Mehmet Edip Ören
Mehmet Edip Ören

Bir zamanlar, biz öğrenciyken…

featured

Zaman makinesine binme şansımız olsa idi, acaba mevcut zamanda kalmak isteyecek kimse kalır mıydı? Bence çok az… Sabah kalktığımda, yeni elbiselerimi, yeni ayakkabılarımı giyerek, alınan harçlıkların, harcama hayallerini kurmak bile ne güzel. Pastanedeki ay çöreği, pamuk şekeri arabası, bir elinde tornavida, renk renk şekerleri pazarlayan macuncu, maytap, mantar çatapat vs. satanları gözlemek, görür görmezde etrafını sarıp, uzatılanları almak… Söyleyin hanginiz istemez?

Epey zamandır, uygun şartlar oluşmadıydı… Bir bayram, yazı günüme denk gelmemişti. Peki gelince ne oluyordu diyenleri merakta bırakmayayım… Siyasetin ve Dünyanın çirkeflerinden, kısa bir süre de olsa uzaklaşarak, bayramın güzelliklerine haksızlık etmemek için, nostalji yapıyorduk… Hatırladıysanız,  hemen başlayabiliriz… Hepinize merhabalar olsun… Durun durun neydi. Türkiye birden büyüktür…

Zaman makinesine binme şansımız olsa idi, acaba mevcut zamanda kalmak isteyecek kimse kalır mıydı? Bence çok az… Sabah kalktığımda, yeni elbiselerimi, yeni ayakkabılarımı giyerek, alınan harçlıkların, harcama hayallerini kurmak bile ne güzel. Pastanedeki ay çöreği, pamuk şekeri arabası, bir elinde tornavida, renk renk şekerleri pazarlayan macuncu, maytap, mantar çatapat vs. satanları gözlemek, görür görmezde etrafını sarıp, uzatılanları almak… Söyleyin hanginiz istemez?

Sokağa çıktığınızda her mahallede 8-10 tane eczaneyle karşılaşılmazdı. Eve yakın bir eczanenin oluşu avantajdı. Şimdiki gibi elde reçeteyle gidildiğinde, bir kalfanın raftaki ilaçları size uzatması, alışverişin 1-2 dakika sürmesi mümkün değildi. Çoğunuz hatırlamaz bile… Reçete sabah bırakılır, ilaçlar ancak akşam veya ertesi sabah alınabilir di. Eczacılar yazılanları muhtelif şekillerde, mevcut hammaddelerden bizzat imal eder, hazırlardı.

O zamanlar, yere iki santim kar düştü diye, okullar tatil edilmezdi. Yollar, kaldırımlar 3-4 ay buz kalsa bile herkes okuluna koşardı. Dışarısı, kar oyunları ve kızak ile şenlenir, içerisi ise sımsıcak dostlukların yeşermesine vesile olurdu. Türkiye’nin o devirdeki şartları kırtasiye konusunda, çok mahdut imkanlar sağlardı.  Yurtdışı bağlantılı kişilerin getirdikleri malzemeler veya çok pahalı olan şeyler, sınırsız imrenmelerimize sebebiyet verirdi. Hala gözlerimin önünden gitmez. İnce ve kokulu kalemler vardı. Teneffüs aralarında, arkadaşımızdan müsaade alıp, koklardık. Kokuyu daha keskin hissedebilmek için kalemi biraz açmamız gerekirdi. Öncelikli arkadaşlara bu sağlanırdı. Aycan, her seferinde ucunu sivriltir ve kokla diye bana uzatırdı…Aycan, Zeynep, Betül sınıfımızın güzel kızlarındandı… Hepsinin soy adlarını halâ bilirim ama doğal olarak değişmişlerdir…Kalem kategorisinde, ikinci sırayı, arkası silgili olanlar alırdı… Yazılan yanlışı, silgi aramadan veya sıra arkadaşının silgisini istemeden, kalemin arkasını çevirerek silmek çok özel bir durumdu… Benim hep normal kalemim olduydu. Sadece kalem mi, silgilerde çok farklıydı. Yeşil, beyaz ve koyu turuncu olanların yanı sıra, şeffaf ve kokulu olanları vardı. Kalem ayrıcalıklı olanlar, aynı zamanda bu kokulu silgiyi de kullananlardı… Kalemtıraşlar henüz çok yaygın değildi. Başta bahsettiğim gibi, aileleri yurt dışı bağlantılı olanlar bu konuda da öndeydi. Kaplumbağa şekli olanından, otobüs şekline kadar çeşit çeşit olanlar, özellikle sıra üzerinde temaşaya açık tutulurdu. Ben dahil sınıfın çoğunluğu, kalem açmak için jilet kullanırdı… Defterler, kitaplar, onların kaplanması, bambaşka bir konu idi.  Standart öğrenci olarak, kırmızı veya mavi olan kaplama malzemelerini kullanarak, defter kitap ömrünü arttırırken, ayrıcalıklılar plastik kılıflar kullanırdı. Bunların ön taraflarında, açıklama yapılacak ufak şeffaf bir bölmede bulunurdu. Bizler bu ihtiyacı arkası pul gibi yapışkan olan etiketlerle giderirdik. Etiket zayi olmasın diye açıklayıcı bilgiyi, mesela “Yurttaşlık Bilgisi kitabı veya defteri”, yazısını çok dikkatlice ve uzun zamanda yazardık. Güzel resim yapan ve de yazısı çok güzel olan Cem isimli sınıf arkadaşımız, epey naza çektikten sonra, etiketlerimize el atar, bin bir nazla da yazardı…

Gelelim çanta olayına: Elimizde sallayarak taşıdığımız, dikdörtgen prizması, ufak bir bavul şeklindeki olanlar, genelin ulaştığı ve kullandığıydı… Burada da imrenilecek durumlar elbette mevcuttu. Sırtta taşınanlar daha havalıydı. O zamanki kış şartlarında, üşümemesi için elleri cebe sokmaya da imkân verirdi. Yoksa mosmor olmuş bir elle, ilk ders kalem bile tutamazdınız…

Her neyse, devam etsek, aletsiz dalış rekorları kıracağız, en iyisi siyasetin çirkefine bulaşmadan veda… Hepinizin Ramazan Bayramını tekrar kutluyorum. Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!