DOLAR 12,48580.31%
EURO 14,0793-0.1%
STERLIN 16,64480.11%
ALTIN 713,130,03
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7120745,91%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Ekonomik savrulma iktidarı da savuruyor!

Ekonomik savrulma iktidarı da savuruyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplum psikolojisini yönetebilmek siyasette sonuç almanın en önemli unsurudur. İktidarın elindeki gücü adil, eşit, ahlaki ve insani kullanıp kullanmadığına ilişkin algı toplum psikolojisini doğrudan etkiler. Kibirli, tepeden inmeci, küçümseyici ve aşağılayıcı söylemler de toplumda “bu kadar da olmaz be kardeşim” duygusunu besler.

Ekonominin rayında gittiği, işsizliğin sorun olmaktan çıktığı, dar ve sabit gelir sahiplerinin geçiminin sürdürülebilir olduğu durumlarda iktidarların rakip siyasi partilere yönelik tavırları fazla tepki toplamaz.

Doların adeta uçtuğu, enflasyonun zirveye vurduğu, fiyatların günübirlik arttığı, işsizliğin önlenemez olduğu durumlarda toplumsal algı iktidarın her eylemini sorgulamaya başlar.

Vatandaş bir siyasetçinin aldığı on bin doların, Merkez Bankasından sırra kadem basan 128 Milyar doların, Merkez Bankasının yedek akçelerini kullanmaya karar veren iradenin, Rezza Zerrap’ın dağıttığı delilli ispatlı milyon dolarların ve kol saatinin hesabını vermeyen iktidara karşı daha sorgulayıcı olur.

Ekonominin sürdürülebilir olduğu dönemlerde yolsuzluk iddialarının seçimlerde “sinek ısırığı kadar etkisi olmazken” kaos/kriz ve belirsizlik dönemlerinde yaşanan haksızlıkların kobra ısırığı kadar etkisi olur.

Vatandaşların büyük bir çoğunluğu çektiği geçim sıkıntısının nedeni olarak haklı olarak iktidarın karar vericilerini görmektedir.

Rakiplerini küçümseyici (Bay Kemal), (HDP hariç) büyük kitleleri temsil eden partileri toptan terörle bağlantılı (Fetöcü) gösterici, saldırıya uğrayan rakip siyasi partilere size yönelik saldırılar az bile anlamına gelen (Rize birinci, daha neler olacak neler) söylemleri yüksek sesle seslendiricilik halk nezdinde mağduriyet oluşturan tavırlardır.

On sekiz yıldır tek başına iktidarda olan AK Parti’nin ülkede olumsuz olan her gelişmenin arkasına ya dış güçler ve üst akılı ya da muhalefeti göstermesi de toplumda hem gına getirmiş hem de inandırıcı olmaktan çoktan çıkmıştır.

“Yetkiyi verin. Enflasyonla da faizle de nasıl mücadele edileceğini” göstereceğini söyleyen iktidar her iki konuda da millete fiyasko yaşatmıştır. Doların, altının başını alıp gittiği günlük zamların hayatın rutini halini aldığı yerde AK Partinin lideri “ekonominin kitabını yazdık” diyebiliyor.

Dahası bu ülkenin MB her faiz indiriminde lira değer kaybetti, Cumhurbaşkanı faiz ve MB ile ilgili olarak her konuştuğunda da dolar rekor kırdı. Bütün bunlar yaşanırken “ekonomide kurtuluş savaşı veriyoruz” diyen Erdoğan’ın dolar rekordan rekora savrulurken sessiz kalması liranın daha da değer kaybetmesine neden olmuştur. Bu yüzden Erdoğan her faiz ile enflasyon denklemini kurduğunda milletin yüreği ağzına gelmektedir. Devletin tepesinde oturanlar piyasalar savrulurken adeta tribünlerden olanı biteni seyretmişlerdir.

Merkez Bankası piyasalar alt üst olurken şu açıklamayı yapmıştır: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uygulanmakta olan dalgalı kur rejimi altında kur seviyesine ilişkin bir taahhüdü yoktur. Döviz kurları, serbest piyasa dinamiklerince arz ve talep koşullarınca belirlenmektedir. Merkez Bankası belli koşullar altında kalıcı yön amacı taşımadan sadece aşırı oynaklığa müdahale edebilmektedir.” Bu açıklama üzerine dolar yeni rekorlara imza atmıştır. Aynı açıklamada MB’nin “kurlardaki aşırı oynaklığa müdahalenin” görevi olduğunu da söylüyor. Demek ki MB’ye göre doların dokuz liradan on iki liraya savrulması aşırı oynaklık değilmiş.

