DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 673311-7,18%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Kazık!!!

Kazık!!!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son 20 yılda, sistematik olarak dini yozlaştırdılar!

Müslüman Türk Milleti’ne; “Görmez” ve “Erbaş” gibi iki büyük KAZIK attılar!

Milleti camiden soğuturken, deizmi şaha kaldırarak en büyük KAZIK’lardan birini İslam’a attılar!

Hani bunlar, cahil insanların ferasetine güveniyorlar ya…

İlmi, fenni, teknolojiyi ve aydınları ve aydınlığı KAZIKLADILAR!

Eğitimi yozlaştırdılar!

Din kültürü ve ahlak bilgisini zorunlu…

Matematik, felsefe ve tarih gibi dersleri ise seçmeli yaptılar ve sivrilttikleri KAZIKLARI seçip seçip attılar!

Öyle ya, bize sadece imam lazım. Tarihçi felsefeci ve matematikçi lazım değil!

İmamın da matematikten çakmayanı, felsefeden anlamayanı ve tarihle hiç ilgisi olmayanı lazım!

Yani; cahili, körü, sağırı, yobazı ve mümkünse yandaşı ve kandaşı lazım!

Gerisi neyimize lazım?

Ziya Selçuk bakan olunca, mutluluktan uçanlar vardı ya…

Atatürkçü bakan diye, üzerine toz kondurmayan cahiller vardı ya…

Gördünüz mü şimdi eğitimin ne hale geldiğini?

Ama yetmedi!

Türkiye şahlanacak derken, Dolar ve Avro şahlandı…

Ama ne şahlanış?

Şahlanışı ala…

Yok, yok: Şahlanışı muazzama!

Şimdi de akaryakıta fahiş zam KAZIĞI!

Bu size Kasım KAZIĞI!

Bu işin daha Aralığı, Ocağı, Şubatı var; Mart’ı ve Nisan’ı var.

Hoş, sizin gibilere göre KAZIK çok…

19 Mayıs KAZIĞI!

30 Ağustos KAZIĞI!

29 Ekim KAZIĞI!

10 Kasım KAZIĞI!

23 Nisan KAZIĞI!

“T.C.” KAZIĞI!

Kapatılan Hıfzıssıhha, SEKA, Sümerbank, şeker fabrikaları KAZIĞI!

Katar’a peşkeş çekilen Tank ve Palet Fabrikası KAZIĞI!

IŞİD eşkıyalarına terk edilen Süleyman Şah Türbesi KAZIĞI!

Yunan’a peşkeş çekilen tam 19 ada KAZIĞI!

TÜBİTAK’a hayvanat bahçesi müdürü, Şeker fabrikalarına fars dili uzmanı KAZIĞI!

Şehir tiyatrolarının başına, güreş hakemi KAZIĞI!

Danıştay’a vergi raportörü KAZIĞI!

Hazine ve Maliye’ye damat KAZIĞI!

Bankaya pehlivan KAZIĞI!

Siyasi ahlaka Reza Zarrap KAZIĞI!

TRT’ye Osman Öcalan KAZIĞI!

Mesela, Türk Ordusu’na Hulusi Bey KAZIĞI!

Mesela, Milli Savunma Üniversitesi’ne, askerliğin a’sından bile anlamayan “Afyoncu” KAZIĞI!

Balyoz ve Ergenekon KAZIĞI!

Kapatılan Harp Akademileri KAZIĞI!

Stratejik Araştırmalar Enstitüsü KAZIĞI!

Askeri hastaneler KAZIĞI!

Harp okulları KAZIĞI!

Sınıf Okulları KAZIĞI!

Askeri liseler KAZIĞI!

Asker Millet, Ordu Devlet anlayışımıza bedelli askerlik KAZIĞI!

Yedek Astsubaylık KAZIĞI!

Mesela Kozmik Oda KAZIĞI!

Büyük Türk Milleti’ne FETÖ ve “15 Temmuz” rezalet KAZIĞI!

Atatürk Havalimanına Pandemi Hastanesi KAZIĞI!

Yolcusuz havalimanları, cemaatsiz camiler KAZIĞI!

Geçiş garantili köprü ve tüneller, hasta garantili hastaneler KAZIĞI!

Zümrüt yeşili ormanlarımız yanarken, Türk Hava Kurumuna ve ormanlarımıza uçak (uçaksızlık) KAZIĞI!

Politize edilmiş polis, milis kuvvetine benzetilmiş bekçi KAZIĞI!

“Paralel Ordu” SADAT, fitne ve fesat ordusu “HÖH” KAZIĞI!

Buhar edilen 128 Milyar Dolar KAZIĞI!

Doğalgaz KAZIĞI!

Ekmek KAZIĞI!

Su KAZIĞI!

O KAZIĞI, bu KAZIĞI, şu KAZIĞI…

Yiyene KAZIK çok…

Bekleyin, uçları sivriltiliyor.

