DOLAR 12,41800.01%
EURO 14,0057-0.38%
STERLIN 16,5644-0.13%
ALTIN 713,190,04
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7119185,85%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Umuyorum ve Düşünüyorum

0

BEĞENDİM

ABONE OL

4+4+4 eğitim düzenlemesinin 6 yaşta başlaması bana okulöncesi dönem anasınıfı çağı olan bu dönemin yine okulöncesi eğitimi olacağı ümidi ile oyalanırken; …Özel bir okulda müdür olan arkadaşımın ilkokul 1. Sınıf programı ile başlayacaklarını söylemesi beni ciddi anlamda şaşırttı.

2011 seçim hazırlıklarının başladığı bir sırada acele acele okulöncesi eğitimi öğretmenlerinin atanması, ardından bazı pilot bölgeler diye başlanan yerlerde 3 yaşını doldurmuş çocukları okullara alınması! O tarihlerde veterinerler, İngilizce öğretmenleri, hazır giyim öğretmenleri bunun gibi başka meslek sahipleri 60 saatlik okulöncesi seminerden sonra geçici görevlerle görevlendirildiler… Sonra sonuç fiyasko.

 Demek ki hepsi bir seçim yatırımıymış.

 Bu telaşlı atamaların altında yatan sebep; işsizlik oranını geçici olarak düşürmek, Avrupa birliğinden gelecek paralar için zemin hazırlamak,  homojen halk dokuları dağıtmak, diye düşünülmüştü.

 Bu gün itibariyle bu zanlarda haklı çıkılmıştır.

***

Ayrıca; Birkaç farklı açıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum.

1- Okula henüz başlayan çocuklar açısından, düşünüyorum; Çünkü toplumsallaşma hele formel bir yapının kurallarını benimseyip uygulamak, ilköğretim temel bilgilerinde farkındalık yaratmadan okula gitmek bir de 6 yaşında ilkokul müfredatını uygulamanın gelecek eğitim süreçleri açısından etkisi ne olacaktır?

2- Umutlandırılıp umutları yıkılan öğretmenler ve öğretmen adayları açısından, düşünüyorum; Eğitim fazlalığı olarak mı algılanacaklardır?

3- Veliler açısından, düşünüyorum. Eğitim de ekonomiklik ilkesi tahrip olmuş, çok daha fazla özele yayılmıştır. Parasız eğitim gittikçe daha da bir hayal olmuştur.

4- İsimsiz ve kayıtsız yaşayan çocuklar açısından, düşünüyorum; Bir baba ama üç ayrı anneden doğan çocukların kimliklendirilmesi, kayıtlarının gözden geçirilmesi, sorumsuz çevrelerin sorumluluklara hazırlanmasına zemin hazırlamıştır.

6- Anneler ve kızları açısından düşünüyorum. Feodal yapının değişmesini sağlayacağını, kadınların ve kızların devletin, halkın gözetiminde olacağını, üstü kapalı hayatların açılarak, toplumca takip altına alınması gerekliliğini ve bu durumun evrensel eğitimin bir parçası olduğunu vurguluyorum.

Evet, acele edilmiştir hızlı yaygınlaştırmada, ama… İki yıldır yapılan tüm uygulamaların tu kaka yapılması doğru mu dur?

Ne olmuştur da okul öncesi eğitim, eğitim haritasından çıkarılmıştır?

1-Çok mu masraflı bir eğitim olmuştur?

2-Bazı bölgelerde aileler çocuklarını, özellikle de kız çocuklarını okula göndermemiş midir?

3-Yatırımlar ile faydalanıcılar arasındaki oranda dengesizlikler mi olmuştur?

4-“Çocuklara Kürtçe soruyorum, Türkçe cevap veriyorlar” diyen politikacıların baskısı mı olmuştur?

5-Gereksiz ve değerini kaybetmiş bir yatırım olarak mı algılanmıştır?

Her ne olursa olmuştur.

Yine bir kızgınlıkla bir pire için bir yorgan yakılmaktadır.
 
28 Şubat kaşımaları birilerini rahatsız etmiştir.

 Rahatsız olanlar da etrafındakileri rahatsız etmişlerdir.

Kendi içinde tutarsız bir politika politik tutumların, en ikiyüzlüsüdür.

