Müyesser Yıldız
Müyesser Yıldız

İsmailağa Cemaati ‘Paralel Devlet’ mi?!

featured

Fetullah Gülen cemaati tecrübesine rağmen AKP’nin İsmailağa cemaati başta olmak üzere bilimum tarikat ve cemaatlere muhabbeti sır değil, herkesin malûmu.

2 yıl önce İsmailağa cemaatinin başı Mahmut Ustaosmanoğlu vefat ettiğinde cenaze törenine katılan Erdoğan, Ustaosmanoğlu için, “önderimiz, ümmetin manevi mimarı” gibi ifadeler kullandı.

Ustaosmanoğlu’ndan sonra cemaatin başına Hasan Kılıç getirildi.

Erdoğan 31 Mart’taki yerel seçimlere bir gün kala Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Murat Kurum’la birlikte Kılıç’ı ziyaret etti. Kılıç hem Erdoğan hem Kurum için dualarda bulundu.

Hasan Kılıç tam bir hafta önce bugün vefat etti ve 23 Nisan’da toprağa verildi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle Anıtkabir’de düzenlenen tören veya TBMM’deki özel oturuma katılmayan Erdoğan, Kılıç’ın cenaze töreni için İstanbul’a gidip tabutuna omuz verdi. Cemaatin yeni halifesi de cenaze töreninde açıklandı.

İsmailağa cemaatinin acısını sadece Erdoğan, kimi AKP milletvekilleri ve Cumhur İttifakı’nın ortağı BBP Genel Başkanı Mustafa Destici paylaşmadı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AKP Sözcüsü Ömer Çelik ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş taziye mesajı yayımlarken bazı AKP’liler, Cumhur İttifakı’nın bir diğer ortağı HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, hatta HAMAS liderlerinden İsmail Heniyye de İsmailağa cemaatini ziyaret edip başsağlığı diledi.

CEMAAT “KUŞATMAYI” ENGELLİYORSA

Hem Mahmut Ustaosmanoğlu hem de Hasan Kılıç’ın vefatından sonra kimi cemaat mensupları ile iktidar yazarlarının vurguladığı bir konuya dikkat çekeceğiz.

Örneğin kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen, geçen ay da İsmailağa cemaatinden atılan Ahmet Mahmut Ünlü, Ustaosmanoğlu öldüğünde cenazesinin Beykoz Çavuşbaş’ına gömülmek istendiğini ve bunun “ekümenik proje” olduğunu öne sürüp, “FETÖ bitti, dinlerarası diyalog ve ekümenik projeleri bitmedi! Biz müdâhale etmeseydik, Efendi hazretlerimizin cenâzesini bile Çavuşbaşı’nda defnederek, insanların Fatih’e gelmesini engelleyeceklerdi.” dedi.

Ustaosmanoğlu’nun ardından iktidar medyası Yeni Şafak’ın yazarlarından Yusuf Kaplan da “İsmailağa, dolayısıyla Mahmud Efendi’nin… Patrikhane üzerinden Türkiye’yi kuşatma girişimlerine karşı Türkiye’nin bağımsızlığının korunmasında kilit rol oynadığını” anlatıp şunları kaydetti:

“Patrikhane’ye karşı Türkiye’nin bağımsızlığını teminat altına alacak, derin, köklü, basiret ve feraset dolu siyaset üstü hikmet dolu bir siyaset inşa edilerek ülkenin bağımsızlığının tehlikeye girmesinin önüne büyük ve yıkılmaz bir duvar örüldü.”

Yine Yeni Şafak yazarı, eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Yusuf Kaplan’ın bu ifadelerini alıntılayıp, “İsmailağa cemaati ve liderlerine özellikle Mahmud Ustaosmanoğlu’na ülkemiz adına saygı ve şükranlarını” sundu.

Mahmut Ustaoğlu’nun yerine gelen Hasan Kılıç’ın cenaze töreninden bir gün sonra cemaat içindeki çatışmalara değinen Sabah’tan Salih Tuna da aynı konunun altını şöyle çizdi:

“Ortodoks kiliseleri üzerinde simgesel otoritesi olan İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi ve ‘Ekümenik Patrik’ unvanıyla tüm Ortodoksların ruhani lideri Fener Rum Patriği Bartholomeos’un tuttuğu yere karşı, Çarşamba’da her daim yurdunun, milletinin yanında tavizsiz şekilde duran İsmailağa Cemaati’ni bölmek, parçalamak istemelerinden daha doğal ne olabilir?”