Sivriltildikçe gelecek!

Devamını Oku

Ayağa Düşürülen Yalnızca Türk Lirası mı?

Ayağa Düşürülen Yalnızca Türk Lirası mı?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarih 07 Aralık 2016 idi…

Yani tam beş yıl önce…

Doların yine ateşi yükselmiş ve zavallı Türk Lirası yine krizlere girmişti!

O tarihteki “DOLAR!” başlıklı köşe yazım aynen şöyleydi:

“DOLAR!

Güya Müslümanız…

Devletimizin Diyanet İşleri Başkanlığı bile; daha düne kadar, Hac organizasyonlarını dolar üzerinden yapıyordu!

Güya vatanseveriz…

Devletimizi yönetenlerin dahi birikimlerini dolara yatırdıkları bilinen bir gerçek!

Bir devletin yöneticileri, yönettikleri devletin parasına değil de başka bir devletin parasına güveniyorlarsa! Artık gerisini siz düşünün…

Güya milliyetçiyiz…

Esnafımız dahi, dükkânında sattığı malların üzerine dolar veya avro üzerinden fiyat etiketi yapıştırıyor!

Güya milli ve yerliyiz…

Evini kiralayan ev sahibi ve işyerini kiraya veren dükkân sahibi bile kira sözleşmesini dolar üzerinden yapmıyor mu?

Bir dostuna borç veren yardımsever bir Müslüman borç senedini dolar veya avro üzerinden yapmıyor mu?

Daha düne kadar İstanbul Borsası’nın nakdi varlıkları hangi para üzerineydi?

Türkiye’deki en büyük ihaleler dahi, bizzat devlet eliyle dolar veya avro üzerinden yapılmıyor muydu?

Osmangazi Köprüsü’nün, Marmaray’ın, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün, 3’üncü Hava Limanı’nın, Metro projelerinin, Barajların, o çok öğündüğümüz duble yolların ve diğerlerinin ihaleleri ve sözleşmeleri hangi para üzerinden yapıldı?

Hala daha, köprü ve tünellerin geçiş ücretleri dolar üzerinden hesaplanmıyor mu?

Sonunda dolar şahlandıkça şahlandı ve 3,50’leri geçti!

Kolay değil… Son 1 yılda dolar; 2,88’den 3,50’lere gelmiş, yani tam %22 civarı değer kazanmış!

Cefakâr Türk insanı ise her zamanki gibi daha çok fakirleşmiş…

Aslında bu durum yeni de değil, paramızdan altı sıfır attığımız 2005 yılından bu yana döviz cephesinde değişen bir şey yok.

31 Ocak 2005’te; 1 ABD Doları 1.32 TL idi, şimdi 3,54TL! Yani son 11 yılda dolar karşısında % 150’nin üzerinde değer kaybettik, fakirleştik!

Yine son 11 yıl içinde; Avro karşısında % 110, Sterlin karşısında da %70’e yakın geriye gittik, itibarsızlaştık, yoksullaştık!

Peki, buna rağmen size daha iki hafta öncesine rağmen ekonomik krizden bahseden oldu mu?

Tek derdimiz başkanlık sistemi değil miydi? Hala daha en önemli dertlerimizden biri başkanlık sistemi değil mi?

Aklımız çok geç başımıza geldi!

Ama hepimiz bir kez daha anladık ki, kriz kapıda!

Bizzat Cumhurbaşkanımızın önderliğinde hemen bir kampanya başlattık.

Dolarını Bozdur…

Ve halkımız tamamen iyi niyetle bu kampanyaya koşuyor…

Takdire şayandır ki; 100 dolar, 300 dolar, 500 dolar, 5000 dolar… Neyi varsa bozduruyor.

Umuyor ki, bu ekonomik kriz onun katkısıyla bitecek.

Gönül öyle istiyor, umarız biter.

Peki, akıl ne diyor?

Bir de ona bakmak gerekmez mi?

Doğru bir sonuca ulaşabilmek için çok gerilere gitmeye gerek yok.

Döviz konusunda sadece son bir yıllık verilere bir bakalım ve sorgulayalım ekonomik sorunlarımız sadece dolardan mı ibaret?

Türk lirası son 1 yılda dolar karşısında % 22’lik bir değer kaybı yaşarken;

Avro karşısında % 23!

Rus Rublesi karşısında % 34!

İsviçre Frangı karşısında % 19!

Japon Yeni karşısında % 30!

Rumen Leyi karşısında % 20!

İran Riyali karşısında % 13!

Norveç Kronu karşısında % 20!

Macar Forinti karşısında % 17!

Bulgar Levası karşısında bile değer kaybımız tam % 24! (Dolardakinden fazla)

Bu listeyi uzatmak mümkün, ama bu 8-10 para birimi karşısındaki kaybımız dahi Türk ekonomisindeki krizin doların çok daha ötesinde olduğunu ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile.