Devamını Oku

Çocuklar ve Kahramanlar

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuklar gerçek bilgiden çok hoşlanırlar. Bu bilgiler onların kendilerini anlamalarını gerçekle hayali, uydurmacılığı, ayırt etmesini sağlar. Akılları Cindy bebeklerle, külkedisi, pamuk prenses gibi  masallarla karmaşıklaştırılan ve dünyayı algılayışları saptırılan çocukların ahlak gelişimi, değer sisteminin yaratılmasında  son derece hasara uğramaktadır. Kaldı ki başka toplumların kültürlerine ait bu masallar apık sapık halk masallarının senelerce değerlendirmelerden geçtikten sonra günümüze uyarlanmasıdır.

Çocukluk dönemi yetişkinliğe hazırlık dönemidir. Değerler 0-6 yaşta oluşturulur. Çocuk  4-5 yaşında ana-baba , öğretmen, abi, abla ne derse doğrudur diye algıladığı bir süreçtir. Bu çağın kritikliği çocukta iç denetimli bir güven yaratılmasında etkili oluşudur.. Günümüzdeki en çarpıcı görüntü ise; Oyuncak Cindy bebek gibi zayıf olmak isteyen genç kızlar ve hanımlar, Arnold Schwarzenegger gibi  olmak isteyen delikanlılar ve beyler , geçmişin günümüze yansımalarıdır!

Her milletin kahramanları vardır. Kahramanları onların ortak değerleridir. Ortak değerler birliktelikleri artırırken çocuta o toplumsal  kimliğe aidiyet duygusu  yaratır. Çocuklar erkek sesli inek çizgi filmleri, garip canlıların hareket ettirildiği bir sürü sanal ortamın tehditi ve baskısı altında bırakılırken, ebeveynlere  çocuklarına kendi toplumsal değerlerimizi aktarmayı, ve aile içi iletişimi adeta unutturmuştur.

Çocukların okula başlama çağı gittikçe düşürülürken, eğitimde sadece okulda yapılması gereken bir süreçmiş gibi algılanmaktadır. Oysa aile model oluşu, hayata bakışı, kullandığı ifade tarzı, nezaketi, saygısı, misafire hürmeti, yaşlılara tutumları ile çocuklarına kendiliğinden eğitim vermektedir. Çocuk ana babasına hayran olmaya hazırdır. Sadece yapılması gereken ihtiyaçlarına duyarlı olmaktır.  Çocuklarımızın günümüzde en çok ihtiyaç duyduğu şey ise kaliteli bir iletişim ve ilişkidir.  Uyku öncesi okunacak bir öykü, bibliyografyalar, anılar, velhasıl  çocuklarımıza anlatılacak gerçek hikayeler bulmamız öylesine kolaydır ki! . Sadece olaylar üzerinden hikayeleri paylaşmak bile en değerli iletişim anlarıdır. Örneğin; Son günlerde kaybettiğimiz rahmetli Rauf Denktaş’ın vefatı ile gündemde kalan haberler ve olaylar,  Denktaşın hayat hikayesini anlatmak için bir fırsat olabilir. Fırsat eğitimleri eğitim için en değerli anlardır. Ama bu ebeveyinin ya da eğitimcinin fırsatçılık yapması, pusuda durup olayların ve durumların sürekli olarak irdelenmesi anlamına da gelmemelidir.

Milli bir direncin oluşmasında bu anlatımlar son derece önemlidir.

 Yılmaz Özdil’in 18 Ocak 2012 tarihli yazısını ailece okuyarak olaya başlayabilirsiniz. “Uzun boylu ,Kalıplı, Atletik yapılı, Üçgen vücutlu, sert mizaçlı,haşin bakışlı değildi! Çünk o gerçek bir kahramandı..Bu sahici kahraman; Göbekli, hatta obez,bodur ,üstüne üstlük kel ve kıkır kıkırda gülümsüyordu….Gerçek kahramandı o.

Bugün bir şey deneyin bu kahramanlık destanını ailenizle paylaşın. Eşinize, çocuklarınıza bir mücadelenin ilginç ve can alıcı yönlerini anlatın. Mümkünse kundaktaki bebeğinizi bile kucağınıza alıp bu kahramandan bahsedin..Onlar sizi dinlerken anlatın lütfen, haydi..şimdi , lütfen, şimdi.  Eğer uyuyorsa yavaşta olsa mırıldanarak anlatın.

Televizyonlar, sanal alemler, değişen eğitim programları, öğretmenler, arkadaşlar, komşular onunla konuşmadan siz konuşun!..

