Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan bu metin, 2026 Oscar sezonunun öne çıkan yapımlarını ve ödül yarışındaki iddialı adayları kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. One Battle After Another ve Sinners gibi büyük prodüksiyonların yanı sıra Hamnet ve The Secret Agent gibi dramatik derinliği yüksek uluslararası filmler, teknik başarıları ve oyuncu performanslarıyla analiz edilmektedir. Yazar, festivallerden gelen ödül bilgilerini ve eleştirmen yorumlarını harmanlayarak Paul Thomas Anderson, Jessie Buckley ve Leonardo DiCaprio gibi isimlerin şansını vurgulamaktadır. Metin boyunca sinema dünyasındaki güncel kalite arayışı sorgulanırken, hem ana akım hem de bağımsız sinemadan seçilen nitelikli eserler üzerinden kişisel favoriler ve akademi tahminleri paylaşılmaktadır. Nihayetinde bu kaynak, izleyiciler için prestijli ödül törenleri öncesinde yol gösterici bir modern sinema rehberi niteliği taşımaktadır.
Son yıllarda film sayısı arttı, ekranlar her hafta yeni yapımlarla doluyor ama kalite sanki bir adım geride kaldı. Çok fazla içerik, çok hızlı üretim, test edilmiş kalıplar derken, izleyici bazen “iyi film bulmak zor” hissine kapılıyor. Yine de her kalabalığın içinde birkaç parlayan yapım mutlaka çıkıyor; 2025’te gördüğümüz gibi, bazı filmler hem ruhu hem gözü doyurmayı hâlâ başarıyor.
Yılın en güçlü dram/epik yapımlarından biri olan One Battle After Another (Savaş Üstüne Savaş), yönetmenliğini Paul Thomas Anderson’ın üstlendiği ve başrolünü Leonardo DiCaprio’nun oynadığı epik bir tarihsel drama olarak öne çıkıyor. Film, aksiyon sahneleri ve karakter dramalarını ustaca birleştiriyor. Bu yüzden de eleştirmenler ve izleyicilerden yüksek not aldı ve özellikle, Sean Penn’in kısa rolüne karşın oldukça etkili oyunculuğu da hem İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) ödüllerinde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü kazanmasını sağladı hem de Oscar’da da aynı dalda aday olmasına vesile oldu. BAFTA’dan 6 ödül alan yapım, Altın Küre’den de 4 ödülle döndü. Oscar cephesinde “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Kadın Oyuncu” dahil 13 kategoride aday olarak öne çıkıyor; prestijli yönetmen ve yıldız oyuncu faktörü, Akademi Ödülleri için en güçlü aday olmasını sağlıyor. Bu film, hem epik anlatısı hem de karakter derinliğiyle izleyicide unutulmaz bir etki bırakıyor.
2025-2026 ödül sezonunun en şaşırtıcı ve teknik açıdan en kusursuz yapımlarından biri olan Sinners (Günahkarlar), modern sinemanın vizyoner yönetmenlerinden Ryan Coogler ile sadık oyuncusu Michael B. Jordan‘ı bir kez daha bir araya getiriyor. Postmodern bir Western estetiğini vampir mitolojisiyle harmanlayan bu özgün yapım, sadece türler arası bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal mesajları ve dramatik yoğunluğuyla izleyiciyi derin bir sorgulamaya itiyor. Michael B. Jordan’ın çift rolde (ikiz kardeşler olarak) sergilediği performans, yılın en çok konuşulan oyunculuk başarılarından biri haline geldi. Film, ödül sezonuna tam anlamıyla damga vurarak tam 11 dalda Oscar adaylığı elde etti. Özellikle “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” (Jack O’Connell) dallarında Oscar’ın en ciddi favorilerinden biri olarak görülüyor. Ryan Coogler’ın stilize anlatımı, görsel efektlerin gerçekçiliğiyle birleşerek tür sinemasını Akademi’nin en üst basamaklarına taşımayı başardı.
Genç ve stilize anlatımıyla öne çıkan Marty Supreme, Josh Safdie’nin yönetmenliğinde ve başrolünde Timothée Chalamet’in yer aldığı modern bir yapım. Görselliği ve karakter odaklı hikâyesiyle eleştirmenlerin ilgisini çekti. BAFTA ve Altın Küre ödülleri ile Toronto Film Festivali Eleştirmen Ödülü’ne layık görülen film, Oscar’da “En İyi Film” ve “En İyi Erkek Oyuncu” dallarında sürpriz yapabilecek bir aday olarak değerlendiriliyor. Marty Supreme, günümüz sinemasında stil ve genç anlatının ne kadar etkili olabileceğini kanıtlayan bir film.

