DOLAR 12,41800.01%
EURO 14,0056-0.39%
STERLIN 16,5623-0.15%
ALTIN 713,320,06
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7103065,50%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Kuşumuz, Can Dostumuz!.. (gitti)

Kuşumuz, Can Dostumuz!.. (gitti)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya, Covid-19 salgınının fırtınası altında birlik beraberlik yerine “can derdine” düşmüş!.. Bir kısım ülkeler aşı üretirken aşının adını bile duymayanlarımız var.

Ve alabildiğine eşitsizliğin kol gezdiği bir alışveriş pazarı egemen olan bitene!.. Dünya Sağlık Örgütü “Ancak aşının eşit paylaşımıyla insanlığın kurtulabileceğini” vurgusunu yapmasına rağmen buna aldırış eden yok!..

***

Ve virüs belasından çok yakınlarımı, dostlarımı ve arkadaşlarımı yitirdim. Beynim ve bedenim oradan oraya koşuştururken salgının pençesini attığı alanlar gittikçe büyüyor.

Derken, canım kuşumuzu, can dostumuzu, muhabbet kuşumuzu da yitirdik!…

***

Muhabbet kuşu dediklerine bakmayınız siz! O bizim için bir öğretmendi.

Öğretmesini bilen, öğrencilerine seslenirken kişiliklerine ve algılama yeteneğine dikkat eden, onlara nasıl seslenmesi gerekiyorsa öyle seslenmesini beceren, bilinmeyenleri bilen bir bilgeydi.

Bir kişinin ya da bir hayvanın bilge olduğunu hemen anlayamazsınız. Bunun için onunla uzun süre kalmanız ve uzun aralıklar içinde sürekli değişen oluşumlar karşısındaki tutum ve becerisini izlemeniz gerekir. Her bilge gibi çok şey istemeden yaşamını sürdürdü. Bencillikten ırak, özveriyi yandaş edinen kişiliği, bu değerlerle süslenmişti.

***

Gönülden bağlanmanın ve sevmenin en güzel örneklerini sergilerdi. Üzüldüğümüz zamanlar üzülür, güldüğümüz zaman bizimle bir olup gülerdi. Eşimin üzgün olduğu bir gün o da üzgün ve sessizdi. Yanına gittiğimde masum gözlerle bana baktı baktı. Ve inanın gözlerinin yaşardığına tanık oldum. Kafasını iki yana silktiğinde minnacık gözyaşı savrulup gitti…

Sevgiyi öğretiyordu bize!.. Bağlılık denilen olgunun nasıl olması gerektiğini anlatırdı sık sık…

***

Kendi yağıyla kavrulmanın ender örneklerini onda görürdüm. Kimi gün biz olmadan yaşamanın imkânsızlığını anlatır, kimi gün bizsiz yaşamanın derinliğinde yatan bilinmezliklerle dolu gizleri açığa vurur gibiydi…

Ona acı da gelse bir iki gün bizsiz yaşayabiliyordu. Öyle günler oldu ki bir ya da iki gün yanında kalmadığımız günler olurdu. Kimi zaman komşuya emanet eder öyle giderdik. Elbette önceden yemini, suyunu hazırlardık. İnanın biz bu hazırlıklara giriştiğimizde anlardı neyin olacağını. Bir ağırlık çökerdi üzerine, kafesine çekilir sessiz sessiz beklerdi. Ve içinden gelen bir duyguyla dargınlığını yansıtmaya çalışırdı!..

“Neden beni yalnız bırakıyorsunuz?” der gibiydi. Ama çaresizliğin verdiği umarsızlıkla susar susardı.

***

Eni konu yaşlandı!..

Yaşlandı ve önceki çevikliğini yitirmeye başladı. Elimi uzattığımda yeterince hızlı davranmaz, biraz ağır kalırdı. Yaşlandığını anladığımız günlerden sonra her geçen gün biraz daha yaşlanıyordu, zayıflıyordu da… Avucumuzun içine alıp onu öpmek istediğimizde itiraz etmezdi eskisi gibi… Biz ise gagasını bir silah olarak kullanmadığına bakıp gücünü yitiriyor olduğunu kavramak yerine, “Bize iyice alıştı artık!” demeyi tercih etmiştik. Çünkü onun da bir gün çekip gideceğini aklımıza getirmezdik. Onun da bir ölümlü olduğunu ve giderken ardında yığınla sevgi depolamış olduğunu hiç aklımıza getirmezdik.