Devamını Oku

Bir Canı Uğurladık!!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dün bir canla vedalaştık. Can ki candan, can ki canı gönülden, can ki canın içinde ve içten!..Güler yüzlü esprili, içten, sempatik, ruhuyla bedeniyle sanatçı bir can, Baybars Gülensoy. Bir buçuk yıldır verdiği mücadeleden galip ayrıldı. Nuru pak ve temiz, riyasız ve dosdoğru bir hayatın içinden Allah’a uçtu.

Niye uçtu?

Zaten başkalarına göre o uçuktu, uçarıydı, ele avuca sığmazdı. Sığmadı da. Eşinin, çocuklarının, kardeşlerinin, anne ve babasının iyi etme çabasına rağmen, özgürlüğü seçti.

Eşi Baybars’a karşı derin bir hayranlık, sevgi ve saygı besleyen Hayrigül’üm şunları söylüyordu. “Çok yoruldu, çokk, dinlenmeye ihtiyacı vardı, O benim büyümeyen çocuğumdu” diyordu.  Aslında beklenen bir haberdi, son on gündür makinelere bağlı yaşıyordu. Yine de Hayrigül “iyi inşallah, daha iyi olacak” diye umut içinde konuşsa bile derin bir iç çekiş arkasını takip ediyordu.

Sabahleyin erkenden duyulan acı haber, tüm umutları bitirmişti..Ama hepimizin bir umudu daha vardı.. Onu hediyelerle göndermek istedik. Tevhitler, salâvatlar, Yasinler okuyarak! O yaslı ev, büyük kalabalığa rağmen derin bir sessizliğe büründü. Bir arkadaşımız cenaze hazırlıkları boyunca evde sesli olarak sürekli “Yasin-i şerif” okundu. Sonra Eğitim Fakültesi’nde veda programı yapıldı. Dualar ve güzel sözlerle Mevlana Türbesinin yanındaki Sultan Selim camiine getirildi.. Caminin önünde birkaç çelenk ve bir tabut, üzerinde bayrak örtülü.  İkindi ezanından sonra beyler namaza geçtiler. Biz avluda hanımlar bekliyoruz ve Baybars’ın babası Tuncer Gülensoy hocamız yanımıza geldi. “Bugünü yaşayacağımı asla düşünmezdim. Ben hastaydım, çocuklarım benim için bunu yaparlar diye düşündüm” derken; Birisi “Şu anda Baybars’ın ruhunun tabutun üzerinde yükseldiğini ve kabre girene kadar neler olduğunu gördüğünü” söyledi.

Tuncer Bey;
—“Bakın, güvercine, bakın!” diye seslendi. Hepimiz o esnada çelenge konmuş bir güvercin gördük. Güvercin her çelenge bir bir kondu, sonra tabutun ayakucuna indi. Oradan yürüyerek tabutun orta yerine, tam yıldızın olduğu yerde durdu. Biz hayretler içinde bakarken, güvercin bize doğru uçmaya başladı, Tuncer Bey’in omzuna vurdu ve gün boyunca Yasin-i Şerif okuyan arkadaşın göğsüne kondu. Bir süre orda kaldı. Hemen yanında duran Baybars’ın kızı İsenbike güvercini eline aldı. Okşadı öptü.

Hayrigül;

—“Aşkım! Çok romantiksin, her zamanki gibi. Gözlerinden öpmeliyim!” diyerek güvercini öptü okşadı. İsenbike de kuşu öptü okşadı ve kuş ellerinde öylece bekledi.

Bir ara İsenbike elinde sıkıca tutup, güvercini bırakmak istemedi. “Eve götürmeliyim” der gibiydi.

—“Özgür olmalı, kuşu bırakmalıyız” sözlerini, İsenbike’nin kuşu bırakıvermesi izledi.

Kuş uçtu tabutun bulunduğu yerin üstünde ki mescidin damına kondu. Gözyaşları içinde, her birimiz kendi içinde bir dolu mesaj yaşayarak etrafa bakınıyorduk. Bir güvercine, bir tabuta bir birimize bakıp bakıp ağlıyorduk. 
 
Doğa âşığı, doğa ile bağı olan, yaptığı hayvan taklitleriyle eşekleri yerlerde yuvarlandıran,  horozları çileden çıkaran, köpeklere müzik yaptırabilen bir candı Baybars. Evet, resim öğretmeniydi, ama o en çok izciliği sevdi. İzcilerde onu. Doğa onun her şeyiydi. 

Biz onu çok sevdik,

biz onu çok arıyoruz,

ve

biz onu şimdiden çok özledik.

