlığın komplo teorileriyle değil, ancak içerideki demokratik ve hukuki yapının güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini vurgulamaktadır.

 

Türkiye’de siyaset uzun süredir iki kavram arasında sıkışmış durumda: “dış güçler” ve “adalet.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde söylediği o meşhur söz hâlâ hafızalarda:

“Eğer bir sistemin içine virüs girmişse, sorun dışarıda değil içeridedir.”

Bugün gelinen noktada ise bu yaklaşımın yerini sürekli tekrar edilen bir söylem aldı:

Her sorunun kaynağı “dış güçler.”

Ama bugün daha çarpıcı bir tabloyla karşı karşıyayız:

Bazı politikalar artık sadece “etkilenme” değil, doğrudan dış yönlendirme şüphesi taşıyor.

Oysa gerçek daha yalın.

Bir ülkede ekonomi kırılgansa, hukuk zayıfsa ve kurumlar bağımsız değilse; dış etki zaten kaçınılmaz olur.

Sağlam bir yapı, dış müdahaleyi değil, iç çürümeyi konuşur.

Bugün tartışılması gereken tam da bu:

Bünye neden bu kadar açık hâle geldi?

 

Yargı: Temel mi, Araç mı?

Resmî söylem net:

Adalet güçlü olursa devlet güçlü olur.”

Bu doğru. Ama sahadaki tablo farklı.

Son yıllarda; Osman Kavala davası, Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalar, artan gazeteci tutuklamaları ve seçilmiş belediyelere kayyum atamaları; bunların hepsi, yargının tarafsızlığına dair ciddi soru işaretleri doğurdu.

Bu davalar artık sadece hukuk meselesi değil, siyasi alanın yeniden dizaynı olarak okunuyor.

Yargı, adalet üretmekten çok siyasi alanı şekillendiren bir araç hâline gelmiş durumda.

Artık mesele şu:

Yargı, devletin temeli mi, yoksa siyasetin aracı mı?

 

İç Siyaset – Dış Bağımlılık Çelişkisi

İçeride sert bir güç dili hâkim.

Ama dış politikada aynı sertlik her zaman görülmüyor.

Donald Trump döneminde yaşanan krizler,

Rahip Brunson ve Halkbank davaları,

NATO ve Batı ile ilişkiler,

Ekonomik bağımlılık ve yaptırım tehditleri,

Son olarak aralarında Türkiye’nin de olduğu 12 İslam ülkesinin İran’ı kınaması…

Tüm bunlar şu gerçeği gösterdi:

İçeride güç inşa edilirken, dışarıda dengeye mecbur kalınıyor.

Bu bir tercih değil, zorunluluk.

 

Açılım Söylemi: İç Politika mı, Dış Baskı mı?

Son dönemde yeniden dolaşıma sokulan “açılım” dili tesadüf değil.

Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi’nin açıklamaları ve Batı’nın bölge politikalarıyla birlikte okunduğunda şu algı güçleniyor:

Bu söylem, iç dinamiklerden çok Ortadoğu’daki yeni denge arayışlarının Türkiye’ye yansımasıdır.

Özellikle PKK/YPG hattına yönelik uluslararası dilin yumuşatılması, Türkiye içinde de benzer bir dilin dolaşıma sokulmasını beraberinde getiriyor.

Bu noktada mesele şu:

Bu bir tercih mi, yoksa zorunlu uyum mu?

 

İçeride Sertlik, Dışarıda Uyum

İçeride; sert güvenlik politikası,

Yargı üzerinden baskı ve muhalefeti daraltma;

Dışarıda ise; NATO dengesi,

ABD ile krizden kaçınma ve ekonomik bağımlılık nedeniyle geri adımlar…

Donald Trump döneminde yaşananlar bunu açıkça gösterdi:

İçeride güçlü görünen irade, dışarıda sınırlı hareket edebiliyor.

 

Gerçek Çelişki

Bugün iktidarın en büyük açmazı şu:

İçeride “bağımsızlık” söylemi, dışarıda ise dengeye mecburiyet.

Ve bu çelişki artık gizlenemiyor.

Dış güçler” söylemi devam ediyor ama aynı dış güçlerle uyumlu politikalar da eş zamanlı yürütülüyor.

 

Seçim Öncesi Yeni Denklem

Türkiye yeni bir seçim sürecine doğru ilerlerken, tartışma artık ideolojik değil; yapısal.

Sorular net:

Sandık mı belirleyici olacak, süreç mi?

Hukuk mu işleyecek, güç mü?

Kurumlar mı konuşacak, kişiler mi?

İktidarın en büyük sınavı artık muhalefet değil; güven meselesi.

Çünkü bir ülkede insanlar adalete inanmayı bırakırsa, “dış güçler” söylemi sadece bir bahane olarak kalır.

 

Asıl sorun içeridedir.

Ve içeride çözülmeyen hiçbir sorun, dışarıda kazanılmaz.

Eğer bir ülkede; yargı bağımsız değilse,

Kurumlar zayıflamışsa,

Ekonomi dışa bağımlıysa,

Orada dış etki kaçınılmaz olur.

Bu bir komplo değil, yapısal sonuçtur.

Ve en sert gerçek şudur:

Dış güçler, ancak içeride alan buldukları kadar etkilidir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!