Hadi doları dizginlediniz.

Avrupa parasını, Rus, İsveç, Japon, Rumen, İran, Norveç, Macar, Bulgar ve diğer ülkelerin paralarını nasıl dizginleyeceksiniz?

Bu paralar karşısındaki kayıplarımız nasıl giderilecek? Daha doğrusu giderilebilecek mi?

Peki ya bu ülkelerin hepsi de Türkiye’de hükümete karşı darbe mi yapmaya çalışıyorlar?

Eğri oturup doğru konuşalım ve ne olur aynayı biraz da kendi yüzümüze tutalım. Tutalım ve yüzleşelim:

Siz ülke olarak üretebiliyor musunuz?

Ürettiklerinizi satabiliyor musunuz?

Son bir yılda kaç tane fabrika kurdunuz?

İşsizliği azaltıp istihdamı arttırabildiniz mi?

Ülkede yapılan yollar, köprüler ve tüneller elbette önemlidir. Bütün bunlar sağlıklı bir üretim için sağlam bir altyapı oluşturabilirler.

Ama sanayinizi geliştirebilmek için hangi hamleleri yaptınız?

Dünyanın en pahalı akaryakıtını, en pahalı elektriğini kullanan bir ülkede, en önemli üretim girdilerinden olan ucuz enerji ile üreticiyi buluşturabildiniz mi?

Zira 2002 yılında 1,62 TL olan bir litre benzin; bugün 5,12 TL’ye ulaşmış durumda. Artış %316!!!

Her türlü zirai üretim altyapısı mevcutken zirai üretim neden patlama yapmamaktadır?

Çiftçinin ürettiği tarım ürünleri neden yeterince pazarlanamamaktadır?

Ülkeye katma değer sağlayacak üretimlerin önünü açacak olan biliminizi geliştirebildiniz mi?

Sağlıklı bir üretim altyapısı için, olmazsa olmazlardan birkaç tanesi de; güvenliğin sağlanması hukukun üstün ve demokrasinin hâkim kılınmasıdır.

Ordunuzu yeterince güçlendirebildiniz mi?

Ülke güvenliğini yeterince sağlayabildiniz mi?

Demokrasiyi hakin ve hukuku da üstün kılabildiniz mi?

Bütün bunlara evet diyemiyorsanız ve eğer mevcut durumu değiştiremiyorsanız;

Paranızın değer kazanmasını unutun!

Dolarlar başkalarının cebine dolarken, cefakâr Türk insanının gönlüne ise sadece gam dolar!

Unutmayalım ki, Ulu Önderimiz Atatürk’ün dediği gibi “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.”

Bu nedenle çözüm: çalışmak, yorulmak ve üretmektir.

Üzüntü dolar, sıkıntı dolar, gam dolar…

Aşıma, ekmeğime, gamıma zam dolar…

Kiminin cebine varlık, yaşamına mutluluk dolarken,

Yüzüme hüzün, gözüme yaş, gönlüme de gam dolar!”

Tarih bugün 14 Kasım 2021

O gün dolar 3,50TL idi.

Bugün tam 10 TL!!!

Görüyorsunuz işte batı yakasında değişen bir şey yok!

Bir yandan atlıyoruz, katlıyoruz, arslanız, kaplanız, rekorlar kırıyoruz ve şahlanıyoruz yalanları devam ederken, acı gerçekler Türk Lirası’nın erimeye, pula dönmeye ve yok olmaya doğru hızla gittiğini gösteriyor!

Kenya, Papua Yeni Gine, Fas, Afganistan, Somali, Gana ve Cibuti paralarının karşısında bile değer kaybeden veya kaybettirilen bir TL ile karşı karşıyayız.

Üretimi bitirilmiş, çiftçisi öldürülmüş, ordusu hırpalanmış, polisi şamar oğlanına çevrilmiş, hukuku guguk edilmiş, ekonomi yönetimi yazboz tahtasına çevrilmiş, devlet yönetimi hanedanlığa evirilmiş; olguların değil algıların hâkim olduğu, meclisinin dahi etkisizleştirilerek tek adamın insafına terk edilmiş bir ülkeden bahsediyoruz!

Böyle bir ülkenin parası ne yapsın ki?

Nasıl değerli olabilir ki?

Peki, size bir soru:

Aslında değer kaybeden şey yalnızca paramız mı?

Hayır!

Asıl değer kaybeden şey, paramızla birlikte insanımızdır!

Her seferinde bir alt sınıfa konumlandırılan zavallı insanımız!!!

Unutmayın, değersizleştirilen ve ayağa düşürülen şey Büyük Türk Milleti’dir!