Ekonomi kavrulurken iktidar sahipleri milletle dalga geçer gibi olanı bitenin sineye çekilmesinin, metanet ve sabır ile karşılanmasının gereğinden söz ediyor. Bu ülkede iktidar partisinin bir milletvekili vatandaşa çözüm olarak “2 kilo et yerine yarım kilo al, 2 kilo domates yerine 2 tane al!” diyebiliyor.

Ekonomik savrulma iktidarları savuşturan en önemli unsurdur. AK Parti iktidarı ekonomik çöküntünün altında kalmıştır. Bunun hala farkında olmamaları ilginçtir.

Devamını Oku

Hasta ekonomi hasta toplum yaratıyor!

Hasta ekonomi hasta toplum yaratıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Doların durdurulamayan yükselişi, zamlar, hayat pahalılığı, genç işsizler ve adaletsizlik toplumun ekonomik dengesinin ne denli bozuk olduğunu göstermektedir.

Ekonomideki kötüye gidişin yanında uyuşturucu kullanım oranındaki artış da sosyal dengenin bozukluğunu göstermektedir. Yakalanan uyuşturucu miktarı tonlarla ifade edilir hale gelmiştir. Bunun bir de yakalanmayanının olduğunu düşünürseniz durumun ne hale geldiği anlaşılır. Uyuşturucu kullanma yaşının 13’e kadar indiği medyaya yansımış durumdadır.

Bozuk ekonomi hasta toplum o da psikolojisi alt üst olmuş insanlar yaratıyor. Son zamanlarda meydana gelen akıl, mantık, şuur yoksunu olaylar işte bu şartların ürünüdür. Meydana gelen olaylar toplum sağlığı yönünden ülkede alarm zillerinin çaldığını göstermektedir. Bu akıl, mantık ve şuur yoksunu olgulardan birkaçı şöyledir.

Eşine beş yerinden vuran adam!

İnsan sıfatını taşıyan birisi boşanmak isteyen karısının elinden tutarak evire çevire ona beş el ateş eder. Kadın kanlar içinde odanın içine yığılır ve vücudundan boşanan kanıyla duvara şunları yazar: “Annem, babam hakkınızı helal edin, üzülmeyin. Beni kocam vurdu”.

Sanık mahkemede şu ifadeyi verir: “Eşimi yaralamak bile istemedim. Ben mağdurum, bu bir aptallıktı. Bana vereceğiniz ceza eşimi de yaralayacaktır”.

Bu adam beş kurşunla öldüremediği eşine hapishaneden mektup yazar ve onu şunu söyler: “Aklımdan bir saniye çıkmıyorsun. Kantinde fıstıklı çikolata var, ben almıyorum. İkram ediyorlar yemiyorum. Sen seviyordun diye.”

Hayatını beş kurşunla elinden almaya çalıştığı bir insana “sensiz çikolata bile yemiyorum”
gibi deli saçması sözler edilebiliyor.

Eşine beş kez ateş edip “eşimi yaralamak bile istemedim” diyen insanlar çıkabiliyor. Daha vahim olanı da bu adamın söylediklerine inanacakların olduğunu düşünmesidir.

“Çay Soğuk” deyince öldüren adam!

Sipariş ettiği çayın soğuk geldiğini söyleyen şahıs kendisine çay getiren şahıs tarafından öldürülüyor. Katil ifadesinde “Parmağım tetikteydi ve bir an elim titredi. Tabanca da aniden ateş aldı” diyerek kendini savunuyor.

Sanıklar anlamsız, nedensiz ve gerekçesiz olarak işledikleri cinayetleri psikolojik sorunlarına, ortama ve şartlara bağlarken inanılmaz akli gerekçeler üretiyorlar. Başkalarına zarar vermek noktasında psikolojik sorunlu görünenler kendilerini alacakları cezadan kurtarmak için en akılcı savunmayı yapabiliyorlar.

Esrarengizlik adına evini yakam adam!

