Vergi veren, askerlik yapan, ölen, cefa çeken biziz; safa süren, hazıra konan başkaları. Bizim çocuklarımız bir üniversiteye girmek için çırpınırlarken başkalarının çocuklarına bütün üniversitelerimizin kapıları açık. Bizim öğretmenlerimize öğretmenlik kapıları kapatılırken, çocuklarımızı yabancı uyruklular terbiye ediyor.
Pir Sultan Abdal bir şiirinde der ki:
“Derdim çoktur hangisine yanayım,
Gine tazelendi yürek yarası.”
Büyük özveri ve acılarla kurduğumuz T.C. ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Yurt ve ulusumuz bölünmek istiyor. Güzel huy, yurt sevgisi gibi erdemlerimiz zayıflıyor. Görsel yayın organları aileleri yıkıyor. Çetecilik, hırsızlık, sapıklık gibi kötü huylar her yeri sardı. Çoğumuz, tehlikenin farkında değiliz.
“Din” diyenler dini, “milliyetçilik” diyenler millî kimliğimizi kurşunluyor. Bunların çoğu yalancı, çıkarcı, dönme. Özgür düşünen, özgür konuşan, kişiliğini koruyan kişiler azalıyor. Dilimiz, kültürümüz, ekonomimiz başkalaşıyor. Türkiye’de azınlık durumuna düşüyor, asimile oluyoruz.
Vergi veren, askerlik yapan, ölen, cefa çeken biziz; safa süren, hazıra konan başkaları. Bizim çocuklarımız bir üniversiteye girmek için çırpınırlarken başkalarının çocuklarına bütün üniversitelerimizin kapıları açık. Bizim öğretmenlerimize öğretmenlik kapıları kapatılırken, çocuklarımızı yabancı uyruklular terbiye ediyor.
Bir tanıdığım atlattı, muayene olmak için bir sağlık kuruluşuna gitmiş. Oradaki Suriyeli görevli: “Sen burada tedavi olamazsın” diyerek adamı geri çevirmiş.
60-65 yaşlarında bir yurttaşımız anlattı. Bindiği belediye otobüsünde Suriyeli 3-4 genç koridoru kapatmışlar, ileriye geçemiyor. Gençlere, “çekilin geçeyim” deyince üzerine yürümüşler. Adam, cebinden bıçağını çıkararak dayaktan kurtulmuş.
Otel ve binalarımız yanıyor, çöküyor, sorumluları yok. Orman ve madenlerimiz yağmalanıyor, hesap veren yok. Vekil diye seçtiklerimizin bazıları meta gibi. Asena sandıklarımızın bazıları kurye, bazı Bozkurt öncüleri çakal çıktı.
Kimi Türk erkek ve kadını imaj değiştiriyor. Türk ulusu rafa kaldırılıyor.
Düştüğümüz şu durumlara bakın, “dert bir değil elvan elvan.” Acı çok. Biz bu acıların daha fazlasını 1918-1923 yılları çekmiştik ama hepsini yok etmiştik.
Biz bu yıllarda o yıllardan daha güçsüz, daha yoksul değiliz.
Bir dertten kurtulmak için önce o derdi teşhis etmek gerekir. Konan teşhise göre, dertlerin çoğu yönetenlerde. Tarih tekerrür ediyor. Şu cümleleri okuyalım:
“Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruğu bilgisiz imiş tabii, kötü imiş tabii. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, … Küçük kardeş ve büyük kardeş birbirine düşürdüğü için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş, Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evladı cariye oldu Türk beyler Türk adını bıraktı. Türk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime il kazıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanın hani?” [1]
Hepimize düşen görevler var. Görevden kaçınmak suçtur.
[1] Muharrem Ergin Orhun Abideleri, s. 20-21. Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1978