Devamını Oku

Atatürk’ü Anmak & Anlamak…

Atatürk’ü Anmak & Anlamak…
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ulu Önderimiz ve Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki;

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

Hadi o zaman onu biraz daha yakından, anlayarak ve hissederek görmeye çalışalım:

  • Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli TÜRK kahramanlığı ve yüksek TÜRK kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.”
  • “Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet’i biz kurduk, O’nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.”
  • Ey TÜRK Gençliği! Birinci vazifen, TÜRK istiklâlini, TÜRK Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
  • “TÜRK milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.”
  • Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
  • “Biz doğrudan doğruya millet severiz ve TÜRK milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı TÜRK topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar TÜRK kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur”
  • TÜRK, TÜRK olduğu için asildir. Çoğumuz, büyükbabamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, TÜRK olmanın içinde buluruz
  • “TÜRK Milleti’nin karakteri yüksektir, TÜRK Milleti çalışkandır, TÜRK Milleti zekidir”
  • TÜRK çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır
  • “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük TÜRK olarak dünyaya gelmemdir”
  • TÜRKlük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır
  • “TÜRK budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
  • Biz TÜRKler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz
  • “TÜRK Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı var olmalarının yegâne koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır”
  • Bu dünyadan göçerek TÜRK Milleti’ne veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü bu olmalıdır: Benim TÜRK Milleti’ne, TÜRK Cumhuriyeti’ne, TÜRKlüğün istikbâline ait ödevlerim bitmemiştir. Siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar edersiniz. Bu sözler bir ferdin değil, bir TÜRK Milleti duygusunun ifadesidir. Bunu, her TÜRK bir parola gibi kendinden sonrakilere durmadan tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her TÜRK ferdinin son nefesi, TÜRK Milleti’nin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.”
  • “Yüksek TÜRK… Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur”
  • Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet’e sahip çıkmak, Çanakkale’yi, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. TÜRK Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.
  • “Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz… Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. TÜRK Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”
  • TÜRK Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlikten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir…”
  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına TÜRK Milleti denir”,
  • TÜRK kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur.”
  • “Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.”
  • Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar, evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım bir şey yoktur. Çünkü ben zorâki ve insafsızca hareket etmesini bilmem. Bence diktatörlük, diğerlerini râm edendir. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.”
  • “Ben istese idim derhâl askerî bir diktatörlük kurardım ve memleketi öyle idâreye kalkışırdım. Fakat ben istedim ki, milletim için modern bir devlet kurayım.”
  • Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmazlar. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir.”
  • “Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.”
  • Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, reisicumhurlukla başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.”
  • “Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının ‘Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegane fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir.”
  • Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı, hissî, fikrî ve fiilî olarak, bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim.”
  • “İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”
  • Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”
  • “Ne mutlu TÜRK’üm diyene”

Daha ne desin?

Ey büyük TÜRK! Seni;

Saygıyla,

Sevgiyle,

Özlemle,

Şükranla ve

Minnetle anıyoruz…

Ve…

İnan ki, MUMLA ARIYORUZ!!!

Hani diyorsun ya: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

Senin duygularını ve fikirlerini anlayan Türkler olarak bizler;

Son nefesimize kadar Türklüğümüzü yaşamaya ve savunmaya devam edeceğiz.

Her kim ki milliyetimizi ayaklar altına almaya çalışırsa, işte onlar daima ayaklarımızın altında olacak.

Son nefesimize kadar Aziz Türk vatanının bekçisi,

Asil Türk milletinin koruyucusu…

Ve faziletli Türkiye Cumhuriyeti’nin muhafızları olarak kalacağız.

Senin bizlere öğrettiğin milli ve evrensel değerleri nesillerden nesillere aktarmak suretiyle, Allahın da izniyle Türk milletini, Türk vatanını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılacağız.

Aziz Atatürk! Senin büstlerini parçalayan cahiller, heykellerini yıkmaya çalışan akıllı meczuplar, fikirlerine saldıran yobazlar, milliyetine saldıran kansızlar ve cumhuriyetine saldıran namussuzlar yakın zamanda tarihin çöplüğünde kaybolacak ve unutulacaklardır. 

Sen ve senin değerlerin ise; bir Dede Korkut gibi, bir Oğuz Ata gibi, Mete, Atilla, Yavuz, Kanuni, Alparsan, Bilge Kağan ve diğer Türk yıldızları gibi nurlu ışıklarını saçmaya ve bir yıldız gibi parlamaya devam edecektir.

Yüzlerce yıl sonra dahi, sen ve senin değerlerin hatırlanmaya devam devam edilecektir.

Ruhun şad, devletimiz daim olsun.

Devamını Oku

Cumhuriyet…

Cumhuriyet…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün Cumhuriyet Bayramı…

Yani?

Büyük badirelerden sonra kurduğumuz, son Türk Devleti’nin yönetim şeklinin, Cumhuriyet olarak ilan edilişinin 97’nci yıldönümü.