Yönetmenliğini Chloé Zhao‘nun üstlendiği ve başrolünde Jessie Buckley ile Paul Mescal‘i barındıran Hamnet, Shakespeare’in trajik aile hikâyesinden ilham alıyor. Film, dramatik derinliğiyle eleştirmenlerin favorisi oldu. Film, Altın Küre Ödülleri’nde Drama dalında “En İyi Film” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödüllerini kucaklayarak sezonun en güçlü dramalarından biri olduğunu kanıtladı. BAFTA Ödülleri’nde de başarısını sürdüren yapım, 11 dalda aday gösterildiği geceden “En İyi İngiliz Filmi” ve yine Jessie Buckley ile “En İyi Kadın Oyuncu” ödülleriyle ayrıldı. Özellikle Jessie Buckley, bu başarısıyla BAFTA tarihinde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan ilk İrlandalı kadın oyuncu olarak tarihe geçti. Sezon boyunca pek çok kurumdan “En İyi Kadın Oyuncu” ve “En İyi Uyarlanmış Senaryo” ödüllerini toplayan film, Mart ayında gerçekleştirilecek olan Oscar Ödülleri’nde de “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Kadın Oyuncu” dahil toplam 8 dalda aday gösterilerek sezonun mutlak favorilerinden biri haline geldi.
Brezilyalı usta yönetmen Kleber Mendonça Filho imzalı O Agente Secreto / The Secret Agent (Gizli Ajan) isimli yapım, 1970’lerin sonunda askeri diktatörlük altındaki Brezilya’nın karanlık ve klostrofobik atmosferini beyaz perdeye taşıyor. Başrolünde Narcos dizisinden tanıdığımız Wagner Moura’nın olduğu film, geçmişinden kaçan Marcelo adlı bir adamın Recife şehrindeki bir apartman dairesinde saklanırken, kendini yolsuzluk ve siyasi casusluk ağının ortasında bulmasını konu alıyor. Cannes Film Festivali’nde Wagner Moura’ya En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran yapım, sinematografisi ve gerilim dolu anlatımıyla dikkat çekiyor. Altın Küre’de “En İyi Yabancı Film” ve “En İyi Erkek Oyuncu” (Drama) dallarında zafer kazanan film, Oscar’da ise “En İyi Yabancı Film” ve “En İyi Erkek Oyuncu” kategorilerinde aday ve “En İyi Uluslararası Film” ödülünün iddialı adayları arasında gösteriliyor.
İranlı efsanevi ve muhalif yönetmen Jafar Panahi’nin büyük kısıtlamalar altındaki uzun bekleyişinden sonra gelen şaheseri Yek tasadof-e sadeh / It Was Just An Accident (Sadece Bir Tesadüftü), 2025 Cannes Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Palmiye’yi (Palme d’Or) kazanarak tarih yazdı. Film, eski bir mahkûm olan Vahid’in, kendisine hapishanede işkence yapan eski gardiyanıyla bir kaza sonucu tesadüfen karşılaşmasını ve ardından gelişen derin vicdan muhasebesini, intikam ile bağışlama arasındaki ince çizgide işliyor. Panahi’nin minimalist ama sarsıcı anlatımı, Oscar’da “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Özgün Senaryo” dallarında ana favori konumuna yükseldi. BAFTA ve Altın Küre’de “En İyi Yabancı Dilde Film” ödüllerini süpüren yapım, sadece bir suç hikayesi değil, aynı zamanda İran’daki toplumsal adalet arayışına dair evrensel bir alegori sunuyor.
2025-2026 ödül sezonunun en duygusal ve entelektüel derinliği yüksek yapımlarından biri olan Affeksjonsverdi / Sentimental Value (Duygusal Değer), Norveçli yönetmen Joachim Trier’in “Oslo Üçlemesi”nden sonra merakla beklenen geri dönüşü olarak sinema dünyasında büyük yankı uyandırdı. Başrolünde, Trier’in vazgeçilmez oyuncusu ve Dünyanın En Kötü İnsanı ile yıldızı parlayan Renate Reinsve’nin yer aldığı film, babasıyla olan sorunlu ilişkisini düzeltmeye çalışan bir aktrisin hikayesine odaklanıyor. Aile bağları, yas, geçmişin izleri ve sanatın iyileştirici gücü üzerine kurulan bu dram, Trier’in kendine has melankolik ama umut dolu anlatımıyla birleşerek eleştirmenlerden tam not aldı. Altın Küre Ödülleri’nde Stellan Skarsgard’a En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran film, “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Özgün Senaryo” dallarında da Oscar’a aday durumda; sadece teknik başarısıyla değil, izleyicide bıraktığı derin duygusal izlerle de yılın en unutulmaz filmleri arasında gösteriliyor.
