DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 663298-12,08%
Ankara

HAFİF YAĞMUR

06 32

İMSAK'A KALAN SÜRE

Zihniyetinizden İstifa Ediyorum!

Zihniyetinizden İstifa Ediyorum!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

90’lı yılların muhalif yapısını ortaya koyan iddialı bir tiyatro oyunu vardı; “Medeniyetinizden İstifa Ediyorum” diye. Amma velâkin gitgide 80’li yılların o pek meşhur banka reklamına döndük, dönüştük: ‘Yok aslında birbirimizden farkımız; ama biz milliyetçi/ülkücü bankasıyız’.

İdeoloji bankalarının sermayesi insandır, sürekli onu harcarlar. Gerek 80 öncesinde (artı 60’ların sonlarında ve 90’ların başlarında iç hesaplaşmalar da antrparantez), gerek 99 sonrasında Ecevit’e ve 2016 sonrası Erdoğan’a yancılıkta ‘bozdur bozdur, harca’ sistemiyle oynadık. Bu sistemde taktik-maktik yoktu; bam-güm, kime denk gelirse.

Ne derler: “Haddini aşan her şey zıddına inkılâp eder.” Yani neyi aşırı eleştiriyorsan zamanla ona dönüşürsün. İslamcı cenahın ‘Yahudi, Yahudi’ demekten dilinde tüy bitti. Ve Yahudileşti, klanlaştı, ticarîleşti. Sol cenah ‘burjuvazi, burjuvazi’ diyerekten epey bir burjuvalaştı; kapitalist seçkinleşme yolunda. Bizim sarkık bıyıklı ve kurt parmacıklı cenah ise “kahrolsun PKK” ve “bölücü hainler” diye diye ağız alıştırdıkça hem kendi insanına ‘hain’ yakıştırmasına hem de terörize faaliyet sayılan darp, gasp, şantaj, tehdit vb illegal eylemlere yol buldu. Dahası kitle anormalleştikçe normali de anormal görmeye konuşlandı.

Sebep ne? Fıtrat. Vahiy öncesi (devr-i Sapiens) güdülerle yaşama arzusu. Sürüyle hareket ederek beslenme ve barınma şartlarının bir tık daha iyi olmasını umma. İdeale dönüşmeyen ideolojileri de bu meyanda avcı-toplayıcı kültürle algılama. Bu kadarını bile anlamayanlar için ‘Beklentim var’ diye bir fıkra var; arama motoruna yazın da bakın, mis gibi özetlenmiş.

28 Şubat Süreci’nde Nizam-ı Âlem Ocakları başkanlığı yapmıştım; bol eylemli ve bedelli- sürgünlüydü. Şimdilerde bu ismi kullananlarla hiç bir ilgim yok ama o dönemki ruhla yaşayanlarla hâlâ beraberiz. 2000’de o ismin Alperen Ocakları’na dönüşmesinde yer alan ve akabinde bölge başkanı olarak mı desem, oğluna o ismi vererek mi desem alplik-erenlik sentezinin kamusallaşması için çabalayan biri olarak bugün bir bağın var mı; yok. Niye yok?

Mânâ ve muhteva yoksa isme tapınacak değiliz. Bir zamanlar kendi ellerimizle çizdiğimiz amblemler fetiş (tapıngaç) malzemesi değildir, ben de totemist değilim. Aynı şekilde 4688 sayılı kanunla birlikte şube kurucusu olduğum ve 10 yıl kadar şube başkanlığını yaptığım Sendikadan da istifa ediyorum. Hak arama ve meslekî dayanışma örgütü olan Türk Eğitim Sen’in kendi tüzüğüne ihanet eden işlere imza atmaktadır; siyasete ve menfaatperestliğe rampa olarak. Türkiye genelinde şube şube yapılan uygulamalar insan iradesine, özgürlüğüne ve anayasal haklara bir 15 Temmuz kalkışmasıdır. O kadar arsızız ki Cemil Meriç’in ifadesiyle ‘Düşünceye kuduz köpek muamelesi’ yapanlar 24 Kasım otomatiğinde Atatürk’ün “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” mottosunu fiks menü yapanlardır aynı zamanda.