Eğer AKP tarafından, daha önceden de defalarca olduğu gibi herhangi bir engellemeye gidilmezse; bütün illerimizde, il merkezlerimizden kasabalarımıza ve hatta köylerimize kadar her yerde kutlamalar yapılacak, şenlikler düzenlenecek, geçit törenleri icra edilecek ve fener alayları düzenlenecek.

Düzenlenecek, çünkü Cumhuriyetimizin ilanını her yıl kutlamaya değer buluyoruz.

Düzenlenecek, çünkü Cumhuriyetimizin değerlerini ve kazanımlarını hayati derecede değerli buluyoruz.

İyi de Cumhuriyet nedir?

Onu ve manasını tam olarak idrak edebiliyor muyuz?

Cumhuriyet: “Milletin egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığı ile kullandığı bir yönetim biçimidir”.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük aynen böyle diyor.

Demek ki, Cumhuriyet neymiş?

Milletin kendi egemenliğini herhangi bir kişiye, aileye, zümreye, krala veya tirana teslim etmeden, kendi elinde tuttuğu bir yönetim biçimiymiş.

Ve yine Cumhuriyet; halkın egemenliğini, yine kendisinin seçerek Meclise gönderdiği milletvekilleri vasıtasıyla kullandığı bir yönetim şekliymiş.

Yani esas ve üstün olan neymiş?

Meclis’miş.

Evet, bugün için sözde Cumhuriyet’le yönetiliyoruz…

Peki, ya özde?

Şimdi bir Meclis’imiz var mı?

Var.

Meclis kimlerden oluşuyor?

Halkın seçtiği milletvekillerinden…

İyi de, Milletin egemenlik hakkının tezahürü meclis ve meclisteki milletvekilleri tarafından mı sağlanıyor?

Hayır!

O zaman, meclisteki milletvekillerinin milletin idaresinde birinci derece etkili oldukları söylenebilir mi?

Hayır!

Yönetimde Meclis’ten ziyade kim etkili?

Partili Cumhurbaşkanı…

Yani bir kişi!

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Koca bir meclisin yapamadığı şeyleri yapmaya ve alamadığı kararları almaya tek adamın yalnızca bir çift sözü ve iki satırlık bir KHK’sı yeterli değil mi?

Ustaca yapılan algı yönetimlerine, gafilce teslim olan önemli bir halk kesimi, bütün hak ve yetkilerini yalnızca bir kişiye teslim etmedi mi?

Demokratik hukuk devletlerinin olmazsa olmazı, Kuvvetler Ayrılığı Prensibi’dir. Bu prensip ülkemizde çoktan berhava edilmedi mi?

Meclis pasifize edilerek etkisizleştirilmedi mi?

Adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi veya Türk Tipi Başkanlık ta denilen bu garabet sisteme geçilmesiyle birlikte Partili=Ayırmacı=Kayırmacı=Yandaşçı ve kandaşçı bir düşünce, yönetime tamamen egemen olmadı mı?

Yine bu garabet sisteme geçişle birlikte; demokratik, laik, hukuk devletinden Parti Devleti’ne evrilen, tehlikeli bir sürece girilmedi mi?

Polis teşkilatı büyük oranda politize edilerek parti polisi haline getirilmedi mi? Yine Türk Ordusu’nun bütün temel dinamikleri ile oynanarak parti ordusu haline getirme gayretleri devam etmiyor mu?

Mahkemeleri görüyorsunuz, birinin kararı diğerini bağlamazken, başka birinin kararı bir diğerini ırgalamıyor. Partili Cumhurbaşkanı ise, birden fazla yargı kararını tanımadığını ve saygı da duymadığını bizzat kendisi deklare etmedi mi?

Hukuk devleti ilkelerine bağlı demokratik siyasal rejimlerde yürütmenin yargıya karşı üstünlük kazanması ve yargı bağımsızlığının yok edilmesi o ülkeye karşı işlenebilecek en büyük cinayetlerden birisidir. Çünkü adaletin bittiği yerde zulüm başlar!

Deyin hele, şu anda bağımsız ve tarafsız bir yargıdan bahsedilebilir mi?

Tabiri caizse tuz bile kokmadı mı?