Devamını Oku

Türkiye’de Kadın Olmak

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir kız çocuk din ve ahlak konusunda sembolleştirilerek büyür. Onu büyüten annede zeten baskıyla büyümüştür. En küçük hatayı bile yapmak istemez. Çünkü yaptığı hataların bedelini ağır öder..
Ne olur?
Sokağa atılabilir, dedikodulara maruz bırakılır, hakaret ve kötü muamele görür, dışlanır, suçlanır, özgürlükleri kısıtlanır, malı mülkü çocukları elinden alınır, örtünmek vb gibi bedensel anlamda sınırlamalar getirilir, dayak yer, istismar ve taciz edilir. Asla haklarını kullanamaz..
Eğer evliyse kocasının, bekârsa babasının ya da oğlan kardeşinin, dulsa konu komşu evdeki oğlunun verdiği özgürlük kadar özgürdür. Arkasında bir erkeğin olması şarttır.. Ki adeta dizginleri çekilerek yön verilen at gibi!..

***

Aslında erkekler kadınları korumaya çalışmaktadırlar.
Nelerden mi?
Erkeklerin hem cinslerinin dedikodusundan, o erkeğin kendisinin algılanış şeklinden, kendi iç fitnelerinden, bozulmuş ruh halinden ve önyargılarından..
Ayrıca; en aydın erkek bile oturduğu tahttan inmek istemez.
Nedir bu taht?
Cariye muamelesi gören, kız kardeş, eş, evlat vs… Bu kadınlar içinde biraz canını kurtarabilen bir tek anne vardır. Oda göbek bağıyla bağlıdır oğluna..Ancak bilinmeyen ne baskılar yaşar anneler.. Bu baskıları; anne içinde ateşlendirir, köz yapar ve söndürür.. Nihayetinde en yanlışında bile evladıdır. Anne evladına söz söyletmez.. Koca kötüdür, gelin kötüdür, erkek evlat başta taç!..
Niye?
Çünkü sosyal hayattaki güvence…

***

Bunlara maruz kalan genç kız ise, evlenmekle toplumsal kimliği, nüfus kimliği,cinsel kimliği, rol kimliği hızla değişen bir hal alır ..ve adeta bir kademe atlar. Yeni bir erkeğin güvencesi altına alınmıştır!..

***

Oysa kadın; çevresindeki insanlara, evine bakar, erkek gözetir..
Kadın yapar, erkek yönetir,
Kadın üretir, erkek tüketir..
Yine de kadın güçsüzdür,
Kadın değersizdir,
Kadın korunmaya muhtaçtır
Ekonomik özgürlüğünü kazansa da kazanmasa da!
Çünkü iyi bir kadın, kazanır harcamaz,
Üretir, tüketmez
Miras kalır, alamaz.
Dinin, yaratmanın, kültürün sembolü olan kadın,
Kendisi olamaz,
İstediğini yapama,
Yaparsa da yaşatılmaz!..

***

Peki kadın ne yapar?
İnadına yapar!
Çocuk yapar,
Kariyer yapar,
Makam yapar,
Ya da
Kendini tam ifade edemez,
Kendi değerini başkalarının kimliğinde arar,
Korkar,
Ürker, Çekinir,
Ve
Kendisine verilen haklardan asla haberdar olamaz.