Sadece Kocaeli 1 Şubesi özelinde yaşadıklarımız bile yaşamayı anlamsızlaştıracak ve insanî değerleri iğfal edecek derecede ağırdı. Domuz eti asla yemeyiz ama her haltı âfiyetle yeriz. Bazen bir koltuk, bazen de kıytırık bir beklenti için insan alıp satarız. Menfaat ekonomisi böyle yürür serbest piyasada; sonra da döviz niye patlıyor, Türk parası niye değer kaybediyor?

Türk insanı değer kaybediyor da ondan olmasın?! Hatta mensubu bulunmaktan övünç duyduğumuz milletimiz acaba bilerek-bilmeyerek kendi değerlerini mi yiyor, millet olma düğmelerini mi koparıp koparıp karşılığında işportacıdan mandal bekliyor?

“Yalanla yaşarken gerçek dünyada” yazımızda yalanla-dolan, iftiradan mürekkep toplumsal mutabakatımızdan bahsetmiştik birkaç yıl önce. Ve çok daha öncedir nerdeyse her konuşmada ve her yazıda alıntıladığımız bir İsra 84 gerçeği var: “Herkes kendi karakterine göre davranır. Kimin en isabetli olduğunu Rabbiniz bilicidir.”

Devamını Oku

Müslümcünün Çilesi

Müslümcünün Çilesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Galip Erdem’in “Ülkücünün Çilesi” bakışı ve kitabı ‘ülkü’yü idealizm ve adanmışlık mânâsında anlayanlar arasında meşhurdu. Rahmetli derdi ki; “İç Türklere rağmen milliyetçi, dış Türklere rağmen Turancı, Müslümanlara rağmen Müslüman olabilen insan, ülkücüdür.”

Bir soğan cücüğünde hasbelkader konumlanmayı ‘ülkücülük’ zannedenlere 15 yıldır ‘gönüllü kerizlik’in neye tekabül ettiğini yaza-çize anlatmaya çalışıyoruz. Şimdengerü Müslümcü de diyebiliriz.

Gayrı sözü ‘Galip Abi’ye bırakalım:

“Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı şairin söylediği gibi: «Akl-ı şuur»ları vardır; güzel severler, «bade» içerler ve nihayet göçüp giderler.

Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimî bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile..

Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa başları belâya girer; gene de sinmezler. Bu halleri «kalabalık»a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de yılmamak.

Ülkücü, dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki nasibi olsun. Bir lokma bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz.

Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde «zevksiz» bir adamdır. Küçümserler onu; hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki inandığına dokunulmasın!

Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumağa teşvik etmekte..
Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, ona karşı hiç kimse «aferin» demez. Üstelik «böyle olacağı zaten belli idi» buyrulur.

Ülkücünün ülküsü ile münasebeti; hakikî bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez; incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştanbaşa hassasiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükâfat istemez; bir garip kişidir. Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkârdır.

Gerçek âşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegâne süsüdür.

Ülkücünün en çok dinlediği «nasihat»dır. «Yapma» derler, «hayatını heba etme» derler, «gününü gün et» derler. O kadar çok şey söylerler ki hiç bitmez. O hepsini dinler ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.

Ülkücülerin en amansız düşmanları «eyyamperest»lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da ülkücüyü hep ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da «eyyamperest»lerdir.

Gün gelir, ecel hükmünü icra eder; ülkücü dünyasını değiştirir. Kalabalık ona acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca «kalabalık»a acımıştır.”

Ülkücü Hareket kendi içinden engellendi ve asıl Müslümcü Hareket engellenemeyecek!