***

Son gün…

Kızım kafesinde hareket etmediğini söyledi. Sabahın er saatleriydi. Yerimden fırlayıp kafese koştuğumda kafesin içinde yatıyordu ve sessizdi. Elime aldığımda hafif hareketlendi:

Küskünce “Nerede kaldın?” der gibiydi.

Kalorifer peteklerinde ısıttığım ellerimin arasında mutlu, sessiz ve sakin bekledi bir süre. Pencereden dışarıyı seyretmeye başladık ikimiz de… Bir ara kanatlarını çırptı. Uçmak ister gibiydi. Mutfağa koşup çok sevdiği yemlerden vermek istedim. Masanın üzerine koyduğumda ayakta durmaya çalıştı ama olmadı. Yan yattı. Hızla elime alıp yan odaya geçtim. Divana uzanıp göğsümün içine koydum sıcaklık istiyordu. Rahatladı bir ara. Aralıktan baktığımda o da bana bakıyordu.

Bakışlarına oturmuş hüznü ve acıyı anlatmamam!..

Yaşlı bir bilgenin ağırbaşlı tavrıyla gagasını ileri uzatıp bana doğru gelmek istedi. Elimin arasındayken kalp atışlarını algılayabiliyordum. Kendime doğru yaklaştırdım. Gagasından, boynunun yan taraflarından öptüm. Hoşuna gitmişti. Ama hüzünlü bakışlarıyla bana bir şeyler anlatmak ister gibiydi.

Bir ara derinden “cik cik” sesleri çıkardı. “İyi dedim, kendisine gelmeye başlamış olmalı.”

Elimden alıp göğsümün üzerine bırakmak istediğimde, “Hayır, yapma” der gibiydi. Birkaç hareket sonrası durdu yine.

Avucumun içine aldım. Bakıştık karşılıklı. Adeta benden bir şeyle ister gibiydi. Yahut bana “Ne olur beni bırakma!” der gibiydi. İçimden perde perde yükselen hıçkırıklarımı zor tutup dedim ki: “Kokrma seni asla bırakmayacağım. Daima senin yanında olacağım. Söz veriyorum. Daima seninle olacağım.

***

Birden rahatladığını ve minnet dolu bakışlarıyla göz kapaklarını kırpmaya başladığı söylersem abartmadığımı bilmenizi isterim. Öyle bir dostça bakıştı ki o bakışlar!.. Sevgi dolu, bağlılık dolu, minnet dolu, arkadaşlık dolu… Ve gözlerini kapatmak istedi yine.

“Uyu, dedim. Uyanana kadar yanından bir yere gitmeyeceğim. Ayrılmayacağım yanından söz…”

Söylediklerimi duymuşçasına gözlerini bir daha açtı.

Aman Allah’ım! O bakışlardaki anlam zenginliği neydi öyle? Güldüm. Çünkü gülmesini istiyordum. Beni anlayıp anlamadığını tam bilemem ama güldüğüne eminim.

Ve…

Son kez…

Üst üste “cik cik cik” seslerini çıkardı, azıcıkta kanatlarını çırptı.

Uyuyacak dedim, içimden. Uyumasını istiyordum.

Başı önüne düştü. Hayret ettim. Hiç böyle olmamıştı!..

Göğsümün içinde düşen başının bana dönük gözüyle “Allah’a ısmarladık!..” diyordu.

Bekledim. Hareket yoktu.

Gitmişti…

“Tarçın, güzel yavrum güle güle git…”

“Gittiğin yerde yemini almayı unutma olur mu?”

“Sen daima kalbimde, daima gönlümde ve odamın her köşesinde olacaksın yine…”

Devamını Oku

Başkaydı O!.. Bambaşka…

Başkaydı O!.. Bambaşka…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerlerimizi kaybetmeye devam ediyoruz!
Bizi ayakta tutan, insanlığımızı yüzümüze haykıran, gönlümüzün derinliklerinde nice cevherler arayan, değerlerimize değer katan…
Duygusunu aklın aydınlığında birleştirip onlarla arkadaşlık eden, canı cananına dost insanlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz…
Duygularıyla coşan coşturan, esen yelin eşliğinde soluk alıp veren, kabına sığmayan, inceliğin en güzelini sergileyen, arı duru bir su gibi gönlü tertemiz insanlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz.
Nitelikli bir cumhuriyet aydını olan Bekir Coşkun Hakk’ın rahmetine kavuştu…
***
Onun için “Usta bir gazeteciydi,” demek yetmez. Başkaydı o!.. Bambaşka…
Bu ülkenin yetiştirdiği yüreği inanç dolu, yiğit bir gazeteciydi.
Şakıyan bir bülbül sanırdınız. Mozart’ın parmaklarının can verdiği nağmeler gibiydi dizeleri! Aşık Veysel’in inleyen sazının tellerinden haykıran deyişleri gibiydi her cümlesi!..
Söyledikleri bestelenmemişti ama onu okudukça gizli bir güç; aklınızdan, kulaklarınızdan ruhunuza yayılan bir sevdayı seslendirirdi adeta!..
***
Yenilmez inancıyla kabına sığmaz bir memleket özleminin ardına düşmüştü.
“Er-geç biz kazanacağız…” derken hep umut doluydu yüreği. O yüreğinden umutsuzlara umut pompalayıp dururdu ha bire!
Yüklenirdi haksızlıktan, nefretten ve karanlıktan yana olanlara. Yüklenirdi ha bire!
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür neslin örneklerindendi.