Kastamonu’da Dadaylı ailesinin yaşadığı evde on altı gün içinde üst üste 17 kez yangın çıkıyor. Yapılan araştırma sonucunda, yangınların evde yaşayan Dadaylı ailesinin bir üyesi tarafından esrarengiz bir durum oluşturmak amacıyla çıkarıldığı tespit ediliyor.

Atalar tam da bu tür durumlar için “hırsız evin içindeyse kilit bir işe yaramaz” der. İşin bir yanında bu durum varken diğer yanında da kendi evine kendi saplantıları yüzünden zarar vermek vardır.

Köpeğe kumpas kuran adam!

Boji adı verilen şirin bir köpeğin toplu taşıma araçlarında seyahat ederken görüntüleri medyaya düşmüştü. Televizyonlara yansıyan hayvanlara kötü muamelelerin yanında Boji’nin bu görüntüleri insanların içini ısıtmıştı.

Geçenlerde Boji adlı köpeğin tramvaya kaka yaptığına yönelik görüntüler medyaya servis edildi. Dahası bir koltuğun üzerinde köpeğin dışkı görüntüleri vardı. Bu görüntüler medyaya “İBB’nin kadrolu köpeği tramvaya pisledi” şeklinde servis edildi.

Yapılan araştırma sonucu hayvan dışkısını tramvaya bir yolcunun bıraktığı görüntülerle kanıtlandı.

Generale, genelkurmay başkanına, siyasi partilere ve onun mensuplarına Silivri’de kurulan kumpaslar anlaşılır da “Boji” adlı sevimli bir köpeğe kim, niçin, nasıl kumpas kurulur? İnsan olanın bunu anlaması çok zor.

Anlamsız, nedensiz, merhametsiz ve şuursuz olgulardaki artışlar insani değerlerdeki çöküşün sonucudur. Hasta ekonomi hasta toplum yaratıyor

Devamını Oku

Ekonomi, helalleşme ve siyaset sorunu!

Ekonomi, helalleşme ve siyaset sorunu!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Liderler son günlerde siyasi tarihe damga vuracak söylemlerde bulunuyor.  Bu söylemlerden ilki Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. O, “Ekonominin kitabını yazdık, yazmaya devam ediyoruz” dedi.

Dolar ve altının rekor üstüne rekor kırdığı, zamların aralıksız devam ettiği, hayat pahalılığının zirveye vurduğu, halkın geçim sıkıntısından canhıraş bir şekilde şikâyet ettiği bir zamanda onun “Ekonominin kitabını yazmak” iddiası büyük bir cürettir. Allah muhafaza bir de doları on bir liraya taşıyanlar ekonominin kitabını yazılmamış olsaydı ahalinin durumu nice olurdu? Diye insan sormadan edemiyor.

Cumhur İttifakının diğer lideri Devlet Bahçeli, “Şunu herkes bilmelidir ki hükümet değilsek de hükümete bakan vermemiş olsak da Cumhur İttifakı’nın sevabına da günahına da ortağız, anca beraberiz kanca beraber olacağız.”

Böylece dünyada bir ilk olarak hükümette ortak olmadan, icraat içinde bulunmadan, hükümette bakanı yokken hükümetin yaptıklarından kendini sorumlu tutan bir anlayış siyaset literatürüne dahil olmuş oldu. Siyasette bu yeni durumun adı; siz yapacaksınız biz sorumlu olacağız, siz sevap işleyeceksiniz biz cennete gideceğiz anlayışıdır. Hayırlar olsun, hayır getirsin!

Millet İttifakından da Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeminde bu hafta “Helalleşme” kavramı vardı. O da “28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz, Roboski’yle helalleşeceğiz. Sivas, Maraş mağdurlarıyla, Diyarbakır hapishanesi mahkûmlarıyla helalleşeceğiz. Varlık vergileri altında inim inim inleyen azınlıklarla, Romanlarla, 6-7 Eylül mağdurlarıyla helalleşeceğiz. Ali İsmail Korkmaz’ın ailesiyle, Soma’yla helalleşeceğiz. Darbeciler tarafından bir sağdan bir soldan gençlerimiz asıldı; onlarla helalleşeceğiz. Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz” dedi.