Diğer yandan sakin temposu ve görselliğiyle benim de şahsen çok beğendiğim, naif üslubuyla diğer filmlerden ayrılan bir yapım olan Train Dreams (Tren Düşleri), yönetmenliğini Alison Maclean‘in üstlendiği ve başrolünde Joel Edgerton‘ın yer aldığı bir film. Denis Johnson’ın aynı adlı novellasından uyarlanan filmde, özellikle Joel Edgerton’ın Robert Grainier rolündeki performansı, kariyerinin en iyi işlerinden biri olarak kabul ediliyor. Amerikan Bağımsız Film Ödülleri kapsamında Independent Spirit Awards (Bağımsız Ruh Ödülleri) dahilinde “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Görüntü Yönetimi” ödüllerini kazanarak gecenin en büyük galibi olmuştu. Oscar’da “En İyi Film” dahil 4 dalda aday ve “En İyi Sinematografi” ve “En İyi Uyarlanmış Senaryo” kategorilerinde sürpriz yapabilecek bir yapım olarak öne çıkıyor.
Yaratıcı ve stilize anlatımıyla dikkat çeken Weapons (Silahlar), yönetmenliğini Zach Cregger’ın üstlendiği ve başrolünde Amy Madigan ve Josh Brolin‘in yer aldığı bir korku-gizem filmi. Görselliği ve gerilim öğeleriyle eleştirmenlerden tam not aldı ve gişede 270 milyon dolarlık bir hasılata erişti. New York ve Boston Eleştirmenler Birliği, Astra Film Ödülleri gibi prestijli kurumlar tarafından ödüle layık görülen film; Oscar’da “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, “En İyi Görüntü Yönetimi”, “En İyi Özgün Senaryo” ve “En İyi Kurgu” adaylıklarıyla öne çıkıyor.
Aksiyon ve tarihsel drama ekseninde öne çıkan F1, yönetmen Joseph Kosinski’nin yönetmenliğinde, başrol Brad Pitt’in oyunculuğuyla öne çıkıyor. Filmdeki yarış sahnelerindeki gerçekçi atmosfer izleyiciyi sürüklüyor. Visual Effects Society Awards (Görsel Efektler Topluluğu Ödülleri) ve BAFTA adaylıklarıyla desteklenen yapım; Oscar’da “En İyi Ses”, “En İyi Kurgu” ve “En İyi Görüntü Yönetimi” dallarında iddialı.
Ödül sezonunun heyecanı doruğa çıkarken, her sinemasever gibi ben de kendimi o ezeli çatışmanın ortasında buluyorum: Akademi kime verir, ben olsam kime verirdim? Oscar tarihine ve bu yılın dengelerine baktığımda, “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dallarında Akademi’nin rotasının belli olduğunu görebiliyorum. Paul Thomas Anderson’ın görkemli epiği One Battle After Another (Savaş Üstüne Savaş), hem Leonardo DiCaprio faktörüyle hem de devasa prodüksiyonuyla Oscar heykelciğine en yakın duran yapım. Muhtemelen Akademi, bu büyük ustaya olan borcunu bu yıl ödeyecek ve filmi gecenin galibi ilan edecektir. Açıkçası benim seçimim de bu yönde olurdu.
Oyunculuk kategorilerinde ise, en iyi kadın oyuncu kategorisinde Hamnet ile Jessie Buckley’in hem BAFTA hem Altın Küre’yi kazandıktan sonra Oscar’ı kucaklaması neredeyse kesin bir sonuç gibi duruyor. Erkek oyuncu dalında ise Akademi büyük ihtimalle DiCaprio’nun adanmışlığını ödüllendirecek olsa da, The Secret Agent’ta sadece bakışlarıyla bir devrin klostrofobisini anlatan Wagner Moura’nın hakkının teslim edilmesini çok isterdim. Yardımcı erkek oyuncu dalında ise Sean Penn’i tek geçeceğim. En iyi yardımcı kadın oyuncu dalında ise Weapons (Silahlar) filminden Amy Madigan ve Hamnet’ten (Emily Watson) tam bir yazı tura durumu. En iyi uluslararası film büyük ihtimalle It Was Just an Accident (Sadece Bir Tesadüftü) olacak gibi görünüyor, ikisini de destekliyorum ama sanırım benim adayım The Secret Agent (Gizli Ajan). Siyasi bir gerilimi bu kadar estetik ve klostrofobik bir dille anlatmak büyük başarı.
Bu arada pek benim tarzım olmasa da Sinners (Günahkarlar) ve Marty Supreme filmleri de aday oldukları dallarda çok güçlüler ve sürprize hazırlar. İkisi de Oscar jürisinin sevdiği türden genç, enerjik ve kışkırtıcı tonlara sahip. Açıkçası, jürinin tercihlerinde kırılma yaratacak denli özgün yapımlar. Diğer yandan, ben daha çok Train Dreams (Tren Düşleri) filminin ödül almasını isterim.
İzleyip göreceğiz.
Bu arada, bahsettiğimiz her bir film tavsiye niteliğindedir.