Tam da bu ifadeye uygun bir bir tabloyla karşı karşıyayız.

Şöyle ki; dün NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Finlandiya’ya gitti. Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ile düzenlediği basın toplantısında, Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliği ve Türkiye’nin bu konudaki “veto” gerekçelerine ilişkin değerlendirmeler yaptı.

Medyamız da Stoltenberg’in bu açıklamalarını hemen hemen aynı başlıklarla duyurdu“NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den Türkiye açıklaması: Endişeleri meşru”“NATO’dan dikkat çeken açıklama: Türkiye’nin endişeleri meşru”NATO’dan ‘terör’ çıkışı: Türkiye’nin endişeleri meşru”.

Cumhuriyet Gazetesi bile, “Savunma bakanları toplantısı öncesinde Jens Stoltenberg’den çıkış: NATO: Türkiye haklı” başlığını kullandı.

Zarfa Değil Mazrufa Bakalım

Peki NATO Genel Sekreteri neler söyledi de böyle “cici” oldu? Özetle şunları:

– “Bunlar meşru endişeler. Terörizm ve silah ihracatıyla ilgili endişeler. Hiçbir NATO müttefikinin Türkiye kadar terörist saldırılardan zarar görmediğini anlamamız ve hatırlamamız gerekiyor.” açıklamasını yaptı.

– “Türkiye’nin terör örgütü PKK ile ilgili endişeleri de dahil olmak üzere tüm müttefiklerin güvenlik endişelerini ele almalıyız. ” dedi.

– Türkiye’nin terör örgütü DEAŞ’la mücadelede önemli rolUkrayna’ya destek ve mahsur kalan buğdayın ihracı konusunda da kilit rol oynadığını, dolayısıyla böyle hayati bir müttefikin endişelerini ciddiye almaları gerektiğini kaydetti.

– Kendisinin ve ekibinin İsveç, Finlandiya ve Türkiye’den yetkililerle sürekli temas içinde olduğunu belirterek, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin, hem NATO’nun hem de İskandinav ülkelerinin güvenliğini artıracağını tekrarladı.

– İsveç ve Finlandiya’nın NATO’nun BALTOPS tatbikatına katıldığını hatırlatıp, “bunların, NATO’nun stratejik öneme sahip bu bölgeye bağlılığının güçlü göstergeleri olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’ya gelince; O da, Finlandiya, terörizm konusunda NATO ülkeleriyle aynı görüşü paylaşıyor. Türkiye’nin, bu konuda bizimle ilgili görüşlerini anlamak bazen zor oluyor. diye konuştu.

Özellikle Stoltenberg’in sözlerinde yeni tek bir şey yok; ama yine de bunların açılımını yapalım.

Mademki hiçbir NATO müttefiki terörist saldırılardan Türkiye kadar zarar görmedi; 2019’daki zirvede Türkiye’nin YPG/PYD’nin terör örgütü sayılması talebini neden kabul etmediniz? veya “Hadi ne duruyorsunuz, şimdi kabul edin. Neyin pazarlığını yapıyorsunuz? diye sormak gerekmez mi?

Stoltenberg’in, Türkiye’nin terör örgütü PKK ile ilgili endişeleri de dahil olmak üzere” ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto’nun, Finlandiya, terörizm konusunda NATO ülkeleriyle aynı görüşü paylaşıyor. sözleri, sadece PKK’yı terör örgütü saydıkları ve YPG/PYD konusundaki görüşlerinin değişmediğini, değişmeyeceğinin tekrarı değil mi?

Keza bu iki ülkenin NATO tatbikatına katıldığının hatırlatılması, üyeliklerinin ilânı anlamına gelmiyor mu?

BALTOPS Tatbikatı konusunda hemen şunu kaydedelim. Evet, bu iki ülke daha önce de tatbikatlara katıldı. Şimdi ise farklı bir durum var. Türkiye, bu iki ülkenin NATO üyeliğine karşı çıkıyor. Bu kapsamda da üyelik başvurularını veto etti. Ancak nedense o tatbikatın İsveç’te yapılmasına ve de katılmalarına ses çıkarmadı. Sadece Türkiye’nin katılımını “gözlemci” statüsüne indirerek kendince “protesto” etti. Başlı başına bu tavır, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine “yeşil ışık” olmadı mı?

Bu tespitlerin ardından soralım:

Acaba medyamız, NATO’nun “Türkiye’ye hak verdiği” sonucunu o açıklamaların neresinden, nasıl çıkardı?!

Rum Kesimine Dikkat

Bir kez daha altını çizelim: daha önceki birçok “krizde” olduğu gibi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği görünümlü pazarlıklarının gerisinde de başka hesaplar olduğu anlaşılıyor.

Bu; Karadeniz’in “NATO gölü” olması, Rumların NATO üyeliği veya ikisi birden midir, şimdilik bilemesek de; Rum kesimi Savunma Bakanı Charalambos Petridis’in dünkü bir açıklamasına dikkat çekelim.

Petridis ABD tarafından kendilerine uygulanan silah ambargosunun tamamen kaldırılması için gereken kriterleri ve koşulları karşıladıklarını belirtti; ambargonun tamamen kaldırılması çağrısında bulunurken Türkiye’ye, Revizyonist politikasıyla, tüm Doğu Akdeniz bölgesinin istikrarsızlaşmasına neden olmakta ve dünya Ukrayna-Rusya savaşı gibi zor zamanlardan geçerken bu süreçten yararlanmaya çalışmaktadır. suçlamasını yöneltti.

Ardından da, Rum yönetiminin NATO kapsamında Barış İçin Ortaklık programına katılımı ya da NATO’ya doğrudan üyelik talebinin konularının, uygun zamanda ve uluslararası koşullar oluştuğunda tartışılabileceğini söyledi.

Özellikle AB’nin Türkiye’ye, Rum kesiminin NATO üyeliğini ne zamandan beri ve nasıl dayattığını defalarca yazdık… Yine daha geçenlerde, “İsveç’in ve Finlandiya’nın üyelikleri konusunda topyekün sağlam bir duruş ortaya konulmaması halinde, Erdoğan ‘ikna’ edilir veya Türkiye yeni bir ’emrivakiyle’ karşı karşıya bırakılırsa, önümüze hem Rum kesiminin hem de İsrail’in NATO üyeliğinin konması yakındır.” dedik.

Ancak durum ortada: “NATO kafa NATO mermer”!..