Şunu bilmek ve anlamak gerekir ki, Türkiye’de yaşanan değişimin, hükümet sistemi tercihinden çok daha öte derin sebepleri vardır:

* Hukuk devletinin zaafa uğratılması!
* Yargının taraflı ve bağımlı hale getirilmesi!
* Bedelli Askerlik Kanunu’yla birlikte asker millet – ordu devlet anlayışından uzaklaştırılarak, Türk ordusunun lejyoner birliklerine benzetilmesi!
* Askeri sağlık sisteminin kökünden kazınmış olması!
* Başta şeker fabrikaları olmak üzere, Cumhuriyet’in iktisadi endüstriyel ve ekonomik kazanımları olan üretim tesislerinin satılmış veya kapatılmış olması!
* Tarımda üretimin durma noktasına getirilmesi, İmam hariç köylerden bütün devlet görevlileri ile teşekküllerinin çekilmesi, köyün ve köylülünün cehalete, yokluğa ve yoksulluğa terk edilmesi!
* Anayasamızın fikir hürriyeti ve ifade özgürlüğü maddelerine aykırı olarak, medyadaki çok sesliliğin yok edilmesi, sivil toplumun sesinin ve nefesinin kesilerek etkisizleştirilmesi!
* Bilinerek ve istenerek körüklenen kutuplaşma neticesinde, milli birliğin ve uzlaşma kültürünün yok edilmesi!
* Temel hak ve özgürlüklerin çok kolay ihlal edilebilir hale getirilmiş olması, bi taraf olanın bertaraf edileceğinin en yetkili ağızlardan ilan edilmiş olması!
* Milleti millet yapan, milleti ve dolayısıyla devleti ayakta tutan Türk örf, adet ve ananelerinin (Töre’nin) yozlaştırılması hamleleri; bırakın yönetim sistemini, aslında milleti ve devleti ortadan kaldırmaya yönelik hamleler olarak görülmelidir.

Ne yazık ki, seçimi kazananın her şeyi elde ettiği, seçimi kaybedenlerin ise her şeyden mahrum bırakıldığı, milli birlik, toplumsal barış ve huzur gibi temel dinamiklerin dinamitlendiği ve dayatmacı bir sistemin hakim kılındığı sakat bir anlayışla yönetiliyoruz!

Neyse, sözü fazla uzatmayalım.

Konu Cumhuriyet olunca, gelin şimdi Cumuriyet’in üstadına; Devletimizin ve Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önderimiz ve Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kulak verelim.

Atatürk diyor ki:

“Memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik.”

“Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır.”

“Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, Reisicumhurlukla Başvekâleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.”
(Demek ki neymiş? Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı tek adamda birleştirmek sistemsiz ve kanunsuz bir işmiş!)

“Gelecekte Türkiye’de gücü ele geçirecek bir cumhurbaşkanı rejimi değiştirebilir!”
(Sizce Türkiye’de rejim çoktan değişmedi mi?)

“Cumhuriyet müesseslerinin bir müstebit (baskıcı diktatör) eline geçeceğini mezarımda bile duysam millete karşı haykırmak isterim… Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek en büyük emelimdir.”

“Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız milletindir. Milletin seçtiği milletvekillerinden oluşur. Bu meclis yalnız ve yalnız milletin emrine boyun eğmek zorundadır. İsmi ve makamı ne olursa olsun millet bu hakkını bir şahsa ve makama teslim edemez.”

“Şahsi yetkilere dayanan şahsi hareketleri önlemenin ve Cumhuriyeti korumanın yolu, çok partili gerçek demokrasiyi kurmaktır”.

Atatürk’ün fikri ve kanaatleri işte bu şekilde.

Hiç eğip bükmeyelim. Zira; Hak için, Hak’kı söylemek, Hak’kın gereğidir.

Şimdi deyin hele, bugün bayramını kutladığımız bu Cumhuriyet, Atatürk’ün kurduğu ve tasavvur ettiği bir cumhuriyet midir?

Değil mi?

Değilse, o zaman ortada bir Cumhuriyet de yok demektir!

Peki, olmayan şeyin bayramı olur mu?

Olmaz!!!

Olmaz da “- İyi de Hocam, Cumhuriyetimiz özünü kaybetmiş olsa da, Cumhuriyetimizin ilan edilişinin yıldönümünde hiç mi kutlama yapmayalım, yani hiç mi bir şey yapmayalım?” dediğinizi duyar gibiyim.

Evet kutlayalım.

Evet bir şeyler yapalım. Ama bu bir kutlamadan ziyade, Devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, dava ve silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi anma, anlama ve gerçek manada millet egemenliğine dayanan Cumhuriyetimizi yeniden talep etme, yeniden tesis etme iradesi ve etkinliği şeklinde olmalıdır.

Evet, tiril tril giyinelim, süslenelim, ayyıldızlı al bayraklarımızı ve Atatürk’lü posterlerimizi ellerimize alarak meydanlara akalım…

Akalım ve hakkımız olan Cumhuriyetimizi her alanda talep edelim.

Sosyal, insani, demokratik, haklı, milli, yerli ve çok güçlü bir talep…

İş işten geçmeden!

Çare var…

Çare biziz.

Devamını Oku

SADAT…

SADAT…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tam olarak isimleri “Uluslararası Savunma, Danışmanlık, İnşaat, Sanayi ve Ticaret A.Ş

En azından kendileri öyle söylüyorlar.

Adlarının kısaltması: SADAT

Kamuoyunda daha çok bu kısa adla biliniyorlar.