Bu önü açık ve her yana çekilebilecek “helalleşme” söylemi de sonuç itibarıyla maliyetini daha önce bütün Türkiye’nin ödediği ve AK Parti tarafından yürürlüğe konulan “demokratik açılım”, “Roman Açılımı” vb. bu defa CHP tarafından düşünüldüğü kaygısını oluşturmuştur. Yeni bir şey söyleyebilmek için tehlikeli, tartışmalı, ihtilaflı dahası kabuk bağlamış vakaların yeniden kaşınması çözüm değil yeni nefretler üretecektir.

Sözgelimi Kılıçdaroğlu’nun helalleşmeyi düşündüğü Roboski/Azınlık/Roman gibi hepsi birbirinden sorunlu olanlar bir yana yalnızca şu “Ahmet Kaya ile helalleşme” arzusunun ne denli sorunlu olduğu de bir gerçektir!

Ahmed Kaya Türkiye’den kaçtığında kendisine yanında ne getirdiği sorusu sorulduğunda “Arabam şerefsizlerin ülkesinde kaldı”. Paris’te konser verdiği binanın kapısına “Türkler ve köpekler giremez” diye yazdırdığı, Berlin ve Münih’teki konserlerini bebek katili Öcalan’ın posterlerinin altında yaptığı biliniyor.  Bu durumda kim, kiminle, ne adına ve nasıl bir helalleşme yapabilir ki?

Helalleşmenin gelecek dururken geçmişe takılıp kalmak anlamına da geldiği de bir gerçekliktir. Geçmişte yaşanan olayları siyasi çıkar için tek yanlı olarak yargılayanlar, hep kendi gerçekliklerinden kopmuş olanlar olmuştur. Tarihi yargılayanları millet eninde sonunda tarihe iade etmiştir.

Diğer yandan bırakın geçmişte yaşanan ve her biri diğerinden sorunlu olan konularda helalleşmeyi; Türkiye siyasetinde liderler, birbirlerini ziyaret etmeyi, bir masa etrafında toplanarak ülke sorunlarını tartışmak için bir araya gelmeyi, birbirlerini aşağılamayan bir üslupla hitap etmeyi, cenaze namazlarında dahi birbirlerinin ellerini sıkmayı henüz becerebilmiş değildir.

Söz gelimi geçen hafta Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, AK Parti genel başkanı Tayip Erdoğan’ı ziyaret etmiş ve ziyaret sonrası da bir açıklama yapmıştı. Erdoğan’ın Karamollaoğlu’nun 50+1 dışındaki bütün açıklamalarının yalan olduğunu bu yüzden ona yapmayı tasarladığı ziyaretin iptal edildiği daha yeni açıklandı.

Siyaset yeni sorun alanları yaratma sanatı değildir. Aksine halk geçim, gençler istihdam, çiftçi üretim, işveren yatırım sorunlarının çözümünü bekliyor. Siyasetçiler birbirlerine değil toplumun sorunlarına yoğunlaşmalıdır.

Devamını Oku

Sosyali siyasete feda etmek!

Sosyali siyasete feda etmek!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son bir ay içinde meydana gelen cinayetler toplumsal yapının özellikle de aile yapısının çok ciddi bir sarsıntı geçirdiğini göstermektedir. Eş, ana/baba, evlat demeden, nedenli ya da nedensiz işlenen cinayetler toplumsal gerilimin ulaştığı son aşamayı göstermektedir.

Bir buçuk yaşındaki çocuğuna yumruk atıp öldürmek, eşini boğup çocukları için “kuzularıma kıyamadım” demek, eşinden boşanıp sonra da katletmek, karısını taksiyle ezmek sonra da tekmeleyerek öldürmek cinnetle açıklanamayacak kadar vahşicedir.

Bütün bunlara ek olarak Türkiye’nin yüreğine oturan iki vahşi ve anlamsız cinayet ise şöyledir: İlginç olduğu kadar da düşündürücü olan bu cinayetlerin özeti şudur:

Mimar Başak Cengiz gencecik nişanlı bir kızdır. İşine giderken hiç tanımadığı ilkel bir cani elindeki samuray kılıcı ile onu katlediliyor. Katil cinayetle ilgili olarak şunu söylüyor: “Evden çıkarken birini öldürmeyi planlamıştım. Bir erkeğe saldırsaydım bana karşı koyabilirdi. Bu sebeple bir kadın öldürmeye karar verdim.”