Devamını Oku

Kimlik Kalpazanlığı Üzerine

Kimlik Kalpazanlığı Üzerine
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de kimlik sosyolojik değil psikosomatik algıdır. En çok da siyasi partiler, spor kulüpleri, şehir ve semt aidiyetleri ile sülâle birlikleri üzerinden gider. Millet, ümmet ve insanlık gibi geniş plakalar ise ancak diş dolgusu kadar iş görürler. Fakat geniş kesimler için kamuflaj en çok da bu alandan tedarik edilir.

Kendini kıymetsiz bilen bir kısım, terapi vaziyetinde toplanarak din gibi mühim bir değer üzerinden kıymetlenme yoluna gittiler. Aynen halı sahalarda formanın üstüne giyilen yeşil yelekler gibiydi, giyen başka bir dünyaya ışınlanıyordu.

Zamanla yelekle tanımlamanın yüksek getirisi alttaki kıyafetten karaktere kadar birçok şeyi unutturdu. Yeşili bir kimlik yapıp hem ticarete hem siyasete soktular; her iki alanda kârlar maksimum düzeyde idi. Ve dinin değeri altı üstü bir renkten ibaret zannedildi.

Başka bir halı sahada başka bir yelek modeli üzerinden başka bir takım oluşmadaydı. Milliyet, sarı olsun. Onu giymekle saygınlık kazandığını düşünen sıradan insanların grup terapisi o kadar etkiliydi ki yelekten önceki zamanları zihinlerde adeta sıfırlanmıştı.

Bir başka yerde, bir başka yelek: pembe. Sosyallik ve toplumsallık kavramları artık bir halı saha takımının maskotuydu, renk ayrımıydı. Klasik bir tribün sloganı ve ‘çak’ yapmaktan öte bir anlamı yoktu. Veya ötekilerin berisinde olmaktan başka bir tanımlaması.

Necisin? İslamcıyım, Müslümanım. Barışın ve esenliğin temsilcisi misin? Hayır! Doğru ve güvenilir misin? Nein! Elinden – dilinden çevrendekiler zarar görür mü? He! Zulme ve haksızlığa karşı duruşun ne? Hiç! Çıkarına düşkünlüğün ve menfaatperestliğin nasıl? Âlâ! Bir yeleğe gizlenip defolarını deri gibi dökmektesin hâlâ.

Necisin? Milliyetçiyim, ülkücüyüm. Milletinin ihtiyaç sahipleriyle aran nasıl? Yok! Türk insanıyla problem yaşadın mı? Çok! Ülkün ne? Yükselmek. Nereye? Tepeye! Hangi tepeye? Everest! Milletinin diğer fertlerine ne dersin? Rest! Bir türkü daha? Ha a..

Necisin? Sosyalim, demokratım. Ne zaman? Seçim zamanı. Ne kadar? İncir çekirdeği. Bak; garibanlar, ezilenler? Güneş gözlüğümden gözükmüyor. Cehalete karşı savaş? Ben söverim arkadaş! Rahatladın mı? Hı hı.. Hereke’nin hoşafı!

Necisin? Liberal. Özgürlükle aran nasıl? Tanışmıyoruz. Toplumsal akıl? Konuşmuyoruz. Para-pul? Allahallahallah…

Necisin? Atatürkçü. Atatürk milleti nasıl harekete geçirdi? Rozet takarak. Kurtuluş Savaşı’nı nasıl kazandı? Mum yakarak. Ya sonrası? Estarabim, estarabim; sağdan – soldan estarabim!.

Çözümçözümleme: İdeolojiler kılıf, partiler geçimlik, vaziyetler de kimlik olmuş. Değerler, kavramlar araç; erimler, varımlar amaç kılınmış. Teşkilatlar, organizasyonlar atış mevzisi; makamlar, rütbeler savaş mermisi.