Yani ne alaka ise “inşaat ve sanayi” dahil her şeyi yapıyorlar.

Resmi sitelerinde, kendilerinin açıkladıkları amaçları:

“Uluslararası alanda Silahlı Kuvvetlerin ve İç Güvenlik Güçlerinin organizasyonu amacıyla, stratejik danışmanlık, özel savunma ve güvenlik eğitimleri ile donatım alanlarında hizmet vererek, İslam Ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi iş birliği ortamı oluşturmak ve İslam Dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak

Bilineni bu…

Bilinmeyenini ise bir Allah bilir, bir de sırtlarını dayadıkları millilikten uzak, ümmetçi destekçileri bilir.

Görülen odur ki, onlar da ülkemizdeki siyasal İslamcıların yaptığı gibi, din kisvesini kullanıyorlar!

Zaten “SADAT“ın Arapçadaki karşılığı bile “Seyitler” anlamına geliyor.

Peki, içlerinde bir tane bile gerçek seyit var mıdır?

Haklarındaki iddialara bakılırsa, bu pek de mümkün değil.

Çünkü kamuoyunda çok vahim iddialar var.

İddialara göre bunlar:

  • İslami terör örgütlerini eğitiyorlar! 
  • Haksız kazançlar elde ediyorlar!
  • Silahlı eğitim kamları bile var! (Tokat ve Konya gibi illerdeki kampları ön plana çıkıyor)
  • Kendi aralarında şifre ile haberleşiyorlar!

Demek ki, yaptıkları gizli! Veya gizledikleri birşeyler var!

Bu şifreli haberleşmeyi Diriliş Postası isimli gazete aracılığı ile gerçekleştiriyorlar!

Yani bizim gazetede okuyup da hilal diye anladığımız şey, onlar için Bilal olabiliyor…

  • Verdiği eğitimler arasında keskin nişancılık, tahrip, tank avcılığı, meskûn mahal operasyonları ve Gayri nizami harp (GNH) kursu bile var.

Kursiyerler, GNH Kursları sonucunda; başta psikolojik harp ve harekât olmak üzere, sabotaj, baskın, pusu, tahrip, suikast, kurtarma/kaçırma ve “tedhiş” imkân ve kabiliyetine kavuşabiliyorlar.

Buradaki “tedhiş” kelimesine özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Çünkü daha çok eski Türkçe’de kullanılan bu sözcük: “Yıldırma, dehşet verme ve korku salma” manalarına geliyor!

Peki bugünkü Türkçe’de “Terör” ne demek?

Terör: Yıldırma, dehşet verme, korku salma!!! 

İsterseniz Türk Dil Kurumu sözlüklerine bir de siz bakın.

Tedhiş=Terör demek!

İyi de, bir örgüt veya örgütlü bir yapı, “terör veya teröristlik” gibi son derece tehlikeli ve illegal bir kabiliyeti,  kursiyerlerine hangi maksatla kazandırmak ister?

Siz cevabı düşünürken biz iddialara devam edelim.

  • Rus Alfa timlerinden bazı eğitmenlerin gelerek, SADAT’ın bir kısım özel personeline kayıt dışı ve özel bir eğitim verdiği de iddialar arasında.
  • Ellerinde çokça silah var!

Yine Sedat Peker‘in Türkmenlere gönderdiği yardım konvoyunun içinde El Nusra’ya silah gönderdikleri iddia ediliyor!

El Nusra kim?

Ruh hastası teröristlerden oluşan, IŞİD’in ruh ikizi!

Böyle bir yapıya, kim neden silah gönderir?

Eğer dikkatli bir araştırma yapılırsa, bu yapının varlığına dair izlere; karışıklık, kaos ve terör olan her yerde ulaşılabilir.

Yine, İdlib’deki radikal İslami terör gruplarıyla olan bağlarına, çok ufak araştırmalarla sizler de ulaşabilirsiniz.

Neresinden baksanız sisli, puslu ve karanlık işler…

Bunlar kamuoyuna yansıyan iddialardı.

Bir de kendilerinin bizzat söyledikleri var…

Yani bunlar iddia falan da değil.

Afrika kıtası da dahil olmak üzere her kıtada bulunduklarını ve 22 küsur ülkeye eğitim verdiklerini söylüyorlar.

SADAT Başkanı Adnan Tanrıverdi; Adaleti Savunanlar Derneği’nde (ASDER) yaptığı konuşmada bakın neler söylüyor:

Anayasa Komisyonu’na sunduğumuz Anayasa teklifindeki Silahlı Kuvvetler’in yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tespitlerimizin aşağı yukarı tamamı 15 Temmuz’dan sonra yürürlüğe girmiştir. 

Harp okulları, askeri okullar, sınıf okullarımızın dışındaki askeri okullarımızın tamamının Millî Savunma Bakanlığımıza bağlanmalı dedik, bağlandı.

