Teknolojik yenilikler, artan çalışmalar ve yaygınlaşan farkındalık projeleri otizm konusunda önemli gelişmeleri beraberinde getirdi. 1996-2013 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesindeki Otizm Polikliniği ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kliniği’nin yöneticisi olan ve bu konuda birçok kitap yazan çocuk ve ergen psikiyatrı
Prof. Dr. Nahit Motavalli Mukaddes’le geçmişten geleceğe otizmi konuştuk.
Türkiye’de otizm alanında ilk klinik yapılanmaları kuran isimlerden birisiniz. O günden bugüne neler değişti?
30 yıl içinde otizm farkındalığı ve erken tanıda ciddi gelişmeler oldu. 90’lı yıllara kadar bu konuda çok az kişinin farkındalığı vardı. 1996’da İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki otizm kliniğini devralırken sadece 8 otizm tanısı olan hastamız vardı. 2000’li yılların başında bu sayı 300-400’e çıktı. Otizm tanı ve klinik takibinde çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının temel rolü var. 1990’lı yıllarda uzman sayısı az olduğundan daha az sayıda otizmli bireye tanı ve klinik takibi yapılıyordu. 1994’te Türkiye’de 30 çocuk psikiyatrı vardı, şu an bu rakam
2 binden fazla. Tanı yaşı konusunda da ilerleme var. 90’lı yılların sonuna doğru ilk tanı yaşı 4,5-5 arasındaydı. Geçen yıl yaptığımız çok merkezli bir çalışmada ortalama tanı yaşı Türkiye’de 3,5 yaş olarak saptandı. Daha gelişmiş bölgelerde bu daha küçük yaşlarda. Eğitim kurumlarının sayısının artması ve kalitatif iyileşme de önemli gelişmeler. Ayrıca aileler tarafından kurulan sivil toplum örgütleri otizm alanında farkındalık çalışmalarına katkı sunuyor.
Tanı sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz?
Amerika istatistiklerine baktığımızda yıldan yıla otizm oranı çok artmış. Bu artışın tespit edilebilen sebeplerinden biri, erken tanı ve bulguların bilinirliğinin artması. Eskiden daha hafif vakalar ya da zekâ düzeyi iyi olan çocuklar tanı almıyordu. Bugün bu çocuklar da tanı alabiliyor. İkinci nedense çevresel faktörler… Özellikle anne-baba yaşının ilerlemesi önemli bir neden. Yaşlı sperm ve muhtemelen yaşlı yumurta, otizm için bildirilen en önemli çevresel risk faktörü. Bunun dışında hava kirliliği, sigara kullanımı ve çeşitli çevresel etkenlerin muhtemel rolü araştırılıyor.
Teknoloji ve ekran maruziyeti otizme yol açıyor mu?
Küçük yaşta ekran maruziyeti özellikle dikkat edilmesi gereken bir alan. Bu durumun doğrudan otizme yol açtığını söylemek doğru değil. Ancak bunun sosyal ve iletişimsel gelişimi olumsuz etkileyebileceği açık. Örneğin, 1 yaşındaki çocuğun saatlerce televizyon karşısında kalması, insan ilişkisi yerine ekranla bağ kurmasına neden olur ve sağlıklı iletişim becerilerinin gelişimini sekteye uğratabilir. Özellikle 2-3 yaşına kadar çocukları ekrandan uzak tutmak önemli.
Ailelerin kabullenme sürecinde nasıl bir değişim var?
Geçmişte ailelerin büyük bir kısmı otizm kelimesini ilk kez çocuklarını muayene eden hekimden duyuyordu. Günümüzde pek çok aile otizme dair belirtileri fark ederek tanısal değerlendirmeye başvuruyor.
Otizmde çokdisiplinli yaklaşımın altını çiziyorsunuz…
Muayene ettiğimizde çocuğun sosyal-iletişimsel, bilişsel becerilerinin yanında fiziksel sorunlarını inceliyoruz. Gerek gördüğümüz olgularda nörologlar, metabolizma uzmanları ve klinik genetikçilerden konsültasyon istiyoruz. Multidisipliner çalışmamız içinde özel eğitimciler, psikologlar, konuşma terapistleri, ergoterapistler ve çocuk gelişimcileri var. 30 yıllık deneyimim bana şunu gösterdi: En önemli şey eğitim yöntemi değil, çocuğun eğitim sürecini ve eğitimcisini sevmesi. Çocuk sevdiği kişiden öğreniyor. Geçmişte ve bugün hâlâ ceza temelli yaklaşımlar görülebiliyor. Oysa bu yöntemler hem etkisiz hem de çocuklar için travmatik izler bırakıyor.
Önümüzdeki 10 yıl için öngörüleriniz neler?
Özellikle bireylerin günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerine yönelik teknolojik çözümler umut veriyor. Ancak en önemli mesele toplumsal bakış açısı. Bu çocuklar yalnızca ailelerinin değil, toplumun da çocukları. Önümüzdeki yıllarda daha kapsayıcı ve anlayışlı bir toplum yapısına ulaşabilirsek, bu en büyük kazanımımız olacaktır.
‘Yapay zekâ önemli bir potansiyel taşıyor’
İlaçlar konusunda ne gibi gelişmeler var?
Son 30 yılda bu alanda büyük bir devrimden söz etmek zor. Hâlâ belirtilere yönelik tedaviler uygulanıyor. Öfke, hiperaktivite ya da dikkat sorunları gibi eşlik eden durumlara yönelik ilaçlar var. Otizmin temel belirtilerini ortadan kaldıran bir ilaçtan söz etmek mümkün değil. Ama eşlik eden durumlar artık daha iyi anlaşılabiliyor. Otizmli bireylerin yaklaşık yüzde 70’inde dikkat sorunları görülüyor. Bunun tedavi edilmesi öğrenme sürecini önemli ölçüde kolaylaştırabiliyor.
Yapay zekâ ne gibi yenilikler getirdi?
Erken tanı açısından yapay zekâ önemli bir potansiyel taşıyor. Video analizleri yaparak yüz ifadeleri veya göz hareketleriyle riskli olguları tespit edebiliyor. Otizmli bireyin ihtiyaçları ve öğrenme hızına yönelik eğitim programları sunabiliyor. Bazı uygulamalarla dil ve sosyal beceriler desteklenebiliyor. Ancak yapılan araştırmalar yapay zekânın tıbbi konularda her zaman doğru bilgi sunmadığını gösteriyor. Bu nedenle ailelerin bu tür bilgilere temkinli yaklaşması gerekiyor.