Nazım Peker
Nazım Peker

Darbenin Önünden, Arkasından

 

Peşinen söyleyeyim ki, tüm darbelere karşıyım; ister askeri, ister sivil! Rahmetli Başbuğ Türkeş: “En kötü sivil idare; en iyi askeri darbeden daha iyidir.” Derdi. Çünkü darbelerin, hukuku ve disiplini yoktur. Ne yapacakları ve nereye kadar yapacakları da kestirilemez.

Canım ülkem, 15 Temmuz akşamı bir darbe teşebbüsü yaşadı. Ülkeme, demokrasimize ve devletimize geçmiş olsun. Teşebbüs edenleri lanetliyorum, verilen emirlere uymaktan başka bir suçu olmayan; suçsuz er ve erbaşlara yapılan insanlık ve İslam dışı muameleyi de kabul etmediğimi belirtmeliyim.

Demokrasilerde çare asla ve asla İHTİLAL ve DARBE değildir. Sandıkla gelen sandıkla, millet iradesiyle görev alanlar millet iradesiyle görevi devretmelidirler.

Elbette darbe teşebbüsünün tasvip edilecek bir yanı ve yöresi de yoktur.

Ama ülke neden ve niçin bu aşamaya geldi/getirildi?

Bunun üzerinde azıcık durmak istiyorum.

TSK bu milletin gözbebeğidir. Türk ordusu, dosta güven, düşmana korku veren bir eğitim ve disiplin sistemiyle yönetilir.

 TSK, Türk milletinden yana Atatürk ilkelerinde bir eğitim ve donanıma da sahipti. Atatürk’ün politikası da: “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesidir. İlkesi sulh olan bir kurumun darbeyle işi olmaz/olmamalı.

Onun için TSK: bünyesinde parti, cemaat yanlısı, tarikat mensubu kimseye izin vermezdi. Böyle birileri tespit edildiğinde; her yıl toplanan YAŞ (Yüksek Askeri Şura) toplantılarında ordu ile ilişkileri kesilir ve ordudan uzaklaştırılırdı.

Gel gör ki, Sayın Erdoğan yönetimindeki AKP hükümetlerince: bu manada ordudan ilişiği kesilen ordu mensuplarının kararlarının altına asla ve asla imza atılmıyordu!

Yalan mı yanlış mı?

Her yıl, yandaş ve havuz medyası bu tür ihraçların altına atılmayan imza haberlerini büyük bir onur ve işmiş gibi seçmene yansıtmıyor muydu? Gazetelerin haberleri; “inançları nedeniyle ordudan ilişiği kesilen YAŞ kararlarının altı; hükümet tarafından imzalanmadı” şeklinde değil miydi?

Ayrıca ilişiği kesilen kimi Ordu mensuplarına, AKP’li belediyeler iş vermiyorlar mıydı?

Buda mı yalan ve yanlıştı.

Böylece: bu tür cemaat ve tarikat bağlantılı askerler, dolaylı olarak korunmuş olmuyor muydu?

Bugün S. Cumhurbaşkanın ve hükümet sözcülerinin açıklamalarından öğreniyoruz ki: darbeye teşebbüsün ana üssü Pensilvanya, teşebbüs edenlerde: FETO cemaatine gönüllü askeri personelmiş.

Bizde bir atasözü der ki: “Besle kargayı oysun gözünü

Yüksek yargıdan ve Türk hukuk sisteminden tutuklanan hâkim ve savcıların da oralara nasıl getirildiklerini dünya âlem bilmiyor mu? Sorular çalınarak, gerekli tüyolar verilerek atanmamışlar mıydı?

Demek ki devleti: kurullarına, devlet disiplinine ve geleneklerine göre yönetmeliymişiz.

Bu pis ve kabul edilemez darbe teşebbüsü: yöneticilerimize güzel bir tecrübe olur. Allah bu milleti ve bu güzel ülkeyi darbelerden ve ideolojisini hâkim kılmaya çalışan yöneticilerden uzak kılsın.

Darbe başarılsaydı, Fetullah GÜLEN cumhurbaşkanı olsaydı: ülkede akacak kanları ve yanacak canları hayal bile edemiyorum. Geçmiş olsun Türkiyem, geçmiş olsun demokrasim!

Bir soru: Bu hainleri general, hakim-savcı yapan kim?

Tabii ki darbe: sahte, planlı ve çakma değilse.

Esen kalınız.

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!