Samuray kılıçlı caninin söyledikleriyle bir süre önce Ceren Özdemir’i katleden caninin söyledikleri birebir örtüşüyor. O da ‘bayan ve genç erkekleri öldürmeyi planlıyordum. Zayıf oldukları için daha kolay öldürebileceğimi düşünüyordum’ demişti.

Caniler insan öldürme gibi bir tutku edinmişler. Her ikisi de öldürme tutkularını tatmin etmek için kendisinden güçsüz olanı arıyor ve risk almayacak kadar akıllı davranıyorlar. Muhtemel düşünce olarak da bütün manyakların yaptığı gibi güçsüzün yaşama hakkı olmadığını, güçsüzlere merhamet etmemek gerektiğini ve bu anlamda merhametin zayıflık alameti olduğuna inanıyorlar.

Anlaşılan o ki güçsüzlük katil davet ediyor. Bütün bunlar orta yerdeyken zayıfı güçlendirerek saldırgandan korumak gibi bir konu kimsenin aklına bile gelmiyor.

Gaddar ve vahşi cinayetlerin sürekliliği ve işlenmesindeki sınır tanımazlığı görüldüğünde bu olguların ciddi araştırmalara konu olması gerektiği açıktır. Aile içi vahşi cinayetlerin de Türkiye’de aile ilişkilerinin ne denli sorunlu ve kırılgan olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Dünün şefkatli eşi, koruyucu aile babası bugün bir anda insanlığın karşısına vahşi ve acımasız bir katil olarak çıkabiliyor. Yaşananlar hala “ya benim ya kara toprağın” algısının toplumda ne denli güçlü olduğu gösteriyor.

Bu cinayetlerin nedeni olarak yabancılaşma ya da insanlıktan uzaklaşmayla uyuşturucu kullanımı, kişilik uyumsuzluğu, geçim sıkıntısı, ahlaki çöküş, pandemi döneminin meydana getirdiği kısıtlama ve yaşama ilişkin duyulan kaygılar gibi onlarca nedeni saymak mümkündür.

Diğer yandan yukarıda bahsedilen vakalar yalnızca aile içi cinayetlerle ilgili olanlardır. Toplum yönünden işin bir de tecavüz, intihar, kadına yönelik şiddet ve boşanma konusundaki anormal artışla ilgili yanları vardır. Kadına uygulanan zalim şiddet, hayvanlara uygulanan işkence, evlenmelerdeki azalış, sosyal yozlaşma, cinayetler, intiharlar, tacizler, yolsuzluklar gemiyi azıya almış durumdadır.

Meydana gelen olguların hepsi bir arada düşünülürse yalnız aile sağlığı değil toplum sağlığının da ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu görülür.

Bu cinayetler yaşanırken siyaset, “baş sağlığı” mesajı ya da canilerin hak ettikleri en ağır cezaya çarptırılacağına yönelik temennilerle konuyu geçiştiriyor.

Bu kadar kadına şiddet, zalim, vahşi katliamlar bir küfür kadar medyada yer kaplamıyor, televizyonlarda tartışma konusu olmuyor, Üniversitelerde bu vahim gelişmelerin toplum sağlığı ve insan psikolojisi üzerindeki etkisi irdelenmiyor.

Siyasetin gündemi ağzına kadar konusu yüzeysel, kişisel ve üstünkörü olan sorunlarla dolmuştur. Kim cumhurbaşkanı adayı olacak? Hangi parti hangi ittifakla birlikte hareket edecek? Son gelişmeler partilerin oy oranlarından nasıl bir değişmeye neden oldu? Erken seçim olur mu?

Sosyal siyasete işte böyle feda ediliyor.

Devamını Oku

Siyaset Diyanet’ten Rol Çalarsa

Siyaset Diyanet’ten Rol Çalarsa
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen yıllık gelir 2013 yılında 12.614 dolar, 2019 yılında 9.127 dolar ve 2020’de ise 8.538 dolardır.

2013 yılında bir dolar 1.75 lira iken 2021 yılında bir dolar 9.68 liraya yükselmiştir.

Ülkenin siyaseti bir yana ekonomisini, eğitimini, kültürünü, sanatını, sağlığını vb. tek başına yöneten bir Cumhurbaşkanı ve sistemi var. Orta yerde de on dokuz yıldır “sen bizim her şeyimizsin” diyen bir halk çoğunluğu var.