***
Yobazların, karanlık düşkünlerinin ve hainlerin ardına düştüğü zaman dörtnala koştururdu adeta…
Sözcüklerle dostluk kurardı, kimsenin kuramadığı biçimde!.. Kimsesizlerin kimsesi olurdu sessiz sessiz. Onların dertleriyle dertlenir. Onlarla birlikte gülerdi.
Evet! Dudaklarından hiç eksik olmayan bir gülümsemesi vardı.
Ve insandı!..
***
Yalnız olmadığının bilincinde…
Toplumun dertlerini yansıtan bir ayna yahut sevgili bir eş, biricik bir baba.
Doğa ona hediye edilmişti sanırsınız. Değerini bilir, incitmekten çekinir. İnsanlar, hayvanlar, deniz ve dağlar dostu olurdu onun.
Yaptıklarını hiçbir zaman yeterli görmeyen büyük yazar: “…benim üzüldüğüm şey şu oldu çok bir işe yaramadık.” derken içten gelen bir yakınmayı seslendiriyordu. Tanıdığım yakın çevrem ve kendi adıma derim ki:
“Hayır! Bekir Coşkun sen çok şeyler yaptın! Sana kucak dolusu teşekkürler…”
Erdemlilerin kıt olduğu ülkemizde yaptıkların yanında yapacakların vardı, onun beklentisi içindeydik ama kısmet…
***
Bekir Coşkun’un bir de Pako’su vardı. “Coşkun onsuz yapamazdı,” diyorlar. Gözümüzde tüm hayvanların simgesi olmuştu.
***
Bir çift sözümüz de Andree’ye…
Bekir Coşkun’un dilinden düşüremediği, gözünü ve gönlünü kaplayan ışığı, belleğine açıklık getiren güzelliğin pırıl pırıl yansıması…
Sana teşekkür borçluyuz. Bekir Coşkun’la bir olduğun, bütünleştiğin, gönülden sevda neymiş bize öğrettiğin için…
Bekir Coşkun elbet yine Bekir Coşkun olacaktı, ancak senin ona verdiğin değer, kazandırdığın dostluk ve sanırım benzeri az görülen sevgin onun bizim tanıdığımız Bekir Coşkun olmasında önemli katkı sağladı.
Teşekkürler Andree… Başın sağ olsun…
Güle güle git Bekir Coşkun! Allah’ın rahmeti seninle olsun…

Devamını Oku

Türkiye’nin ABD Temsilciler Meclisinde Ne İşi Var?