Tüm bunlardan anladığımız özetle şu:

Ülkemizin Patrikhane üzerinden kuşatılmasını, özellikle de Suriçi bölgesinin ele geçirilmesini İsmailağa Cemaati engelliyormuş!..

Doğrudur, böyle olabilir; ama o zaman da şunları sormak gerekmez mi?

Lozan Antlaşması’na göre, Fener Rum Patrikhanesi Fatih Kaymakamlığı’na, dolayısıyla İçişleri Bakanlığı’na bağlı değil mi?

Onlar görevini yapmıyor mu ki, “Türkiye’nin bağımsızlığını korumak” İsmailağa cemaatine kaldı?

Bir başka ifadeyle; İstanbul’da devlet yok mu veya İsmailağa cemaati paralel devlet mi ki, böylesine “kilit bir rol” oynuyor?

Yaman bir çelişki daha!..

İsmailağa cemaati ve liderleri “Ekümenik proje” ile mücadele ediyor; ama Patrikhane’nin önünü de cemaate bu kadar yakın olan Erdoğan’ın bizzat açtığı gün gibi ortada.

Lozan’a aykırı olmasına rağmen Patrik Bartholomeos tam da emperyalistlerin arzuladığı şekilde artık Saray’a bile “ekümenik” unvanıyla davet edilmiyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olmasına rağmen Bartholomeos’un dünyanın birçok ülkesinde devlet başkanı gibi ağırlanmasına, dinlerarası diyalog toplantılarına katılmasına, Rum-Yunan siyasetinin sözcülüğünü yapmasına göz yumulmuyor mu?

İşte geçenlerde yazdığımız en sıcak örnek:

Sadece Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarının değil AKP’nin de tepki gösterdiği, Yunanistan’ın Ege ve İyon Denizi’nde iki yeni deniz parkı ilân ettiği, 16-17 Nisan’da Atina’da düzenlenen “Okyanuslarımız Konferansı”na Bartholomeos da “Ekümenik Patrik” unvanıyla katılıp bir konuşma yapmadı mı?

İsmailağa cemaatinin mücadelesini övenler bu gidişata ne buyuruyor?!

BARİ “KİN KAPISI”NI DA AÇSALAR

Patrikhane’den son bir haberle bitirelim.

Bilindiği gibi, Yunanistan Osmanlı’dan bağımsızlığını 1821 yılında başlatılan, binlerce Türk ve Müslümanın katledildiği Mora isyanıyla kazandı. Bu ayaklanmanın öncüsü kilise ve papazlardı. İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin başı Patrik Gregorius da onlardan biriydi. Gregorius, Padişah 2. Mahmud’un emriyle yargılandı ve vatana ihanetten Patrikhane’nin ana girişi olan orta kapının önünde idam edildi. İşte o günden bugüne tam 203 yıldır o kapı kapalı. Görünürdeki gerekçe, Gregorius’un hemen kapının önüne gömüldüğü, mezarının üzerinden geçilmemesi için kapalı tutulduğu… İddialara göre ise “Türk büyüklerinden birisi orada asılana veya İstanbul yeniden Rumların eline geçene kadar” kapının açılmamasına yemin edilmesidir. Onun için de “kin kapısı” olarak adlandırılıyor!..

Şuraya geleceğiz:

Fener Rum Patrikhanesi bir süredir işte o Patriği, asıldığı yer olan kapıda “şehit” olarak anmaya başladı.

Bu yılki anma da Bartholomeos’un Yunanistan’daki “Okyanuslarımız Konferansı”na katılmasından birkaç gün önce yapıldı. Bartholomeos, yine kin kapısında ayin düzenledi, mum yaktı, çiçekler koydu ve Gregorius’u “şehit” saydı.

Ez cümle; mademki bağımsızlığımızı ve İstanbul’u İsmailağa cemaati koruyup kolluyor, keşke şu “kin kapısı” işine de bir el atsalar!..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!