Durum “bundan iyisi Şam’da ki kaysı” denilecek haldedir.

Ancak her bilimin hakiki efendisi olan siyaset erbabı “faiz neden, enflasyon sonuç” diyen bir irrasyonel anlayışla ekonomiyi yönetiyor. İrrasyonel yani akıl dışıdır çünkü ekonomi sosyal bir bilim olup sosyal bilimlerde neden tekil değil çoğuldur. Orta yerde üretim/tüketim, etkinlik/verimlilik, arz/talep, ithalat/ihracat, teşvik/tasarruf/yatırım gibi kavramlar da var.

Enflasyonun kontrol edilememesi, doların gemiyi azıya alarak bütün sınırları aşması, işsizliğin sosyal sorun yaratacak boyutlara gelmesi ve pandeminin ürettiği maliyet iktidar için tehlike çanlarının çaldığını göstermektedir.

Çimento ve demir fiyatlarındaki anormal artışlar inşaat sektörünü, gübrede katlanan fiyatlar tarımcılığı, yem fiyatlarındaki zamlar hayvancılığı yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır. Benzin/doğalgaz ve elektriğe yapılan zamlar da kaldırılır gibi değildir. Dolar on lirayı bulmuş, çarşı/Pazar ateş pahası olmuş, işsizlik zirveye vurmuş, ekonomik yönden tam anlamıyla ateş bacayı sarmıştır.

İktidar sorunun farkında ancak çare konusunda kafası karışık. Kimisi “porsiyonları küçültün”, kimisi “midenizin üçte birini aç bırakın”, kimisi de “Kış geliyor evi daha az ısıtın, faturaları düşürün, tasarruf edin” diyor.

Vatandaş da bu duruma kendileri için “itibardan tasarruf” etmeyenler bize ölümüne tasarruftan söz ediyor diye itiraz ediyorlar.

Gelinen aşamada Türkiye’de ekonomik kriz tam anlamıyla alarm veriyor. Muhalefet feveran ediyor, iktidar ise ya Merkez Bankası başkanının birini görevden alıyor, diğerini getiriyor. Yaşanan sorunu da iç ve dış güçlere ihale ediyor ve olanı biteni sıradan vatandaş gibi seyrediyor.

Bu konudaki evrensel formül şudur: Bir yerde ekonomi iyi yönetilemiyorsa hiçbir şey iyi yönetilemiyor demektir.
İktidarın oligarkları haklarını teslim edelim ki bir şeyi çok iyi yapıyorlar: Ekonomik ve sosyal sorunların çözümünü var güçleriyle öbür dünyaya, sevaba ve duaya indirgemeyi çok iyi beceriyorlar.

Sözgelimi kökten çözümlerden birisi iktidar partisinin genel başkan yardımcısı Ali İhsan Yavuz’dan geliyor. O müjdeyi şöyle veriyor: “Recep Tayyip Erdoğan’ı başımızda tutmak en büyük iştir. Oylarımızla Tayyip Bey’e destek verdiğimiz için hanelerimize sevap yazılmaya devam ediyor.”

Bir süre önce de Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz, partisi için oy isterken, “İnanıyorum ki bu sizin ruzi mahşerde (mahşer günü) beraat (kurtuluş) belgeniz olacaktır” demişti. Sonuçta onların doları varsa bizim de Allah’ımız var!

İktidarın sevap ve öbür dünya uzmanı olan sayısız yetkilisi var.

‘Pahalılığı, işsizliği, enflasyonu daha doğrusu bu dünyadaki geçim derdini bir kenara bırakın Erdoğan’ı iktidarda tutun, o yapsın siz de öbür dünya için sevap kazanın’ diyorlar. Ne de olsa bu dünya kâfirler öbür dünya Müslümanlar içindir.

Formül buradadır. Varsın birileri dünyayla, üretim, yatırım kalkınma gibi kavramlarla meşgul olsun bizler ahiret için sevapla meşgul olalım. Erdoğan’a oy verelim sevapları edinelim yeter. Ancak sorun şu ki açlık bu dünyada sevap öbür dünyada…

Şimdiye kadar hep diyanet siyasetten rol çalıyordu gelinen aşamada iktidar diyanetten rol çalıyor. Demek ki Garp cephesinde değişen bir şey var!

Devamını Oku