Bir Canı Uğurladık!!

Dün bir canla vedalaştık. Can ki candan, can ki canı gönülden, can ki canın içinde ve içten!..Güler yüzlü esprili, içten, sempatik, ruhuyla bedeniyle sanatçı bir can, Baybars Gülensoy. Bir buçuk yıldır verdiği mücadeleden galip ayrıldı. Nuru pak ve temiz, riyasız ve dosdoğru bir hayatın içinden Allah’a uçtu.

Niye uçtu?

Zaten başkalarına göre o uçuktu, uçarıydı, ele avuca sığmazdı. Sığmadı da. Eşinin, çocuklarının, kardeşlerinin, anne ve babasının iyi etme çabasına rağmen, özgürlüğü seçti.

Eşi Baybars’a karşı derin bir hayranlık, sevgi ve saygı besleyen Hayrigül’üm şunları söylüyordu. “Çok yoruldu, çokk, dinlenmeye ihtiyacı vardı, O benim büyümeyen çocuğumdu” diyordu.  Aslında beklenen bir haberdi, son on gündür makinelere bağlı yaşıyordu. Yine de Hayrigül “iyi inşallah, daha iyi olacak” diye umut içinde konuşsa bile derin bir iç çekiş arkasını takip ediyordu.

Sabahleyin erkenden duyulan acı haber, tüm umutları bitirmişti..Ama hepimizin bir umudu daha vardı.. Onu hediyelerle göndermek istedik. Tevhitler, salâvatlar, Yasinler okuyarak! O yaslı ev, büyük kalabalığa rağmen derin bir sessizliğe büründü. Bir arkadaşımız cenaze hazırlıkları boyunca evde sesli olarak sürekli “Yasin-i şerif” okundu. Sonra Eğitim Fakültesi’nde veda programı yapıldı. Dualar ve güzel sözlerle Mevlana Türbesinin yanındaki Sultan Selim camiine getirildi.. Caminin önünde birkaç çelenk ve bir tabut, üzerinde bayrak örtülü.  İkindi ezanından sonra beyler namaza geçtiler. Biz avluda hanımlar bekliyoruz ve Baybars’ın babası Tuncer Gülensoy hocamız yanımıza geldi. “Bugünü yaşayacağımı asla düşünmezdim. Ben hastaydım, çocuklarım benim için bunu yaparlar diye düşündüm” derken; Birisi “Şu anda Baybars’ın ruhunun tabutun üzerinde yükseldiğini ve kabre girene kadar neler olduğunu gördüğünü” söyledi.

Tuncer Bey;
—“Bakın, güvercine, bakın!” diye seslendi. Hepimiz o esnada çelenge konmuş bir güvercin gördük. Güvercin her çelenge bir bir kondu, sonra tabutun ayakucuna indi. Oradan yürüyerek tabutun orta yerine, tam yıldızın olduğu yerde durdu. Biz hayretler içinde bakarken, güvercin bize doğru uçmaya başladı, Tuncer Bey’in omzuna vurdu ve gün boyunca Yasin-i Şerif okuyan arkadaşın göğsüne kondu. Bir süre orda kaldı. Hemen yanında duran Baybars’ın kızı İsenbike güvercini eline aldı. Okşadı öptü.

Hayrigül;

—“Aşkım! Çok romantiksin, her zamanki gibi. Gözlerinden öpmeliyim!” diyerek güvercini öptü okşadı. İsenbike de kuşu öptü okşadı ve kuş ellerinde öylece bekledi.

Bir ara İsenbike elinde sıkıca tutup, güvercini bırakmak istemedi. “Eve götürmeliyim” der gibiydi.

—“Özgür olmalı, kuşu bırakmalıyız” sözlerini, İsenbike’nin kuşu bırakıvermesi izledi.

Kuş uçtu tabutun bulunduğu yerin üstünde ki mescidin damına kondu. Gözyaşları içinde, her birimiz kendi içinde bir dolu mesaj yaşayarak etrafa bakınıyorduk. Bir güvercine, bir tabuta bir birimize bakıp bakıp ağlıyorduk. 
 
Doğa âşığı, doğa ile bağı olan, yaptığı hayvan taklitleriyle eşekleri yerlerde yuvarlandıran,  horozları çileden çıkaran, köpeklere müzik yaptırabilen bir candı Baybars. Evet, resim öğretmeniydi, ama o en çok izciliği sevdi. İzcilerde onu. Doğa onun her şeyiydi. 

Biz onu çok sevdik,

biz onu çok arıyoruz,

ve

biz onu şimdiden çok özledik.

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!