Milletin için ürettiğin kadar milletseversin. Müslümanlık demeden Müslümanlık yapmak.. Ahlâkın kadar Müslümansın, faydalı işlerin kadar mü’min. Solculuk oynamadan sosyalistlik yapmak.. Sosyal adalet için varsan yok değilsin.

Senden etrafa özgürlük esintileri yayılıyorsa liberal, Atatürkvari bir azim ve kararlılık içindeysen Atatürkçü, insanlık için yaşıyor ve yaşatabiliyorsan hümanist, paylaşabiliyorsan zengin, kendinle hesaplaşabiliyorsan cesur, alttan alabiliyorsan yüksek, yaratılanlarla barışıksan meşhur, dost biriktirmişsen kazançlı sayılırsın.

İdeolojiler hakikatte vardı fakat belki de Türkiye’de hiç olmadı. Son yıllarda yaşadıklarımız tam bir turnusol kâğıdı. Bu saatten sonra kafalarımızı resetleyerek ilke demekten, etik demekten, hukukun üstünlüğü demekten, demokratik kazanımlar demekten, hak ve özgürlükler demekten, gelir dağılımda eşitlik demeden, herkes için onurlu bir hayat standardı demekten ve farklılıklarımızı zenginlik bilip farklı fikirlerle sinerji üretmekten başka bir çıkışımız gözükmüyor.

 

(NOT: İşbu yazı Kimlik Dezenformasyonu ve Toplumun Yeniden Yapılanması – I başlığıyla Nisan 2017’de yayınlanmıştı.)

Devamını Oku

Kocaeli: Muhalefeti Olmayan Şehir

Kocaeli: Muhalefeti Olmayan Şehir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

20 yıl önce bizim Âhenk Dergisi için “İzmit: Seveni Olmayan Şehir” yazısını yazmış ve İzmit’ten nemalanan, İzmit’te hane olan, İzmit’in imkânlarıyla ekmeklenen; ticarette ve siyasette bir yerlere gelebilen hatta cenazesi bile İzmit civarındaki mezarlıklara gömülenlerin yarım asır – bir asır önce geldikleri diyarlara tüm sevgilerini ilettiklerinden İzmit’in sevgi bakımından öksüz kaldığını betimlemeye çalışmıştık; başta benim Rize Güneysu kökenli dayıspor olmak üzere…

Başiskele ve Kartepe, İzmit’in nüfus-u muhesebâtından düştüğünden beri yeni ilçeler de bahtsız bedevî; varsa yoksa Trabzon, Rize, Artvin yahut etnisite veya göçülke. Siz onu Kocaeli geneline şâmil edin, durum aynı. 2 milyonluk şu Koca İlin kadr u kıymeti 80 binlik Bayburt kadar bilinmiyor. Doğal güzelliklerini, iklim özelliklerini, baraj-deniz-göl-yayla hususiyetlerini saymıyorum bile… Sanayi de neymiş de get!

Halife’ sözcüğü ile ‘muhalefet’ sözcüğü aynı kökten geliyor. Halife: ardıl temsilci, sorumlu idareci. Hilâfet: yönetişim, tarz-ı idare. Muhalefet: yönetsel karşıt, idarî takibât. Ne diyor Sad 26’da Allah: “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife / sorumlu olarak görevlendirdik. İnsanlar arasında adaletle hükmet. Keyfi davranma!” Demek ki sorumluluğunu yerine getir(e)meyene, adaletten ayrılanlara, heva ve heveslerine râm olanlara muhalefet şart. Yoksa insanın yeryüzü sorumluluğu / halifeliği ne anlam ifade eder?