Jandarma Genel Komutanlığı’nın Genelkurmay’la göbeği kesilsin ve İçişleri Bakanlığı’na bağlansın dedik, bağlandı. 

Yüksek Askeri Şurası’nın yapısı değişsin dedik, eski yapısıyla başbakan ve milli savunma bakanı sivil iki kişi, onun karşısında on dört orgeneral vardı. Şimdi bunun yerine, yedi tane sivil, başbakanımız, üç başbakan yardımcısı, milli savunma bakanı, adalet bakanı, içişleri, dışişleri bakanı Yüksek Askeri Şura’nın içerisinde, dolayısıyla alınacak kararlarda, sivil iradenin hakimiyeti var. 

Askeri yargı kalksın dedik, o da gerçekleşti. 

Başkanlık sistemi gelsin dedik, o da geldi. 

Önerilerimizin tamamına yakını 15 Temmuz sonrasında gerçekleşti.

İşte görüyorsunuz, 15 Temmuz’dan sonraki dönem için, AKP’nin Türk Ordusunu (adeta parti ordusuna) dönüştürme planını SADAT’ın yaptığı ortada!

Müthiş bir güç…

Başka şeyler de dediler.

Eyalet sistemi getirilmelidir” dediler! (Yani üniter devlet yapısının ruhuna fatiha!)

Kürtlere özerklik verilmelidir“! (Milli devlet yapısının ruhuna fatiha) ,

Kürtçe ikinci resmi dil olmalıdır” dediler! (Milli dil birliğimizin ruhuna fatiha!)

Kürtçe dilinin geliştirilmesi, devlet programında yer almalıdır” bile dediler!

Hatta ve hatta “Mehdinin gelmesi için ortam oluşturmalıyız” dediler.

Evet müthiş bir güç… Türk Ordusu’nu dönüştürebilen ve hatta Türk Devletini değiştirip dönüştürmeye aday olan bir güç!!!

İyi de, kim bunlar?

Nasıl oluyor da, Harp Okullarına giriş sınavı mülakatlarını bile tam üç yıl boyunca bunlar yapıyorlar? (Komuta birliğinin ruhuna fatiha!)

Bu gücü, bu yetkiyi ve bu cüreti kimden alıyorlar?

SADAT denen bu yapının kurucusu kim?

Adnan Tanrıverdi.

Eski bir asker

Peki, bu Adnan Tanrıverdi kim?

Aslında çokça araştırmaya bile gerek yok.

Yine kamuoyunda yer alan bilgilere göre, irticai faaliyetleri nedeniyle, kadrosuzluktan emekliye sevk edilmiş eski bir Tuğgeneral…

Aynı zamanda ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)’in genel başkanlığını yapmış bir şahıs.

ASDER ne?

Tamamı, TSK’lerinden Yüksek Askerî Şura (YAŞ) kararlarıyla ve irtica gerekçesiyle emekli edilen yedi kişi tarafından kurulan bir dernek.

İsterseniz azıcık zamanda geriye, yani 90’lı yıllara gidelim.

1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul belediye başkanı seçildiğinde, askeri kanattan nadir destekçileri arasında kim vardı?

Adnan Tanrıverdi…

Desteğinin karşılığını aldı mı?

Fazlasıyla…

Zira bu SADAT’ın kurucusu olan şahıs aynı zamanda AKP’li Cumhurbaşkanı’na Başdanışmanlık yapmış bir şahıstır. 

Fakat görünen odur ki, bazı üstü örtülü konularda, hala daha üstü örtülü ve önemli bir başdanışmandır.

Çünkü muhalefet tarafından, SADAT’ın faaliyetlerinin Meclis tarafından araştırılması istemiyle verilen önerge bile iktidar oylarıyla hemen reddedilebiliyor!

Birçok vahim iddia ile ilgili olarak, hiçbir yargı mercii her nedense, hiçbir şekilde harekete geçemiyor!

Kim ne derse desin, belli ki SADAT denilen bu yapı, AKP tarafında korunup kollanıyor, AKP’den ve onun devlet üzerindeki nüfuzundan besleniyor!

Gören gözler, duyan kulaklar ve düşünebilen beyinler için, bu artık sır değil.

Sır değil de, hala daha sır olan bazı konular var.

İddialara göre, her bir mensubuna en az 4000 dolar gibi yüklü maaş ödemesi yapabilen bu SADAT’ın, AKP’nin de ötesinde hizmet ettiği yerler var mı?

Eğer varsa SADAT, esas itibarıyla kimlere hizmet ediyor?

Sizce SADAT’ın, önümüzdeki çalkantılı süreçte, ifa edeceği en önemli görev ne olabilir?

Birileri bu SADAT ve SADAT gibi puslu yapıları ne için hazırlıyorlar?

Devamını Oku