Türkiye’nin ABD Temsilciler Meclisinde Ne İşi Var?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, ABD Başkanı Trump’a tehdit gibi sözler savurur der ki:
“Burası Türkiye değil. Siz de Türkiye’de değilsiniz, Kuzey Kore’de değilsiniz. Rusya’da ve Suudi Arabistan’da da değilsiniz. Sayın Başkan Amerika Birleşik Devletleri’ndesiniz ve burası bir demokrasi ülkesidir.”
Pelosi neden böyle kızgın sözler etmiştir?
Türkiye’nin; Kuzey Kore, Rusya ve Suudi Arabistan’la birlikte anılmasının, onlarla bir tutulmasının sebebi nedir?
Kim kiminle neyi alıp vermektedir?
Neden ülkemiz demokrasi yoksunu bir ülke gibi takdim edilmek istenmiştir?
Neden?
***
Bu sesleniş biçiminin oluşturduğu değerler kümesi bizim adımıza acılarla doludur. Vahimdir ve bir şeylerin de tuhaf bir şekilde renklendirilmesi anlamındadır.
***
Özgürlükler ülkesi (land of freedom) Amerika…
Derler!
Ama siz bakmayınız öyle dediklerine!
Renk farklılığı nedeniyle siyah insanların yere yatırılıp kenarları kalın botların desteğiyle hırçın ve insafsız bir diz kapağının, uzun ve kaba bir kaval kemiğinin taşıdığı hoyrat bir bedenin ağırlığı altında havasız kalıp can veren George Floyd’un yaşadığı bir ülkedir ABD…
Kızılderililerden tutun da kara derililere varıncaya kadar insanların köle olarak kullanıldığı, bin bir türlü acıların kaynayıp durduğu bir ülkenin adıdır ABD…
Ve yapmacıktan özgürlükler ülkesi denmiş ki adına; aldatsın insanları, kandırsın çoluk çocuğu ve ne kadar varsa kadın ve kızları…
***
ABD’nin Donald Trump adlı bir başkanı var. Bildiğiniz kaba, hoyrat ve saygısız…
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ona sormuş:
“Seçimi kaybederseniz iktidarı barışçıl bir şekilde devredecek misiniz?” diye.
Tuhaf bir soru değil mi? Özgürlükler ülkesinin başkanı böyle bir soru ile muhatap oluyorsa elbette üzücüdür. Ve sorunun içeriğinde aklın kabullerinin dışına çıkılmış havası vardır!
Ne var ki Trump bu soruya:
“Ne olacağını görmemiz lazım” diye tuhaf bir yanıt vermiş!
Açık değil!.. Nereye çekersen oraya giden uyduruk söz yığını!..
Aklı başında insanlar bu yanıta elbette tepki gösterir. Nitekim ABD’de her kesimden insan anında tepki göstermiş…
Varsın göstersinler ama!
Bizim derdimiz onun bunun söylediği sözde, gösterdiği tepkide değil.
***
Bizim derdimiz pisliklerine bizi bulaştırmaları ve ülkemizi çirkinliklerle kaplı göstermeye çalışmaları… Zorumuza giden bu! Olacak şey mi?
“Burası Türkiye değil. Siz de Türkiye’de değilsiniz!..” demeleri hayasızca ve edepsizce bir benzetiştir.
Hele bir de Kuzey Kore ve Suudi Arabistan’la yan yana konmamız, hepten anlaşılmaz ve kabul edilemez.
***
Gerçi Dışişleri Bakanlığımız buna sert bir yanıt vermiş ama kimin umurunda ki…
***
Trump’un seçimi kaybetmesi durumunda iktidarı barışçıl bir biçimde devretmemesi endişesini yaşıyorlarsa bundan bize ne?
Yoksa bir mesaj mı vermeye çalışıyorlar?
Yoksa birilerini pislikleriyle kirletmeye mi çalışıyorlar?
Yoksa…

Devamını Oku

İkisi de Görme Engelli.

İkisi de Görme Engelli.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bizde dert yükü katar katar.
Hangisine baksan seni önüne katar.

Gidip gideceği yere kadar.
Alır götürür.
***
Bir an kopup da bizden ötelere baktı gözlerimiz.
Önümüzde yaşlı iki kadın:
İkisi de görme engelli.
Yalnızlığın amansız boşluğuna yuvarlanmak istemiyorlar.
Bundan ki içleri dopdolu!
Geçmişlerinde unutamadıkları, hâlen capcanlı duran anılarıyla arada bir yaşadıkları oluyor tabii.
Ama…
Yetinmiyorlar geçmişten taşınan bu anılarla!..
İkide bir takılmış plak gibi ha bire düşünseler de…
Bir başına kaldıklarında, yalnızlıklarına derman olsun diye onlara sarılsalar da…
O anılar ne denli canlarına can katsa da…
Onlarda; bilmedikleri, anlayamadıkları bir eksiklik, bir kopmuşluk, hatta bir unutulmuşluk var gibi…
Yabancılaşmak değil ama…
***
Zamanı yaşamak istemenin coşkunluğu önlerine katarken onları.
Sanırsınız ki bedenlerini sarıp duran bir umut ışığı…
Gelip yakalayacak.
Dudaklarından gözlerine yokuş yukarı çıkar gibi nefes nefese…
Gelip sarılacak ve umar olacak dertlerine.
İşte bundan ki:
Daha iyi, daha güzel ve daha sağlıklı bir yaşam için çabalıyorlar.
***
Üşengeç değiller!
Asla umutsuzluk gelip konaklamamıştır engin gönüllerinde.
Arıyorlar, buluyorlar, başvuruyorlar ve sapına kadar yaşamak istiyorlar.
Gözlerinde yanıp sönmeyen ışığın bir gün parlayacağına inançları tam…
O hevesle, o istekle ve o inanmışlıkla yola çıkmışlar.
Aramaktalar…

Açıklama: Resim Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization)(https://www.who.int/data/gho/whs-2020-visual-summary) sitesinden alınmıştır.

