Gaz Lambası Fitili

Öğretmenliğe başladığım ilk yıl Kırşehir’e bağlı Çiçekdağı’nın bir köyüne tayin edildim. Sarp ve keskin dönemeçli bir araziye açılmış toprak bir yolla ulaşılan köyümüzde elektrik yoktu, suyu köyün çeşmesinden ihtiyaç oldukça testilere doldurup taşıyordum. Kerpiçle örülmüş, toprak damlı evimde banyo yapmak içinse “yunak ya da çağ” denilen odanın bir köşesine kara beton dökülmüş bir metrekare yeri kullanmak zorundaydım.

Okulumuz da, yine üç odası olan ahırdan bozma bir yapıydı. Birleştirilmiş sınıflarda ders verirdik. Kışın sınıfımızın sobasını yakmak için; her gün her bir öğrencimizin evinden getirdiği “tezek”i kullanır, elimizle parçalar,  bittikçe yenisini atardık sobamıza. Çoğu zaman sobayı ilk yaktığımızda, ya sobanın azizliği tutar ya da ters esen rüzgâr nedeniyle sınıfın içini duman kaplar, bir müddet öğrencilerimizle birlikte dumanın dağılması için o dondurucu soğukta, bahçede titreyerek bekleşirdik.


Köyün bir tane bakkalı vardı, gaz, tuz, şeker, çay vs. satılan. Yani evlerde her zaman bulunmayan acil ihtiyaçlar. Tabi ki ekmek yoktu hani şu yediğimiz fırın ekmeği. Köyde yufka ekmek yapardı kadınlar. Tandırlarda kendi tarlalarından çıkan buğdayları değirmende öğüttürdükleri unla yaptıkları mis gibi, hormonsuz yufka ekmekler…


Tabi ki ben de yaptırırdım bu ekmeklerden kış boyu aç kalmamak için.


Ah o fareler yok mu o fareler… Ne kadar yükseğe koyarsam koyayım, bir yolunu bulup yine ortak olurlardı iaşeme…

 
Hiç unutmam bir gün okuldan geldim, akşam yemeği için ekmek sulamaya başladım. (Ekmekler kuru olduğu için yemeden önce sulanır- bilmeyenler için)

Üstteki bir ekmeği alıp suladım, ikinci ekmeği de suladım, üçüncü ekmeği aldığımda, üst üste konmuş bu ekmeklerin tam ortasının bir el girecek şekilde boydan boya delindiğini gördüm.


Tevekkeli değil. Her gün ama her gün,  evimi temizlerken yer minderi ve yer yastıklarımın arkasında –divan, koltuk, kanepe yoktu- yufka ekmek kırıntıları bulur, süpürür alırdım bu kırıntıları ve nereden geldiğini bir türlü çözemezdim.


Meğer bay fare kuru ekmeklerimi tırtıklayıp buralara istif edermiş…

Akşam olduğunda köyde elektrik olmadığı için gaz lambasının gazını tamamlayıp, camını da sildikten sonra fitilini kibritle yakardım. Tabi tuvalete falan gitmek için de, lamba elimde evin dışına çıkmak zorundaydım.

Gaz lambası deyip geçmeyin, çok önemlidir bu lamba. Bir kere gecenin karanlığından korunursunuz, o olmadan ertesi günün plan ve programını yapamazsınız ve en önemlisi de kitap okuyamazsınız.


Pilli radyolardan başka bu derin sessizliği sadece dışarıda havlayan köpekler bozar. Radyoyu koynunuza alır, kitabınızı okursunuz.