Devamını Oku

Önyargı

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eğitim “kişide istendik davranış geliştirebilme yeteneğidir”. Öğrenmeyle farkı, öğrenen insan istenmeyen şeyleri de alır ve davranış haline getirir. Öyleyse eğitim neyi istediğini bilmektir. Ne yapmak istediğini de bilmektir. Eğitimin temel de iki amacı vardır. Birincisi bugüne yönelik hedefler, ikincisi yarına yönelik hedeflerdir. İkinci hedef daha da önemlidir. Ancak etkileri çok uzun yıllar sonra görülür. Okul Öncesi eğitimin hedefi biraz daha uzaklara doğru düşer. Bu dönemde alınan eğitimin yansımaları insanın tüm hayatının renklerini oluşturur.
Aslında çocuğun içinde gerçeği bulmaya yönelen bir hazine vardır. Ama biz bu özü bozabiliriz.
 Peki, bunu nasıl yaparız?
Eğitim adına..
Eğitim verenin temel özelliği, alan bilgisine sahip olmasıdır. Bir okul öncesi eğitimi öğretmeni, 3-6 yaş çocuğunun özelliklerini iyi bilmelidir, ayrıca eğitim bilgisine sahip olmalıdır ve tecrübelenmelidir… Gelişimin hızlı olduğu dönemler kritik dönemlerdir. Çünkü bu kritik dönemlerde çocuğun duyarlı olduğu alanlar vardır. Örneğin 4 yaş hayal gücünün gelişmeye başladığı fakat çocuğun bunu kontrol etmekte güçlük çektiği, hatta hayal gücündeki kontrolsüzlükleri dillendirdiği de bir dönemdir. Fakat çocuk bildiklerinin dışındaki bir şeyi de hayal edemez. Hayal gücü sayesinde fanteziler üretir, problemler yaratır ve bu problemlere çözüm yolları bulur. Ama aynı zamanda genellemelerde yapabilir. İşte tam da bu dönem çocukların önyargılar oluşturmaları için uygun bir zaman olabilmektedir.
Ön yargı nedir?
 Psikoloji; önyargıyı, her hangi bir özel bilgiye dayanmayan, kişisel davranışların bir öğesi ya da bir düşüncesi olarak görmektedir.
Ya da
“Önyargı bir kimsenin bir şeyi bildiğini kontrol etmeksizin kabul ettiği şeylerin tümüdür.” Diye ifade edilebilmektedir.(1)
 Bilgisi olmayan ya da bilgiyi doğru kullanamayan insanlar, önyargılarıyla hareket ederler. Biz bunlara “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar”, “İçinde büyütenler”, “ahkam kesenler”, “hariçten gazel okuyanlar” deriz.
 
 İyi bir şey midir?
 Elbetteki hayır.
.Neden?
Çünkü kaynağı gerçekler değildir. Kişinin kendi fikridir. Ancak bu fikirde sağlıklı temeller üzerine oturmamaktadır.
Örneğin;  Önyargılı insanlar için, bütün kaynanalar kötüdür. Bütün zenciler kötüdür(2). Yaramazlar kötüdür. Söz dinlemeyenler kötüdür….
 
Okul öncesi dönemde önyargılar nasıl oluşturulur?
 
1- Şekilsel benzerliklerden genellemeler yapmak,(Kız çocuklarına: bütün erkekler kötüdür.-Erkek çocuklarına: “bütün kızlar zavallıdır” diye düşündürmek ve Sonra birbirinin oyunda dahi elini tutmayan okul öncesi çocuklar gözlemlemek)
2- Derin korku yaratmak(öcü geliyor! Gibi)
3-Çocuğa anlatılan hikâyeler, masallar, efsaneler,(örneğin; bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devler, cücelerle dolu bilinmezlikleri düşündürmek) Bilinmeyen karşı köy hakkında çocukları korkutan hikâyeler anlatmak.
4- Kendi korkularımızı yansıtmak ve çocuğun model almasını sağlamak,(Fare görünce bağırmak ve çocuğunda artık fareden korkması)..
 5-Ödüller ve cezalar vermek…vs  vs..
ve daha bir sürü sebep çocuklarda önyargılar oluşturmaya neden olmaktadır. Zihinsel anlamda güçlü olmayan çocuğun bu durumlarla baş edememesine bütün hayatını engelleyecek bir genelleme yapmasına neden olmaktadır.
Okul Öncesi eğitimin amacı çocuğa engeller oluşturmak değil, çocuğun kendi kendisine öğrenmesine, tecrübeler edinmesine, kendisini anlamasına, çevreyi tanımasına, olayları algılayıp bir değer elde etmesine yardım etmek olmalıdır.
 
Peki, bunları yapmak ne ister?
Ustalık ister.
Ustalık nasıl kazanılır? Alanda kazanılır..
4-5-6 yaşındaki çocuklar alanda bilgisi olmayan insanların eline bırakılırsa o çocuklar ancak o öğretmenin deney gurubu olur. Hem de sonuçları bilinmeyecek bir deney gurubu olur.   
Peki, sonuç ne olur?
Öğretmen usta olur…
Özetle bu ülkede herkes okul öncesi eğitimi öğretmeni olur, Ama işte böyle olur..
Eğitim veren çok, eğitim almaya açık olan çok, fakat bu eğitimleri denetleyen yok..

 KAYNAKÇA
 
1-http://www.nuveforum.net/1731-genel-kultur-o-o/67948-onyargi-nedir/(2011)
2-http://www.harbiforum.org/felsefe-psikoloji-sosyoloji/19309-onyargi-nedir.html

Devamını Oku