Dr. Alper Sezener
Dr. Alper Sezener

İklim Krizi ve “Yeşil Kapitalizm” Yanılsaması

featured

iklim krizi yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin bir yansıması. Bu krizle gerçekten yüzleşmek istiyorsak yeşil kapitalizmin sunduğu illüzyonlardan kurtulup, adil, eşitlikçi ve ekolojik sınırları gözeten bir dünya inşa etmek zorundayız. Peki, bunu başarmak bu açgözlü, bencil ve duyarsız çağda ne kadar mümkün? Üstüne düşünelim…

Küresel ısınma, artık bilimsel çevrelerin büyük çoğunluğu tarafından inkâr edilemez bir gerçek olarak kabul ediliyor. Ancak hâlâ siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda bu gerçeği görmezden gelenler var. ABD’nin son başkanlık seçimi ertesi acil olarak Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı, yalnızca ABD’nin değil, tüm dünyanın iklim mücadelesine büyük bir darbe vurdu. Bu tür politikalar, bilimsel verilerin açıkça ortaya koyduğu tehditlere rağmen, temelde kısa vadeli ekonomik çıkarların bir sonucu.

Ne var ki, küresel ısınmayı doğrudan inkâr edenler kadar, “yeşil dönüşüm” adı altında yeni bir sermaye birikim modeli yaratanlar da krizin derinleşmesine katkıda bulunuyor. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilirlik, karbon nötr hedefleri gibi kavramlar, bugün birçok şirketin pazarlama stratejisinin merkezinde yer alıyor. Ancak bu söylemler çoğunlukla “yeşil aklama” (greenwashing) dediğimiz bir illüzyondan ibaret. Büyük şirketler sürdürülebilirlik raporları yayımlıyor, çevreci söylemler geliştiriyor, karbon ayak izini azaltma taahhütleri veriyor; fakat üretim ve tüketim modellerinde köklü değişiklikler yapmaktan kaçınıyor.

Kısaca, “yeşil dönüşüm” adı altında eski düzenin yeni bir versiyonu inşa ediliyor: “Yeşil kapitalizm.”

 

Peki, yeşil kapitalizm gerçekten çözüm olabilir mi?

Bugün dünya ekonomisinin temel mantığı, sürekli büyüme ve kâr maksimizasyonuna dayanıyor. Ancak iklim krizinin en büyük sebeplerinden biri de tam olarak bu kontrolsüz büyüme anlayışı. Küresel enerji ve hammadde talebini azaltmadan, sadece “yeşil” yatırımlarla ekolojik felaketi durdurmak mümkün değil. Elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri veya güneş panelleri gibi teknolojiler elbette fosil yakıtlara kıyasla daha çevreci seçenekler olabilir; ancak bunların üretim süreçleri de ciddi çevresel maliyetler barındırıyor. Örneğin, lityum madenciliği, su kaynaklarını tüketerek yerel ekosistemlere zarar veriyor. Kobalt, nadir toprak elementleri gibi kritik minerallerin çıkarılması, ciddi sosyal ve çevresel sorunlara yol açıyor. Kısacası, mevcut ekonomik sistemin temel parametreleri değişmeden, sadece daha “yeşil” teknolojilere yatırım yapmak, yapısal sorunları çözmüyor, sadece erteliyor.

Öte yandan, devletler de bu süreçte büyük bir ikiyüzlülük sergiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, uluslararası yeşil fonlardan yararlanmak için yeni çevre politikaları geliştiriyor, sürdürülebilirlik taahhütlerinde bulunuyor. Ancak bu politikaların çoğu kâğıt üzerinde kalıyor.

Hemen belirtmekte fayda var: 2022 EDGAR Raporu’na göre, Çin (%32.9), ABD (%12.8), AB27 (%7.3), Hindistan (%7), Rusya (% 5.1), Japonya (%2.9) küresel karbon salımının %68’inden sorumlu. G20 ülkelerinin tümü hesaba katıldığında ise toplam karbon salımının %77sinin en gelişmiş yirmi ülke tarafından gerçekleştirildiği görülüyor.  Türkiye karbon salımında %1.2 ile 13. sıraya yerleşmiş durumda.

Bu apaçık tabloya rağmen zengin ülkeler kendi tarihsel karbon salımlarının sorumluluğunu görmezden gelerek ekonomik açıdan kırılgan ya da yoksul ülkelerden düşük karbonlu kalkınma bekliyor.

Küresel ekonomik sistemin hiyerarşisi değişmeden, yeşil dönüşümün adil bir süreç olması mümkün değil. Bugün Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki birçok ülke, Batı’nın dayattığı sürdürülebilirlik standartlarına uyum sağlamaya çalışırken, aynı zamanda enerji ve sanayileşme alanında büyük zorluklar yaşıyor. Bu da küresel ekonomik adaletsizliği daha da derinleştiriyor.

İklim krizinin doğrudan yol açtığı bölgesel çatışmalar, göç dalgaları, su krizleri ve gıda güvensizliği, dünyayı giderek daha yaşanmaz hale getiriyor. Ancak zenginler için bir çıkış yolu her zaman var: İklim dostu projelere yatırım yaparak daha fazla kazanç elde etmek ve kriz derinleştiğinde kendilerini güvenli bölgelere çekmek. Örneğin, ABD ve Avrupa’da birçok süper zengin, yükselen deniz seviyelerinden kaçınmak için iç bölgelerde büyük araziler satın alıyor, özel sığınaklar inşa ediyor. Yani iklim krizinin bedelini esasen yoksullar ödüyor.

 

Yeşil Kapitalizmin Ötesinde Ne Mümkün?

Bu kısır döngüyü kırmak için öncelikle ekonomik sistemin temel dinamiklerini sorgulamak gerekiyor. Gerçek bir dönüşüm, sadece yeşil enerjiye geçişle değil, üretim ve tüketim alışkanlıklarının köklü bir şekilde değiştirilmesiyle mümkün olabilir. Bunun için:

  • Sürekli büyüme hedefi yerine, ekolojik sınırları gözeten, bölgesel ekonomik dayanıklılığı artıran gerçekten sürdürülebilir bir ekonomi inşa edilmelidir.
  • Südürülebilir ekonomi hedefi geçmişteki ya da mevcut uluslararası anlaşmalarda olduğu gibi ülkelerin gönüllü katılımına ve inisiyatifine bırakılmamalı, bağlayıcı ve yaptırım gücü yüksek bir şekilde tasarlanarak uygulamaya konulmalıdır.
  • Yeşil aklama faaliyetlerine karşı daha katı düzenlemeler getirilmeli ve karbon salımı azaltma hedefleri şeffaf bir şekilde izlenmelidir.
  • Zengin ülkeler, iklim krizine tarihsel katkılarını göz önünde bulundurarak, gelişmekte olan ülkelere yönelik “yeşil sömürgecilik” politikalarını bırakmalı ve adil finansman mekanizmaları oluşturmalıdır.
  • Küçük ölçekli, yerel üretim sistemleri, merkeziyetçi ve doğaya zarar veren büyük ölçekli sanayi politikalarına alternatif olarak desteklenmelidir.

Sonuç olarak, iklim krizi yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin bir yansıması. Bu krizle gerçekten yüzleşmek istiyorsak yeşil kapitalizmin sunduğu illüzyonlardan kurtulup, adil, eşitlikçi ve ekolojik sınırları gözeten bir dünya inşa etmek zorundayız.

Peki, bunu başarmak bu açgözlü, bencil ve duyarsız çağda ne kadar mümkün?

Üstüne düşünelim…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!