Doç. Ömer Aslan “Halîfe Sözcüğü Bağlamında Kur’ân’da Hilâfet – Muhâlefet Münasebeti” makalesinde (KSÜ İlahiyat Fak. Der. 29/2017) Âdem ile Havva’nın Bakara 35’deki ‘Ağaca (şecere) yaklaşmayın’ emrine muhalefet etmesini, bir insan olarak halifenin hem hilâfet hem de muhalefet edebilecek bir yapıya sahip olduğu tespitiyle açıklamaktadır. Gel gör ki zamanımızda ne hilâfet eden var ne de muhalefet eden…

Korona kapanmalarında yatan belediyelerimizin tam açılımlı dönemlerde İzmit, Başiskele, Körfez, Gebze ve sair ilçelerde yolları mıncıklayıp mıncıklayıp bırakmasını; boş-beleş işleri halkımızın sükût ikrarından cesaret alarak gerçekleştirmesini, şehir merkezlerinde hatta okul önlerinde ay’ın yeryüzü şekillerinin hükümferma olmasını Hz. Âdem öncesi güdülere mi bağlasak?

Siyasî partilerin il ve ilçe örgütleri iktidar sırası beklemekten başka ne yapar Allah aşkına? Kapının önünü süpürmek olan biten olumsuzlukları halının altına mı üfürmek? Onlarca sendika, onlarca oda var; kaç tanesi hilâfeten muhalif yani sorumluluğu olanlara karşı takipçi? Yüzlerce STK; dernek-ocak-vakıf var ama türküleri tek: ‘Ezberim biçim biçim / Ölürem ezber için.

Güzel kafa! Ya Mehdi gelir kurtarır ya Atatürk’ün ruhaniyeti; ya 2023’ün ilk saat tik-taklarıyla uçuşa geçeriz yahut sayın genel başkan başa geçince memleketi uçurur. ‘Uçun kuşlar uçun’, uçmuyorsa siz uçurun. Olmadı dışarıdan adam gönderirler, bizi adam etmek için. Bakarız sıcak para durumuna; sonra “Amerika’nın adamı”, “Avrupa’nın madamı” deriz.

Muhalefet özgürlüğü anayasal güvence altında olan basın bile tek tip torna atölyesi pozisyonundaysa ört ki ölem. Görece en kötüsü belki de en cafcaflısı hakkı, hakikati haykıranların tek kalmasıdır. Ki bu teklik yek başına torna tekelini dengeler. Zira farklılıklar kutsal, karşıtlıklar varoluşsaldır. Ve hakikat arayışıdır insanın vahiy sonrası yaşamı…

Siz siz olun, bu aykırı seslerin farz-ı kifâye olarak kesilmemesini sağlayın; yoksa yeryüzünün ırmakları kurur, sular çekilir ve siz de kurursunuz yaprak yaprak lâkin hesaptan kurtaramazsınız. Kocaeli’nin muhalif seslerine sahip çıkın. Göreceksiniz ki siteminizle birlikte şehrinize sevginiz artacak. Hey sen; vicdanını rahat bırak!

Devamını Oku

Yedi Kocalı Devlet

Yedi Kocalı Devlet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Keline kelebek konsa

Kovsun devletin işi ne!           

Kılına rüzgâr dokunsa                                

Ovsun devletin işi ne!                      

        

Davardan koyun kaçası

Devlete düşer tasası                                           

Hortumlanmışsa kasası  

Yığsın devletin işi ne!                                              

Atla karışmış it izi

Devlet ayıklasın bizi

Kızını dövmeyen dizi

Dövsün devletin işi ne!                                        

Elemanın biti azmış

Devlete reçete yazmış

Keçi meçi aramazmış

Sağsın devletin işi ne!

Düz vatandaşın yerine

Devletim inmiş derine

Kötüyse de kaderine

Sövsün devletin işi ne!

 Devletimin malı deniz                      

Domuzcuklar da pek semiz              

Zor oluyorsa yemeniz

Eğsin devletin işi ne!

Devlet devlet dedikleri 

Yetim malı yedikleri

Bütün bu i..nelikleri

Sevsin devletin işi ne!

 

(Mart 2004 – Yuvacık Serdar Mah.)

Devamını Oku