Televizyon ise henüz evlere girmemiştir. Hoş elektrik yoksa televizyon ne işe yararsa, benim ki de lâf işte…

 
Evet,  gaz lambası önemlidir, bakımını iyi yapmanız gerekir. Camını silerken kırmamaya dikkat edersiniz, zira camı çok incedir. Hele de elinizde yedeği yoksa karanlıkta,  köpek seslerini dinleyerek uyumaya çalışmaktan başka çareniz yoktur. Sonra fitiline dikkat etmelisiniz, lambanın gazı bitmişse fitili yanmaya başlar. Bu fitil; türlü biçimlerde bükülmüş veya dokunmuş pamuktan yapılır ve gaz yağını emer. Aslında lambada yanan gaz bu fitilin emdiği gazdır eğer gaz kalmamışsa fitil yanmaya başlar, lambanın şişesi simsiyah olur ve ortalığa kötü bir koku yayılır hatta zehirlenme vakaları bile yaşanır.
 
 Bu uzun girizgâhı niye mi yaptım durur dururken? Tabi ki hayat hikâyemi anlatmak için değil…

Son zamanlarda “gazı bitmiş lamba gibi fitili yanan”  etrafı kara bir duman ve kötünün kötüsü kokular çıkaran bazı “ağabeylerin, ablaların” yazıp çizdiklerini görünce, o gaz lambası günlerimi hatırladım.

Özellikle bu “ağabeylerin” kitapları o karanlık gecelerimizin ışığı olmuştu.


Aradan geçen yıllarda ne olmuş, nasıl olmuşsa bir memnuniyetsizlik zırhına bürünüp, kendilerinden başka hiç kimseyi beğenmez olmuşlar.

 
Benim kutsalım, partiler değil milletim, vatanım ve bayrağım” diyorlar, amenna…

Bu kutsala hangi oluşumla hizmet edeceksiniz?

 
 “Hiçbir parti beni temsil etmiyor, benim gönül rahatlıyla oy verdiğim bir partim olsaydı AKP %50 oy almazdı” diyorlar, buna da amenna… Peki, oy verdiğiniz bir partiniz yoksa neden MHP’yi bu kadar ifrat derecesinde yerme, karalama yapıyorsunuz?
 
Millete hizmet partiler yoluyla yapılıyor diye biliyorum yoksa yanılıyor muyum?
 
Ülkü Ocakları Genel Başkanını beğenmezsiniz, Teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısını beğenmezsiniz, Hareketin Liderini beğenmezsiniz dahası beğenmemekle de kalmayıp olanca hırs ve kininizle saldırırsınız, ülkücü camiaya ihanet ettiğini yüzünüz hiç kızarmadan yazarsınız.

Etrafınıza toplanmış bir avuç genci zehirleyip, şakşakçılarınızla birlikte kenara çekilip seyredersiniz.
 
Bu güne kadar neden bir tek lehte cümlenizi duymadık, okumadık.

MHP ve teşkilâtlarını eleştirdiğinizin yüzde birini şu an iktidar olan ve ülkeyi bölmeye uğraşan bir partiye yapmadınız ki o iktidarın karşısındaki tek güç MHP’dir.

 
Sn. Bahçeli ve MHP’yi bu kadar eleştirdirdikten sonra ülkücülere göstereceğiniz bir hedef var mı? MHP değilse hangi parti, Devlet Bey değilse kim?

Sizlerden bu TEBLİĞİ beklemek hakkımızdır sanırım.

Hiçbir şeyden memnun olmayanlar en başta kendilerinden memnun değildir. Ve sürekli memnuniyetsizlik depresyon işaretidir dikkat!

Ülkücüler; gün ışığında göz kamaştıranlar değil karanlıkları aydınlatanlardır. Bir dönem ışık olanlar artık nefislerinin hizmetindeyse güle güle gitsinler. Onlar; zaten yok saydıklarımızdandır.
 
NOT:
Bir lamba fitili deyip geçmeyin arkadaşlar, 2011 yılına kadar enflasyon hesaplanırken bu fitilin fiyatları da tüketici endeksinin içindeydi ve tam sekiz yıl boyunca gaz lambası fitiline hükümetimiz zam yapmadığı için enflasyon da bu fitil sayesinde iki haneli rakamlara çıkmamıştı.

Hâlâ “gaz lambası fitili” kurtarıcı görevi yapıyor mu bilmiyorum.

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!