Devamını Oku

İki Olay ve Fark!..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazın kavurucu sıcaklarından değil, tarım arazilerinin kamulaştırılmasından içleri yanmış Çavuşcugöl köylülerinin. AKP Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir de kendi köyü diye bu köye gidince yaşlı bir köylü:
“Ahmet senin babanın da arazisi var burada. Benim 40 tane yerim gidiyor, benim hayatım bitiyor. Utanmıyorsunuz da!.. Memlekette bir şey koymadınız, sattınız hepsini. Ne dinleyeceğim. Bitirdiniz memleketi. Mahvettiniz, Allah’tan bir korkun. Sizde hiç mi Allah korkusu yok?” demiş!..
Milletvekili şaşmış, şaşırmış bir tuhaf olmuş!.. Söylenenlere dayanamamış olmalı ki:
“Köyü satan da, bitiren de şerefsizdir. ‘Köyü sattı’ diyen de şerefsizdir. Böyle bir terbiyesizlik görmedim!” demiş ve dönüp gitmiş!
Bunca sözlere muhatap olan köylüler tarım arazilerinin kamulaştırılmaması için yolu trafiğe kapatınca Ilgın Kaymakamı varmış yanlarına… Konuşacakmış ki yaşlı bir köylüye dönüp:
“Terbiyesizlik etme lan!” deyince köylülerde düş kırıklığı ve alınganlık yaratmış…
Umarsız kalan köylüler başlamışlar hep bir ağızdan:
“Direne direne kazanacağız.” demeye… İnançlarını yitirmeden, hep birlikte ve adeta bir tek gönülcesine…
***
Ötede…
Konya’dan çok ötede İstanbul’da…
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da Pendik Göçbeyli köyüne gitmiş.
Şaşırmış köylüler İBB Başkanı’nı köylerinde görünce:
“Düğün değil, bayram değil; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neden köyümüze geldi ki?” diye sormuşlar birbirlerine!..
Meğer İmamoğlu daha önceleri Göçbeyli Köyü’nü örnek bir köy yapacağı sözünü vermiş! Köylüye fide yardımında da bulunacakmış… Ama unutmuş bu sözleri köylüler. Şimdiye dek vaat edenleri çok görmüş, ama vaatlerini yerine getirenleri hiç görmediklerinden midir nedir şaşkınlıkları iyice artmış köylülerin!..
Derken çok kısa bir zamanda fide desteği yapılmış. Köylüler yine şaşkın:
“Acaba bu işin içinde başka bir iş mi var?” diye şüphe eder olmuşlar? Zaman geçmiş ve zamanı gelince fideler boy atmış, sebzeler doluşmuş her yana. Sevinmişler tabii ama bir yandan da köylüleri almış mı derin bir düşünce?
“Üretmesine ürettik ama biz bunları halciye kaça satacağız acaba?” diye dert sarmış başlarını. Bir yanda pırıl pırıl, capcanlı sebzeler, öbür yanda iki ellerinin arasında zonklayıp duran başları…
***
İmamoğlu yetişmiş yine imdatlarına:
“Size pazardan yer vereceğim. Ürettiklerinizi getirip orada satınız” demiş. Ama köylüler inanmamışlar buna! “Olacak şey mi yahu, demişler, galiba biz hayal görüyoruz!”
İmamoğlu anlamış köylüleri:
“Pazarda ben de sizlerle birlikte olacağım!” demiş. Gülüşmüş köylüler: “Bu da bizimle dalga geçer mi oldu nedir?” diye dudak kıvırmışlar.
“Anamı arayın demiş, İmamoğlu, eğer kabul ederse onu da çağırayım, yarın gelsin sizinle birlikte mallarınızı pazarlasın!..” Karşılık beklemeden, yani bu sözleri der demez annesini aramış ve anlatmış durumu. Kabul etmiş annesi de yapılan öneriyi…
Göçbeyli köylüleri bulundukları yere sığmaz olmuşlar. Gözlerinde şimdiye dek görmedikleri bir umut pırıltısı, kalpleri yerinden çıkacakmış gibi atar olmuş…
***
9 ilçede, 83 mahallede, yaklaşık 3 milyon 600 bin fide dağıttıklarını belirten İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yukarıda anlattığımız olayda kendi köyüne giden milletvekili ile kaymakam örneği arasında epey fark var değil mi?
Bu yanan ışık hiç sönmemeli, daha da gür, daha da aydınlatıcı olmalı. Ülkemiz öylesine aç ki bu tür yönlendirmelere ve vaatlerini yerine getiren yöneticilere…

Devamını Oku